Erdoğan ‘Kardeşler’le Osmanlı’yı yad etti

Bugün İstanbul Le Meridien Otel’de başlayan “Arap Uyanışı ve Orta Doğu’da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler” konferansı Başbakan Erdoğan’ın yaptığı açılış konuşmasının yanı sıra konuk ettiği "ilginç" şahsiyetlerle de gündem oldu.
Cuma, 07 Eylül 2012 19:58

İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) ve Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Enstitüsü tarafından düzenlenen “Arap Uyanışı ve Orta Doğu’da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler” başlıklı uluslararası konferans bugün başladı. İstanbul Etiler’de bulunan Le Meridien otelde gerçekleştirilen konferansa, Başbakan Erdoğan da katılarak açılış konuşmalarından bir tanesini yaptı. Toplantının diğer açılış konuşmacıları ise Diyanet İşleri Başkanı Mehmet Görmez, Mısır Başmüftüsü Şeyh Ali Cuma, Kudüs Rum Ortodoks Patriği III. Theofilos, Kataib Partisi Lideri ve Lübnan Eski Cumhurbaşkanı Emin Cemayel.

Erdoğan Osmanlı özlemini anlattı
Konferansın açılış oturumunda konuşan Başbakan Erdoğan, Osmanlı dönemini yücelterek, Osmanlı’nın farklı dinlere karşı hoşgörülü olduğunu ileri sürdü. Erdoğan konuşmasında, “Benim mensubu olduğum din ve dinin ana kaynakları inancına, mezhebine, statüsüne bakmadan insana insan der, cana can der ve insanı varlıkların en kutsalı olarak görür. Türkiye olarak ne Irak'ta, ne Suriye'de ne de bölge ülkelerinde hiçbir etnik kökene, dine, mezhebe önyargılı değiliz. Hiçbir dine farklı gözlerle bakmıyoruz. İnsanın insanı öldürmesine, zulmetmesine karşı Allah'a sığınırız” dedi.

“Türkiye olarak tarihimizde yaşanmış acı hadiseleri açık yüreklilikle gündeme getiriyor, bunun özeleştirisini yapıyoruz” diyen Erdoğan sözlerine “Osmanlı İmparatorluğu içindeki farklı din ve mezhepler İstanbul tarafından her zaman büyük bir zenginlik olarak görülmüş, her türlü hak ve imkan sağlanmıştır” diye devam etti. Erdoğan’ın özeleştirisi yapılan tarihin Osmanlı’ya uzanmadığı anlaşılmış oldu.

6-7 Eylül’ü de onaylamıyor
“Bizzat şahsım Türkiye Cumhuriyeti'nin başbakanı olarak 6-7 Eylül'de azınlıklara yönelik düşmanca girişimleri onaylamadığımı ifade etmiş bir liderim” diyen Başbakan Erdoğan, Mardin, Hatay, İstanbul başta olmak üzere Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki her din ve mezhebi büyük bir zenginlik olarak gördüğünü ifade etti.

Dün soL’un tekrar gündeme getirdiği bir televizyon programında Başbakan Erdoğan’ın, onaylamadığı 6-7 Eylül olaylarını nasıl “hatırladığı” görülmekteydi.

Dış müdahale yok
Konuşmasında Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelere de değinen Erdoğan, bölgede olayların dışarıdan yönlendirmenin sonucu olmadığını, “son derece tabii olarak ortaya çıktığını” söyledi. Erdoğan konuşmasına şöyle devam etti:

“Bizde bir söz vardır, dere yatağına akar, dere yatağını bulmuştur. Halkın talep, arzu ve isteklerini dile getirmesi, baskıcı rejimlere karşı sesini yükseltmesi bu coğrafyanın geleneğidir ve son derece tabiidir. Tabii olmayan baskı ve zulümdür. Mukadder olan gerçekleşmiş bu ülkelerde tarih kendi tabii mecrasında akmaya başlamıştır. Bu değişim sürecini yönetmek de son derece önemlidir.”

