Her Lafın İçinde Bir Başbakan

<strong>Ülkenin temel meselelerinin ötesinde her mevzuya dair yorum yapmasına yönelik eleştirileri “Bu ülkenin Başbakanı olarak bu da benim görevim…” şeklinde göğüsleyen Tayyip Erdoğan’ın gündemini şu sıralar Muhteşem Yüzyıl meşgul ediyor.</strong>
Perşembe, 29 Kasım 2012 10:38

Yayınlanmaya başlandığı günden bu yana pek çok kez gerici köşe yazarlarının ve RTÜK’ün, tarihi çarpıttığı gerekçesiyle hedef aldığı dizi şimdi de Başbakan’ın gündemine girdi. Kütahya’da katıldığı hava alanı açılışında konuşma yapan Tayyip Erdoğan 2 senedir yayında olan ve Kanuni Sultan Süleyman zamanının Osmanlı’sını anlatan Muhteşem Yüzyıl dizisine ateş püskürdü. Başbakan “Bizim öyle bir ecdadımız yok. Biz öyle bir Kanuni tanımadık. Biz öyle bir Sultan Süleyman tanımadık. Onun ömrünün 30 yılı at sırtında geçti. Sarayda o gördüğünüz dizilerdeki gibi geçmedi” diyerek dizinin gerçeği yansıtmadığını iddia etti.

Tasvip etmediği durumlarda ‘yargıya talimat verdiğini’ söylemekte bir beis görmeyen Başbakan, “Bu konuda da ilgilileri uyarmamıza rağmen yargının da gerekli kararı vermesini bekliyoruz. Böyle bir anlayış olamaz. Bu milletin değerleriyle oynayanlara milletçe gereken dersin, cevabın hukuk içinde verilmesi gerekir” diyerek yargıyla olan ilişkisinin altını bir kez daha çizmiş oldu. Başbakanın uzlaşamadığı kaç gazetecinin işinden olduğu anımsandığında, “Ben o dizilerin yönetmenlerini de o televizyonların sahiplerini de milletimin huzurunda kınıyorum” dediği yönetmen ve televizyoncuların akıbeti merak konusu oldu.

Başbakan yalnız değil…
Tayyip Erdoğan’ın söyledikleri hızlı bir destekçi kitlesi bulmakta gecikmedi. Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ “herkes bilmeli ki bu dizideki Kanuni'ye ait bilgilerin büyük bir kısmı yalan ve iftira üzerine kurgulanmıştır” ifadesiyle “kurgu” kelimesinin anlamını bilip bilmediğine dair soru işaretleri uyandırdı.

Radikal gazetesi yazarı Akif Beki de “Başbakan izleyici çoğunluğunun nabzını tutmaya, talep ve tepkilerine tercüman olmaya mecbur hissediyor kendisini” diyerek, kendisi de Erdoğan’ın duygularına tercüman olmayı denedi.

Başbakan’a arka çıkmak konusunda rakiplerini açık ara geride bırakan Fehmi Koru da “başbakan kendisini evlatlarını yanlış etkilerden korumakla görevli baba gibi görüyor, televizyon dizilerinin tarihi gerçeklerden şaşmamasını arzuluyor” diyerek analitik gazeteciliğe yeni bir boyut kazandırmış oldu.

Öte yandan daha önceden milliyetçi ve İslamcı cepheden yükselen başka sesler de olmuş, Fethullah Gülen de diziyi çekenlere “küstahlar, terbiyesizler, saygısızlar” demiş ve atalarını “tahkir” etmekle suçlamıştı.

RTÜK nikah memuru mu ?
Dizinin yayınlandığı ilk zamanlarda bir açıklama yapan RTÜK, 9 ayda gelen vatandaş şikayetlerinin sayısı toplamda 64 bin 664 iken, sadece 25 gün içinde Muhteşem Yüzyıl’ın 74 bin 911 kişi tarafından şikayet edildiğini belirtmişti. RTÜK Başkanı Davut Dursun, “kurgu bile olsa dizi toplumun hassasiyetlerini gözetmek durumundadır” diyerek erken bir uyarı yapmıştı.

