Gazeteci Baha Okar 19 aydır neden tutuklu?

Devrimci Karargâh davasının 5. duruşması bugün görülecek. Bilim ve Gelecek editörü Baha Okar, bu davadan 19 aydır tutuklu bulunuyor. Tekirdağ F Tipi’nde günlerini geçiren Okar’ın 19 aydır tutsaklığına gerekçe gösterilen deliller tam bir hukuk skandalı yaşandığını kanıtlıyor.
Pazartesi, 30 Nisan 2012 10:00

Eski emniyet müdürü Hanefi Avcı’nın da dâhil edildiği sosyalistlerin, gazetecilerin yargılandığı Devrimci Karargâh davasının bugün 5. duruşması görülecek. Okar ile birlikte devrimcilerin de yargılandığı dava, diğer operasyon davaları gibi tam bir hukuk skandalı içeriyor. 19 aydır tutsak olan Bilim ve Gelecek editörü Baha Okar’ın tutuklu yargılanmasına gösterilen gerekçeler ise ne denli haksız tutuklama yapılabildiğini kanıtlıyor.

Hayret verici suçlamalar…
Devrimci Karargâh davasından tutuklu yargılanan gazeteci Okar’a dair söz konusu dava dosyasında yer alan belgelerde hayli ilginç detaylar öne çıkıyor. Suçlamalarda emniyet ekiplerinin hazırladığı teknik takip tutanağı, ev arama esnasında suç isnadıyla el konulan gereçler, Okar’ın yaptığı telefon görüşmeleri, tutarlılığı bulunmayan itirafçı beyanları yer alıyor.

Nalbura gitmek suç!
Dava dosyasında yer alan suç delillerinden biri Okar’ın emniyet ekipleri tarafından teknik takiple izlendiği tutanak. Teknik takip tutanağında, 18 Eylül 2010 tarihinde Terörle Mücadele Şube ekipleri tarafından takip edilen Okar’ın Kadıköy’de bulunan Bilim ve Gelecek dergisinden çıktığı ve Moda’da bulunan nalbura gittiği, nalburdan elinde siyah bir poşetle çıkarak işyerine geri döndüğü ve teknik takibin herhangi bir gelişme olmaması nedeniyle sona erdirildiği bildiriliyor.

Dava dosyasına giren bu tutanak dışında Okar hakkında başka teknik takip tutanağı bulunmuyor. Ayrıca emniyet ekiplerinin de nalbura gidip Okar’ın ne aldığını da soruşturmadığı görülüyor. “Terör örgütü üyesi” olmakla suçlanan Okar’ın ne aldığı dahi polislerin ilgisini çekmiyor.

Bilgisayarda kitap bulundurmak suç!
“Terör örgütü” suçlamasına gerekçe gösterilen delil, sadece “nalbura gitmek” gerekçesiyle sınırlandırılmıyor. Okar’ın liseden Fransızca öğretmeni Sabriye Çağırıcı’nın kitabının teknik hazırlığını yapması da örgütsel ilişkiye delil gösteriliyor.

Okar’ın evinde yapılan aramada bilgisayarından elde edilen veriler hakkında hazırlanan polis fezlekesinde, “Sabriye Çağınıncı isimli örgüt mensubu ile ilgili ibarelerin tespit edildiği, adı geçen belgede, ‘Kanserli Bir Devrimcinin Güncesinden oğluma mektuplar’ isimli kitabının bulunduğu” ifadeleri yer alıyor.

12 yıl önce ölen öğretmen Ergenekoncu!
Fezlekede, Çağırıcı’nın ismi “Çağınıncı” olarak geçerken yapılan tek maddi hata bununla sınırlı kalmıyor. Çağırıcı, Ergenekon üyesi olmakla da suçlanıyor. Ancak Sabriye Çağırıcı henüz Ergenekon adının dahi soruşturmalara konu olmadığı 12 yıl önce kanserden hayatını kaybetmişti ve sözü edilen “belge” de Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan 2010 yılında yayınlanmış, şu anda da “Günlük, anılar ve mektuplar –ve sonrasında yazılanlar” ismiyle kitabın satışına devam ediliyor.

Ayrıca kitap zaten daha önce basılmıştı. Okar’ın öğretmeni Çağırıcı yaşamını yitirdikten sonra eşinin isteğiyle kitap ikinci kez Bilim ve Gelecek Kitaplığı’ndan basılıyor, Okar da bu kitabın teknik hazırlığını yapıyor. Böylece polis eliyle hazırlanıp iddianamelere konu olan ve dava dosyalarında suç delili gösterilen gerekçelerin ne kadar zorlama hazırlandığı da bir kez daha görülüyor.

Telefon görüşmelerinde örgüt yok yine suç!
Okar’ın yaptığı telefon görüşmeleri de “suç delili” olarak dava dosyasında yerini alıyor. Ancak söz konusu telefon konuşmalarında ne “Devrimci Karargâh örgütü” mensuplarıyla görüşmeler bulunuyor ne de örgüte dair bir ifade, bir bulgu, bir belirti yer almıyor. Bahse konu olan telefon kayıtlarında sadece Okar’ın dostlarıyla, iş arkadaşlarıyla günlük yaşama uygun yaptığı telefon görüşmeleri bulunuyor.

