"Helal"leşiyoruz!

Türkiye'de tarım ve hayvancılık çökertilirken, "merdiven altı" sağlıksız gıda üretimi varlığını sürdürürken, TSE üzerinde uzun bir süredir çalıştığı "Helal Gıda Standardı"nda son aşamaya gelindiğini bildirdi.
Pazartesi, 22 Eylül 2008 07:14

soL (HABER MERKEZİ) Türkiye, haramzadelerin elinde, her gün yeni bir yolsuzluk, yeni bir çürüme haberiyle çalkalanırken, AKP iktidarı, bunların uzantısı olacak bir uygulamayı, gül suyu niyetine toplumun üzerine boca etmeye hazırlanıyor. "İslami usullere uygun şekilde hazırlanan gıda tüketmek isteyenlerin ihtiyacını karşılamak" için üzerinde çalışılan "Helal Gıda Standardı" konusunda, hazırlıklar tamamlanmak üzere!

TSE Başkanı Tahir Büyükhelvacıgil, bunu duyurduğu açıklamasında, "söz konusu standardın iyi bir şekilde çıkarılmasını istiyoruz" dedi. Konuyla ilgili "önemli hassasiyetler"in bulunduğunu da sözlerine ekledi.

"Helal Gıda Standardı", 2005 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen İslam Konferansı Teşkilatı toplantısında, bu konuda başı çeken Malezya'nın önermesi üzerine, Dışişleri Bakanlığı'nın da gündemine alınmış ve dönemin Dışişleri Bakanı Abdullah Gül, "Helal Gıda Standardı" oluşturma işiyle TSE'yi görevlendirmişti. Meselenin kamuoyuna duyurulmasında dinci medya özel bir çaba harcamış, "TSE, İslami usullere uygun gıda tüketmek isteyenlerin ihtiyacını karşılamak için 'helal gıda' adı altında yeni bir standart oluşturuyor" haberleriyle, "müjdeler" verilmişti.

"Helal Gıda", kapatma davası iddianamesinde
"Helal Gıda Standardı", gündeme geldiği 2005 yılından bugüne, siyasi ve mesleki örgütler, tüketici hakları kuruluşları ve gıda üretimi yapan şirketler tarafından değişik açılardan tartışıldı. Gıda yönetiminin, AKP hükümeti tarafından, tüketici sağlığına yönelik ve riskleri önlemeye çalışan kıstaslarla değil, yandaş şirketlere yeni kâr alanları açma hedefiyle ve siyasi-dini olarak istismarcı bir yöntemle ele alındığı eleştirileri öne çıktı.

O kadar ki, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya'nın, AKP'nin "laikliğe aykırı eylemlerin odağı haline geldiği için kapatılması" istemiyle açtığı davanın dilekçesinde yer alan delillerden birini oluşturdu. Konu, iddianamede, "Dışişleri Bakanlığı'nın, İslam Konferansı'ndan çıkan tavsiye doğrultusunda 2005'te Türk Standartları Enstitüsü'ne başvurarak, 'Helal Gıda Standardı' hazırlatması" ifadesiyle yer buldu.

Nereden çıktı "helal"lik
TSE olarak standartlar konusunda dünyayla uyumlu hareket ettiklerini belirten Büyükhelvacıgil, helal gıda standardını özellikle Malezya'nın çok etkin bir şekilde uyguladığını kaydetti.

İsrail'in "koşer" adıyla uyguladığı sertifikayla İslam dünyası 2004 yılında tanıştı. Dünya genelinde "helal gıda" sertifikası veren ilk ülke ise Malezya... Malezya'yı Müslüman nüfusun ağırlıkta yaşadığı Avrupa ülkeleri izledi. Almanya, Fransa, Belçika ve Vietnam da "helal gıda" sertifikası veriyor.

Malezya'da başlayıp ABD ve Avrupa'da yaygınlaşan "Helal Gıda Standardı", son olarak Kırgızistan'da da uygulanmaya başladı. 20 civarında ülke sertifika düzenlerken, "Dünya Helal Konseyi" adlı örgüte üye olan kuruluş sayısı 60 civarında. "Helal gıda" uygulamasının yapıldığı Müslüman ülkelerde, ürünün "helal" olup olmadığına "İslam Ulema Meclisleri" karar veriyor.

Helal sertifikasyonu, sadece gıda ürünlerini değil, gıdaların servisinin yapıldığı yerleri (dinen sahip olması gereken özelliklere bakılarak) ve paketleme, taşıma, markalama, etiketleme, lojistik, seyahat, otelcilik gibi hizmetlerle eczacılık, kozmetik, tıbbî cihazlar ve diğer sağlık ürünlerini de kapsıyor. Bu pazarın toplam hacminin 580 milyar doları bulduğu söyleniyor.

Büyük bir iş hacmi var
"Helal ürün", sadece "dinî hassasiyeti" olan insanları değil, yeni pazarlara açılmak isteyen işadamlarını da yakından ilgilendiriyor.

25 milyon Müslümanın yaşadığı Avrupa ülkeleri ile Hindistan, ABD ve Çin, önemli pazarlar olarak görülüyor.

TSE Başkanı Büyükhelvacıgil de, söz konusu iş hacminin ''akıl almaz'' boyutlarda olduğunu belirterek, ''dünya ticaretine baktığımızda, çok büyük bir pay var.' dedi ve "bu ticaretten Türk sanayicisinin pay alabilmesi için, söz konusu standardın çıkması gerektiği"ni ifade etti.