Dizinin jeneriğinde ilk ifade edilenlerden biri dizide geçen olay ve karakterlerin tarihten esinlenmekle birlikte hayal ürünü olduğu. Geçtiğimiz aylarda yaşamını yitiren Meral Okay da bir televizyon dizisi çektiklerini ve popüler bir iş yaptıklarını, izlenenin belgesel olmadığını defalarca ifade etmiş, ancak gericilerin nefretini kazanmaktan kurtulamamıştı. Öyle ki ölümünden sonra, Habervaktim adlı internet sitesinde, kendisiyle ilgili basın etiğine sığmayacak nitelikte “O kadın öldü” şeklinde başlıklar atılmıştı.

Takip eden zamanlarda senariste, yapımcıya yönelik ithamlar devam etse de dizi her hafta en çok reyting yüzdesine ulaşan program olmayı başardı. Hassasiyetleri olduğu iddia edilen Türkiye toplumu, ilgisini diziden esirgemedi. Hatta dizi yurtdışında da geniş bir izleyici kesimine ulaştı.

RTÜK’ün ilgisine mazhar olan tek dizi Muhteşem Yüzyıl olmadı. İçki içen, sevgilisiyle birlikte yaşayan bir polis memurunu resmeden Behzat Ç. adlı dizi de iktidarın şimşeklerini üzerine çekti. Dizinin Savcı Esra ve Komiser Behzat karakterleri birlikte yaşarken, bir süre sonra evlendirildiler ancak RTÜK bir türlü ikna olamadı, dizi defalarca para ve uyarı cezasına çarptırıldı.

1 Kadın 1 Erkek adlı dizide, evlenmeden birlikte yaşayan bir çiftin anlatılışı da RTÜK’ü rahatsız etti, dizinin geç saatlerde yayınlanması da çözüm olmadı ve karakterlerin evlenmesine karar verildi.

Vedat Milor’un sunduğu yemek programında üzüm türlerinin adı zikredilince şarap reklamı yapıldı diye, Winnie The Pooh adlı çizgi film ise kahramanlar bira içerken kadeh tokuşturdu suçlamasıyla ceza alan yayınlardan oldu.

Diziler neden önemli
Bir ülkenin başbakanının, bakanlarının, denetleme kurumlarının hatta milyonlarca müridi olan bir cemaatin liderinin bile bir televizyon eğlenceliğine bu kadar müdahale ediyor olması açıklanmaya değer görülüyor. Hızla yoksullaşan, eve kapanan, eğlence kültürü televizyona hapsedilen toplumun biçimlendirilmesinde başta en çok ilgi gören diziler olmak üzere pek çok televizyon programı iktidar nezdinde büyük önem taşıyor. Evlilik programları, insani değerleri küçümseyen yarışma programları da verili zihniyetin ayrılmaz bir parçası olarak görev yapıyor.

Toplumu kuşatmanın önemli bir aracı olarak görülen televizyon ekranları, dinselleşmenin de propagandasının yapılacağı bir alan olarak tanımlanıyor.

Akif Beki gibi köşe yazarları “toplum muhafazakar görünürken ekran tercihleri neden muhafazakar değil” sorusunu sorup, kumandaları muhafazakarlaştırmanın yolunu aramak gerektiğini belirtiyor.

Acımasızca rekabet, güçlü olan kazansın şeklinde sistemin aklına dair bir dizi mesaj taşıyan programlar önemli ideolojik araçlar görevi üstleniyor, insanlığa dair biriken toplumsal hafızayı yok edip, yeni ve yıkıcı bir insan prototipi çiziyor.

Sonuç olarak AKP'nin ve gericiliğin televizyon dizilerine yönelik "ilgi" ve tepkisi, esasında ülkenin gericileştirilmesi çabalarıyla denk düşüyor. Gösterilen hassasiyet ne basitçe dizinin senaryo ekibine karşı, ne de tarihi gerçekleri korumaya yönelik. Tüm bu müdahalelerle amaçlanan, bir yandan toplumun en mahrem mekanlarına kadar gericilik tarafından kuşatılması, öte yandan da Erdoğan'ın bir "baba" figürü olarak kabulünü sağlayarak padişahlığa geçişini kolaylaştırmak oluyor.

(soL - Haber Merkezi)