"Ergenekon"un köşelerdeki dalgası

Dün sabah saatlerinde başlatılan ve tüm gün boyunca süren son "Ergenekon" operasyonu, bugünkü gazetelerde yer alan kimi köşe yazılarına şöyle yansıdı...
Salı, 14 Nisan 2009 15:10

sol (HABER MERKEZİ) Yeni Şafak gazetesi yazarı Fehmi Koru, "Ergenekon sürecinin öznesi kim?" sorusunu sıklıkla sorduran bugünkü yazısında, birtakım uluslararası sorunların çözümünde "anahtar" özelliği taşıdığını ileri sürdüğü Türkiye'nin öneminin arttığını ve bu nedenle de kendisini olumsuz etkileyen "sürprizler"den uzak olması gerektiğini ifade ediyor.

"Oysa bir terör örgütünün istediği zaman dişini gösterebildiği, siyasi suikastların ve sistem-dışı müdahalelerin köşe başında beklediği bir ülkeyiz... PKK terör örgütü ile sistem-dışı müdahaleleri sağlamak üzere oluşturulmuş 'gizli' örgütler, birbirine ters, ancak her yönüyle birbirinin varlığından beslenen birer hilkat garibesi..." diye yazan Koru, her iki oluşumun da tasfiyeye tâbi tutulduğunu, bir yandan PKK'nin destek aldığı güçler Türkiye ile birlikte hareket eder hale getirilirken, diğer yandan da Türk yargısının bütün gücüyle Ergenekon yapılanmasının üzerine gittiğini söylüyor.

"Yargılanan örgüt bu kadar dallı-budaklı, akademik çevrelerin içine kadar sızmış bir örgüt müdür? 'Sivil' görüntülü örgütler darbeci bir yapılanma içerisinde yer almış olabilirler mi?" sorularını soran Koru, yazısını, "bu soruların cevabını bilmiyorum savcılar dışında kimsenin bildiğini de sanmıyorum. Bildiğim tek şey, kime/kimlere uzanırsa uzansın tam tasfiye gerçekleşene kadar bu sürecin durmayacağıdır" diye bitiriyor.

"Sivil Ergenekoncuların 'darbe hazırlığı'ndaki doktriner katkısı"
Zaman gazetesi yazarı Bülent Korucu "Darbecilik fikir özgürlüğü müdür?" başlıklı bugünkü yazısında, Ergenekon'un önceki dalgalarında daha çok "örgütün silahlı unsurları"nın hedefe yerleştirildiğini, kimi rektörleri ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği üyelerini içine alan dünkü geniş operasyonla birlikte Ergenekon soruşturmasında yeni bir aşamaya, "fikir aşaması"na geçildiğini ifade ediyor.

Korucu, Ergenekon'un "fikir operasyonu aşaması"nı, ikinci iddianamenin "sivil unsurların doktriner katkısına ilişkin" olarak nitelediği bölümünden alıntı yaparak "anlamlandırmayı" tercih ediyor. İddianamedeki "Anayasamızın açık ve herkesin anlayabileceği düzenlemelerine karşın örgüt bu organları yok saymakta, cumhuriyetin niteliklerine anayasal tanım ve anlayış dışında örgütün illegal amaçlarına meşruiyet sağlama yönünde gayri meşru yaklaşımlar getirmektedir. Oluşturduğu paravan doktrin doğrultusunda, bu yaklaşımların doğurduğu illegal sonuçları korumak için terör yöntemleri kullanmaktadır" ifadelerini cımbızlayıp, bir yandan son operasyonun ipuçlarına işaret ederken, diğer yandan gözaltına alınanları peşin peşin suçlu ilan ediyor.

Bülent Korucu, kendisiyle aynı kampta yer alanların sıklıkla tekrar ettikleri "herkes, suçu mahkeme kararı ile sabit oluncaya kadar masumdur" klişesine yer vermekten geri durmasa da, son operasyonun emrini veren yargı mensuplarının elinde, hem mahkemeleri hem de kamuoyunu ikna edebilecek güçte delillerin bulunduğuna emin olduğunu söyleyerek, "baltanın taşa vurulmadığı" konusunda inandırıcı olmaya çalışıyor.