"Biz yapalım da siz isterseniz haram tüketin"
"Helal Gıda Standardı"nın mecburi standart kapsamında olmayacağını belirten TSE Başkanı Büyükhelvacıgil, bu standardı uygulayacaklar ile uygulamayacaklar arasında haksız rekabet doğacağı eleştirilerini ifade eden bir soru üzerine, "Helal Gıda Standardı"nı tercih edip etmemeyi tüketicinin hür iradesinin belirleyeceğini ve tüketicilerin bu standarda uygun ürün ve hizmet isteme hakları bulunduğunu söyledi.

Tüketicilerin istediğini alıp, istemediğini almayabileceğini belirten Büyükhelvacıgil, ''buna hüküm koyamazsınız ki. Tüketicinin tercihidir. Tüketici tercihini yapar, kullanır. Herkes söylemez mi 'koşulsuz müşteri mutluluğu' diye. Mühim olan tüketicinin memnuniyeti değil midir? Onların isteklerine cevap verebiliyor olmak değil midir? Yani tüketiciyi memnun etmektir. Tüketicinin isteklerine cevap verebiliyor olmamız lazım. Böyle bir ihtiyaç varsa bunun yapılması lazım" dedi.

Üretici şirketler "haraç" diyor
Banvit A.Ş. Genel Müdürü Ömer Görener, kamuoyunda "Helal Gıda" olarak bilinen, 2008'de uygulamaya başlanacağı açıklanan "Dini Usullere Uygun Gıda Standardı"yla ilgili olarak, ''uygulanması planlanan sertifikalandırma düzenini, üreticilerin sırtına yüklenecek ayrı bir haraç mekanizması olarak görüyoruz'' demişti. Görener, "Helal Gıda Sertifikası"nın uzun vadede İslam ülkelerinden oluşan komşu pazarlara yönelik gıda ihracatını artıracağı beklentisinin mevcut olduğunu, ancak bu çalışmanın, bir de ''ticari sertifika pazarı'' boyutunun bulunduğunu söylemişti. Diyanet İşleri Başkanlığı'nın "helal" sertifikasını halen verdiğini, ''aslında meselenin Türkiye'de 'helal' olan üretimin bir başka rüsuma, haraca bağlanması meselesi olduğunu'' savunan Görener, farklı ülkelerde ve dini toplumlarda birtakım ek standartların uygulandığını, arandığını bildiklerini belirtmişti.

Tüketici "helal"leşmeye zorunlu mu?
Türkiye'de üretilen pek çok gıdanın ambalajında, TSE'nin "resmi" hale getireceği standartların uygulandığına yönelik ibareler zaten yer alıyor ve İslami yönden "yasaklı" kılınmış domuz eti ile ürünlerinin veya alkol ve türevlerinin içerilmediği belirtiliyor. İslami sermayenin gıda sektöründe faaliyet gösteren şirketlerinin temel reklamcılık stratejisi, ürün ambalajında ifade edilen "helal"liğin, çeşitli toplumsal mekanizmalar ve cemaatler desteğiyle tercih sebebi haline getirilmesine dayanıyor. Gıda, besleyici, hijyenik üretilmiş, sağlıklı, ucuz oluşundan önce "helal"dir! Piyasasını ve pazar payını böyle oluşturuyor.

Bu standardın zorunlu olmayacağı beyan edilse de, bir devlet kuruluşunun resmî onayını almış "helal" etiketi taşıyan ürünler, diğer ürünlerin "haram"lığını ilan etmiş olacağına göre, inançlar açısından bir zorlamanın söz konusu olacağı çok açık.

Pazarda yerini alan ürün, "helal" etiketi almamış veya alamamış ürünle aynı market rafında tüketiciye ulaştığında, "helal" olanı almaya mecbur bırakılmadığı söylenen Müslüman tüketicide nasıl bir algı oluşacak? Tüketicinin tadını beğenmediği, belki de güvenmediği "helal" etiketli ürün karşısında serbestisi ne olacak? "Yüzde 95'i Müslüman" denilip durulan bir toplumda, market rafındaki ürünlerin "helal" etiketli olmayanından alan tüketiciye nasıl bir gözle bakılacak ve "mahalle baskısı" bir de burada işlemeye başlamayacak mı?

Helal gıdanın getireceği ayrışma
Görülen o ki, bu soruları gündeme getiren bir uygulama, Türkiye gibi kutuplaşmaların yaşandığı bir ülkede, toplumun önüne yeni bir ayrışma ekseni çıkaracak. İnsanlar, hangi gıdayı tükettiklerine bakılarak etiketlenecek, kamplaştırılacak. Dinciliğin hayatın her alanında yaygınlaştırılması ve dayatılması, üstelik inananlar nezdinde son derece önem taşıyan "helal" damgasının yürürlüğe girmesiyle, yenilen ekmeğe, içilen suya kadar uzanan bir kuşatmaya dönüşecek.

AKP, bir kez daha, "azınlığın talebini karşılamaya yönelik" bir uygulamayı, "çoğunluğun güdülmesi, farklılıkların baskı altına alınması" aracı olarak kullanmanın derdinde. Cabası, yandaş sermayenin bu alandaki yatırımlarının ödüllendirilmesi olacak.