“Bu süreçte halkların ne istediği son derece açık bir şekilde görülmüştür. Halklar onurlu bir yaşam ve özgürlük mücadelesi vermiştir. Söz, düşünce ve inançlarından dolayı mahkum olmayacakları, hukukun herkes için eşit olduğu bir sistemi arzulamışlardır. En önemlisi bu ülkelerdeki halklar yöneticilerini hür iradeleriyle seçebilmeyi ve denetleyebilmeyi arzu etmişlerdir. Bugün tesis edilen yeni yönetimlerden akşamdan sabaha başarı beklemek yanlış olur.”

Konferansın "ilginç" konukları
Erdoğan’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki gelişmelerle ilgili “dışarıdan yönlendirme yok” sözleri, ister istemez Libya’yı bombalayan NATO uçaklarını ve Suriyeli silahlı grupları topraklarında barındıran, eğiten ve silahlandıran bölge ülkelerini akla getiriyor.

Dahası, İSAM ve Marmara Üniversitesi Orta Doğu Araştırmaları Merkezi’nin düzenlediği konferansa katılan bazı isimlerin şeceresine bakıldığında, bu sözlerin sarf edildiği konferansın bile bir müdahale biçimi olduğu izlenimi oluşuyor.

Örneğin toplantının ABD’li katılımcıları arasında yer alan Georgetown Üniversitesi’nden iki isim, John Esposito ve Thomas F. Michel, daha önce bağlı bulundukları üniversitede yapılan “Gülen Hareketinin Alternatif Perspektifleri” başlıklı konferansla gündeme gelmişlerdi. 15-16 Kasım 2008’de gerçekleştirilen konferansta Fethullah Gülen’in sadece Türkiye için değil, dünya için de önemli bir değer olduğu, yaptığı çalışmaların aktarımlarıyla birlikte savunulmuştu. Konferansta konuşan Profesör Esposito, "ılımlı" yerine sıkça “hoşgörülü” olarak nitelediği Gülen’i “yüzyılın en önemli islami hareketinin yürütücüsü” sözleriyle selamlamıştı. Esposito, diğer bir değerlendirmesinde ise Fethullah Gülen’i başka bir liderle kıyaslaması gerekirse bunun ancak Dalay Lama olacağını ifade ediyordu.

Aynı konferansta konuşan yine Georgetown Üniversitesi’nden Thomas F. Michel de Gülen hareketinin “Sovyetler Birliği sonrası eğitimin yeniden inşasında kilit bir oyuncu” olduğunu vurguluyordu. Vatikan'ın eski dinler arası diyalog sekreteri Dr. Michel, daha önce 9 Eylül ve Selçuk Üniversiteleri'nde de ders vermiş bir rahip. bir Katolik okulu olan Georgetown Üniversitesi'nde çalışan Michel ve Esposito’nun, AKP'nin kapatılması gündemdeyken konu üzerine AKP'li Mehmet Şimşek'e konferansa davet etmek, Orhan Pamuk'a fahri doktora unvanı vermek ve Bill Clinton adlı değeri ABD'ye kazandırmak gibi faaliyetleriyle de hatırlanıyor.

"Kardeşler" olmadan olur mu?
“Arap Uyanışı ve Orta Doğu’da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler” konferansının bir başka ilginç katılımcısı ise Cambridge Üniversitesi’nden Tarık Ramadan. Ramadan, Müslüman Kardeşler’in kurucusu Hasan el Benna’nın torunu. 1997 yılında yazdığı doktora tezinin konusu da büyükbabası. Ramadan, Müslüman Kardeşler’in ideolojik öncülerinden Mısır doğumlu Katar vatandaşı, El Cezire televizyonu programcısı ve islami bankalara şeriat konusunda danışmanlık hizmeti veren Yusuf el Karadavi’nin “fetvalar”ını topladığı kitabına önsöz yazmasıyla da tanınıyor.

Konferansın önemli “Müslüman Kardeş” katılımcıları arasında yer alan bir diğer isim ise Tunus Müslüman Kardeşler’in ve Ennahda Partisi’nin lideri Raşid Gannuşi.