Kaptan dedi, kod adı oldu!
Ayrıca 3 Eylül 2009 tarihinde Bilim Kongresi için İzmir’de bulunan Okar’a arkadaşı Arif Şen’in telefonda “ne haber kaptan” demesi, iletişim tespit tutanağında Okar için “kaptan kod adlı” ifadesiyle belirtiliyor.

Örgüt annesinin telefonundan çıktı!
Ancak emniyet ekipleri yılmıyor, Okar’ın annesi Fatma Okar’ın telefonundan Ergenekon davasından tutuksuz yargılanan Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya ile görüşme yapıldığını ortaya çıkarıyor! Görüşmenin Akkaya’nın maden mühendisi arkadaşı ile temizlik görevlisi bir kadın arasında yapılan bir telefon görüşmesi olduğu da ortaya çıkıyor. Yine de Akkaya ile Okar’ın yapacağı bir telefon görüşmesinin dahi hangi yönde suç teşkil edeceği anlaşılamıyor.

Zorlama örgüt ancak bu kadar olur!
Zorlama üretildiği aşikâr olan asılsız deliller iddianamede de devam ediyor. İddianame sayfa 74’te, “Devrimci Karargâh terör örgütü mensuplarının diğer terör örgütleriyle ilişki ve irtibatları” şeklinde hazırlanan şablonda Okar’ın Devrimci Karargâh üyesi 1, Ergenekon üyesi 2 kişiyle görüştüğü belirtiliyor.

Okar’ın görüştüğü iddia edilen “terör örgütü” üyeleri ise İstanbul Barosu’na halen kayıtlı avukat Umut Alkaç, “Ergenekon şüphelisi” kanserden vefat etmiş Fransızca öğretmeni Sabriye Çağırıcı ve Ergenekon davasından tutuksuz yargılanan Ulusal Kanal İstihbarat Şefi Ufuk Akkaya…
Böylece tüm çabalara rağmen ancak yaşamını yitiren bir yazar, mesleğini sürdüren bir avukat ve bir gazeteciden örgüt yarattıkları gözler önüne seriliyor.

Ayrıca şablonda yer alan 19 sanıktan PKK, MLKP, DHKP-C, Devrimci Karargâh, Ergenekon denilen örgütlerle ilişkisi olduğu iddia edilen 13 kişi de geçtiğimiz duruşmalarda tahliye edildi.

PKK itirafçıları tanık yapılıyor
Polisin delil üretme girişimlerine PKK itirafçıları da dâhil ediliyor. İtirafçı Muharrem Aydın, emniyet ekiplerine verdiği beyanda, 2005 yılı Kasım ayı sonunda Kuzey Irak’ta bulunan Hakurki kampında kuryeliğini yaptığı “Türk solu” denilen grubun arasında Baha Okar’ın da bulunduğunu söylüyor.

Facebook fotoğrafından teşhis!
Polislerin gösterdiği fotoğraflardan teşhis yapılması istenen itirafçı Aydın, “Türk solu grubundaki şahısları ismen tanımam, çünkü bu şahıslarla konuşmamız yasaklanmıştı. Ben bu grubu bir gece gördüm” diyerek Okar’ın 2000 yılına ait fotoğrafından teşhiste bulunuyor. Daha sonra avukatın bu duruma itirazı üzerine emniyet ekipleri, Okar’ın facebook adresinde bulunan fotoğrafı üzerinden teşhis yapıldığı yönünde ifade değiştiriyor.

Okar, aynı tarihte üç yerde!
Üretilen deliller arasında akılalmaz tarihi bir hata yapılıyor. İddianameye göre, Okar Hakurk kampına gittiği tarihte hem Fethiye’de annesinin evinde Ufuk Akkaya ile telefonda görüşüyor, hem de İstanbul’da Bilim ve Gelecek dergisinde bulunuyor. Yani Okar, savcıya göre aynı zamanda üç farklı yerde olabiliyor.

“Kampta değil, kalp krizi geçiren babasının yanındaydı”
Okar’ın o tarihte nerede olduğunu ise geçtiğimiz duruşmalarda ablası Ayşe Mine Deniz anlatıyor. Mahkemede tanık olarak söz alan Deniz, iddiaya konu olan tarihlerde babasının kalp krizi geçirdiğini ve Okar’ın sürekli yanlarında bulunduğunu söyledi. Bilim ve Gelecek dergisi Genel Yayın Yönetmeni Ender Helvacıoğlu da mahkeme heyetine, Okar ile 2004 yılından beri beraber olduklarını ve kendisiyle hemen her gün görüştüklerini ifade ederek bahsi geçen iddiaları yalanladı.

Tek gerçek, aylardır tutsak edildikleri…
Okar’ın tutukluluğuna gerekçe gösterilen deliller emniyetinden savcısına, tutukluluk halinin devamı yönünde karar veren mahkeme heyetine değin akıl tutulması yaşandığını kanıtlıyor. Diğer yargılanan sanıklara da benzeri suçlamalar yöneltilen operasyon davasında, tek gerçekliğini koruyan ise sosyalistlerin, gazetecilerin bu üretilen delillerle aylardır tutsak edildikleri.

Tüm bu akıl dışı gerekçelerle, üretilen delillerle nereye kadar haksız yargılamaların süreceği merak ediliyor.

(soL - Haber Merkezi)