Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

"Gençler üç besteci sayamaz"

Modern sanatın her dalıyla “kavga” ederken, halk kültürünü olabildiğince muhafazakarlaştırmayı deneyen AKP’nin Genel Başkanı Erdoğan, gençlerin “tarihlerinden üç besteciyi sayamayacağından” şikayet etti.

Yayın Tarihi: 01.02.2010 , 09:30 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:04

Baleden resme, tiyatrodan heykele, modern sanatın tüm dallarıyla açıkça kavga ederken, halk kültürünü de olabildiğince muhafazakarlaştırmayı deneyen hükümetten, “gençlerin tarihlerinden üç besteciyi sayamayacaklarından” şikayet etmesi dikkat çekti.

Başbakan'ın, “kendi sanatına, sanatçısına sahip çıkamayan bir toplumun istikbali karanlıktır. Kendi değerlerine musikisine yabancılaşan bir toplum, tarihinden uzaklaşan bir toplum geleceği de kurgulayamaz” sözleri AKP hükümetinin bu alanda sekiz yıllık icraatını da tartışmaya açtı.

AKP’nin sanatla kavgası
Bale, resim ve heykeli “müstehcen”, tiyatro ve mizahı “sakıncalı” bulan AKP’li kadrolar, sanata karşı resimlere örtü geçirmekten, heykelleri kaldırmaya, oyunları yasaklamaya kadar varabilen icraatlarla hatırlanıyor.

Kentin değişik yerlerinde yer alan heykelleri “insanların ‘orgazm olduğu’ gerekçesiyle kaldırtan” ve “ben böyle sanatın içine tükürürüm” diyerek sanat düşmanlığında görülmedik bir cüret sergileyen Melih Gökçek’in izinden giden AKP’li belediye başkanlarının “heykel kaldırma” sicili hayli kabarık.

AKP'li yetkililerin çoğu zaman kentlerde bulunan heykellere dönük kavgaları dikkat çekerken kaldırılamayan heykeller için de basın toplantıları düzenlenmesi dikkat çekiyor. Örneğin Antalya’nın Kemer ilçesinde AKP ilçe başkanı, heykeltıraş Zafer Sarı'ya yaptırılan, aşkı ve sevgiyi anlattığı belirtilen erkek ve kadın figürlü heykele tepki göstererek, basın toplantısı yapmış ve ““Kemer’in merkezine yapılan heykelin manası ve anlamı nedir? Neye hizmet ediyor? Ne amaçla yapıldı? Bundan sonraki heykelleri pozisyonu değiştirerek mi yapacaklar?” diyebilmişti.

AKP’li belediyelerin resim ve fotoğraf sergileriyle de “ilgilendikleri” ve “gerekli tedbirleri” aldıkları görülüyor. Sergilere karşı tutumlar, nü tablolara örtü örttürmekten, eserleri sanatçıya haber vermeksizin toplatarak bir kenara atmaya kadar değişebiliyor.

Tiyatro oyunlarını açıkça ya da dolaylı olarak “yasaklayan” hükümetin engeline takılan oyunlar arasında “Yedi Tepeli Aşk”, “Laz Marks”, “Deliler” ve “Yasaklar” sayılabilir. 1980’lerin Türkiye’sinde yasaklanmayan Metin Akpınar ve Zeki Alasya’nın “Yasaklar”adlı oyununun AKP’nin “demokratik” Türkiye’sinde yasağa takılması da ayrıca dikkat çekiyor.

Oyunların yasaklanma gerekçelerine dair ayrıntılı bilgi verilmesine gerek duyulmaması da dikkat çekici. Örneğin, alevi bir yazarın kaleme aldığı ve bakire olmayan bir kızın evlilik öncesi yaşadıklarını anlatan “Yedi Tepeli Aşk”, kaldırıldıktan sonra, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Sanat Danışmanı Kenan Işık tarafından “Alevileri incitecekti” gerekçesi gösterilerek eleştirilmişti.

Halk kültürüne AKP “darbesi”
Modern sanatla kavgalı AKP’nin halk kültürüyle de arasının açık olduğu görülüyor. Halk kültürünü, “müstehcen” algılayarak, içindeki mizah ve hoşgörüden uzaklaştırmaya çalışan muhafazakar yaklaşım, halk kültürünü “becerebildiğince” kendisine uydurmayı deniyor.

2008’in Nasreddin Hoca yılı ilan edilerek, bu konuda pek çok etkinlik düzenlenmesini sağlayan AKP hükümeti, Hoca’nın “imamlaştırıldığı” eleştirilerine maruz kalmıştı. Nasreddin Hoca fıkralarını ayıklayarak, “ehlileştirmek” üzerine kurulu yaklaşımın, Anadolu’nun Bektaşi geleneğiyle de beslenen, “eleştirel” ve “ironik” mizah anlayışının üstünü örterek, Nasreddin Hoca’yı dini bir simge olarak yeniden kurmaya çalıştığına dikkat çekilmişti.

Yemek isimlerini değiştirmekten, atasözlerini ayıklamaya kadar pek çok adım atarak halk kültürünü kendi tutucu sınırlarına çeken AKP kadrolarının, kültürünün aktarımında önemli rol oynayan TRT’yi de bu misyonundan uzaklaştırmayı amaçladığı gözleniyor.

İstanbul Radyosuna ait stüdyolar bir yıldan fazla süredir kapalı tutulurken, radyo sanatçıları geçtiğimiz aylarda bir eylem düzenleyerek, AKP kadrolarının kendilerine dönük politikalarını eleştirmiş, türkü söyleyerek stüdyolarını geri istemişlerdi.

Sanat ebru ve hattan mı ibaret?
“Bizim tarihimizde Fatih, Kanuni, Atatürk gibi devlet adamları, Sinan gibi mimarlar, Fuzuli gibi şairler, Mevlana, Yunus gibi gönül insanları var. Ama yanı şekilde Farabi gibi, Dede Efendi, Itri, Hacı Arif bey gibi, Münir Nurettin Selçuk gibi bestekarlar var. Dünya üzerinde hiçbir devletin milletin sahip olmayacağı büyük bir zenginliğe sahibiz. Ama idrakinde olunmadan o zenginlik hiçbir şeye yaramıyor. Kendi sanatına sanatçısına sahip çıkamayan bir toplumun istikbali karanlıktır. Kendi değerlerine musikisine yabancılaşan bir toplum tarihinden uzaklaşan bir toplum geleceği de kurgulayamaz” sözlerinde, büyük bestecileri Münir Nurettin ile noktalandırıldığı görülen Erdoğan’ın bugünün Türkiye’sindeki sanatçıları “görmezden geldiği” anlaşılıyor.

Bugüne ve yarına duyduğu kayıtsızlık yanında Anadolu’nun binyıllardır biriktirdiği kültürel hazinesini yok sayarak, Osmanlı saray çevresinin sanat anlayışını ön plana çıkaran AKP’nin, sanattan anladığının Erdoğan’ın övgüyle belirttiği -çeşitli vakıflarca da desteklenen- hat ve ebru kurslarından ibaret olduğu görülürken, genç nesilleri sanatla buluşturmaya dönük samimi ve gerçekçi politikalar üretmekten uzak olduğu gözleniyor.
(soL - Haber Merkezi)

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.