Savcı Mehmet Altan soruyor: "Sanık, 27 Nisan'da neredeydin?"
12. dalgayı, "Ergenekon sürecini kesmek isteyenlerden daha güçlü bir iradenin... Sonuna kadar ve tavizsiz bir şekilde bu işin aydınlatılmasının peşinde olması doğrusu güven verici" diyerek karşılayan Star gazetesi başyazarı Mehmet Altan bugünkü "Muhalif, 27 Nisan'da neredeydin?" başlıklı yazısında, "12. Dalgayı, 'Kemalizm-Şeriat' ikilemi havası içinde sunmak isteyenler var. Halbuki bu, 'darbecilikle-yargı' arasındaki bir mesele" ifadesine yer verdi.

Altan, son dalga ile birlikte AKP'ye muhalif olanların tutuklandığının daha fazla dile getirilmesine de tepki gösterdi. Dün gözaltına alınan isimler için "saygın" ifadesini kullanan herkesi Ergenekon sempatizanı olmakla itham eden Altan, "demokratik muhalefet ile darbecilik arasındaki sınırı kalın çizgilerle ayırmak açısından" Ergenekon sürecini eleştirenlerin 27 Nisan tarihli e-muhtıra sürecindeki tavırlarının araştırılmasını isteyerek savcıları yeni "suç unsurları" bulmaları ve dolayısıyla olası sanıklar yaratılması konusunda teşvik eden bir portre çizdi.

Ertuğrul Özkök'ten Demirel'in "isyanı"
Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, son Ergenekon dalgası hakkında yazdığı bugünkü köşe yazısında, "bu dava ile ilgili başından beri hep aynı duyguyu taşıyorum: Geçekten karanlık şeylerle, ideolojik hesaplaşmalar birbirine mi karışıyor sorusu kafamı kurcalıyor" dedi.

Gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal'a destek vermek için Esenboğa Havalimanı'na giden Süleyman Demirel'le yaptığı telefon görüşmesinde, "niye havaalanına gidip böyle bir şey yapma ihtiyacı duydunuz?" sorusuna aldığı cevabı şöyle aktarıyor: "Sabah öğrenince vicdanım elvermedi. Kimse adalet engellensin demiyor. Ama adaletin vicdanları karartmaması lazım. Siyasi bir yetkim, gücüm olsaydı başka şeyler yapardım. İnsanlar korkutuldu. Ama bir söz vardır: En büyük korku, korkunun kendisidir. Artık birilerinin bir şeyler söylemesi lazım."

Özkök'ün köşesinde, devletin kontgerilla yapılanmasındaki katkısının görmezden gelinemeyeceği Demirel'i bile "isyan ettiren" gelişmelere bakışı, Haberal'a söylediği "bu memlekette vatanperver olmanın bedeli vardır. Metin ol. Bu da gelir geçer. Bak, 13 Eylül 1980 günü Metris'e götürülen Abdullah Gül bugün cumhurbaşkanı" sözleriyle aktarılıyor.

Soruşturmanın kapsama alanı "ulusalcılık"tan "laikçilik"e kaydırıldı
Her dalgada farklı profillerde kişilerin gözaltına alındığını, farklı kurum ve kuruluşların hedefe konulduğunu ve bunlara paralel olarak neredeyse her dalgada "Ergenekon Terör Örgütü"nün mü yoksa AKP muhaliflerinin mi tasfiye edilmeye çalışıldığı sorusuna farklı cevaplar verildiğini belirten Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır, "daha önce de öğretim üyeleri, yazarlar ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcilerinin ev ve işyerleri basılmıştı, ancak Prof. Türkan Saylan'ın adını duyduğum andan itibaren dünkü operasyonun öncekilerden özü itibariyle çok farklı olduğu duygusuna kapıldım" dedi.

Kabaca "laikçi" olarak adlandırdığı Türkan Saylan ile ÇYDD'deki yol arkadaşlarının Türkiye'ye sundukları en büyük katkının, laikliğe duyarlı herkesin çözümü illa demokrasi dışı yollarda aramak ve ulusalcı olmak zorunda olmadıklarını öğretmeleri olduğunu söyleyen Çakır, dün itibariyle, Ergenekon soruşturmasının kapsama alanının "ulusalcılık"tan "laikçilik"e doğru belirgin bir şekilde kaydırıldığını vurguladı.

Saylan ve arkadaşlarının demokrasi dışı yollara başvurduklarının savcılarca kanıtlanamaması halinde, ÇYDD'nin eğitim alanındaki faaliyetlerinin "bazı çevreler"in hoşuna gitmediği ve sırf bu yüzden Saylan ve ÇYDD aleyhinde sürekli ve sistematik bir karalama kampanyası yürütülerek söz konusu eğitim faaliyetlerine gölge düşürülmek istendiği yolundaki iddiaların güçleneceğini ifade etti.