Şiilere pek rağbet yok
Basın bildirisinde “Arap Uyanışı ve Orta Doğu’da Barış: Müslüman ve Hıristiyan Perspektifler” konferansında şu sorulara yanıt aranacağı belirtiliyor:

“Adalet, özgürlük ve onurlu bir yaşam talep eden bölge halkları, art arda gerçekleştirdikleri devrimlerle bölge tarihinde yeni bir sayfa araladı. Bu yeni dönem, bölgede yeni dinamiklerin, fırsat alanlarının ve tehditlerin de ortaya çıkmasına neden oldu. Konferansta, bu noktalardan yola çıkılarak, şu sorulara yanıtlar aranacak: “Yeni Orta Doğu’da bölgenin kadîm dînî gelenekleri bu süreçte nerede durmaktadır? Yüzlerce yıllık bir arada yaşama kültürü ve dînî çoğulculuk tecrübesi, bölgede adil ve barışçıl bir düzenin inşasına nasıl katkılar sunabilir? Müslüman ve Hristiyan topluluklar ve onların ruhani liderleri, tehditleri fırsata çevirmek için nasıl bir liderlik rolü üstlenebilir? Yeni Orta Doğu’da dînî ve sosyal barışın ve uyumun tesisi için üzerimize düşen görevler nelerdir?”

Böyle bir konferansta Ortadoğu ülkelerinde yaşayan, İslam’ın farklı mezheplerine, özellikle de Şiiliğe mensup olanların da temsil edilmesi beklenebilir. Konferans düzenleyicileri de belli ki bu konuda çaba harcamış, ama çerçeve “bölge halkları, art arda gerçekleştirdikleri devrimlerle bölge tarihinde yeni bir sayfa araladı” şeklinde çizilince, pek geniş bir katılım sağlanamamış anlaşıldığı kadarıyla.

Konferansa Şiileri temsilen Irak’tan Şii Vakıflar Divanı adlı kuruluşun iki temsilcisi ile Lübnan’dan Ali Fadlallah katılmış yalnızca. Yani 139 resmi katılımcı içinde üç kişi…

Az sayıdaki Şii katılımcıdan Lübnanlı Ayetullah Ali Fadlallah’ın temmuz ayında Anadolu Ajansı’na Suriye konusunda şunları söylediğini okumuştuk:

“Rejim tarafından zulme maruz bırakılan Suriye halkının haklı taleplerini destekliyoruz. Lübnan’da Şiilerinin azımsanamayacak bir kısmı Esed rejimine karşı Suriye halkını destekliyor. Mısır, Türkiye, Suudi Arabistan ve İran'ın Suriye'nin içinde bulunduğu çıkmazdan kurtulmasını sağlamak için uzlaşmaları gerekiyor.”

El Halife hanedanı da “perspektife” girdi
Konferansın bir diğer ilgi çekici katılımcısı da Bahreyn’deki el Halife hanedanı mensuplarından Şeyh Abdullah bin Halid el Halife. Bahreyn Din İşleri Yüksek Konsey Başkanı olan el Halife, Bahreynlileri Suudi tanklarının altında ezdiren iktidarın önemli figürleri arasında.

2011 yılında, ülkesinde Şiilere ait tarihi camiler buldozerlerle yıkıldığında konuyla ilgili şöyle konuşuyordu Şeyh Abdullah bin Halid: “Onlar cami değil. Onlar yasadışı binalar.”

Suriyeli katılımcılar…
Toplantının Suriyeli katılımcıları da var. İşte onlardan bazıları:

Mouaz Moustapha: ABD’deki Suriye Acil Görev Gücü Siyasi Direktörü

Dr. Zaher Sahloul : Şikago’daki İslami Örgütler Konseyi Başkanı/Suriye-Amerika Tıp Derneği Başkanı

Suhaib Haider : ABD’deki “Özgür Suriye İçin Birlik” adlı STK’nın yönetim kurulu üyesi

Bassel Korkor : “Özgür Suriye İçin Birlik” adlı STK’nın yönetim kurulu üyesi

Oubab Khalil: ABD’de Suriyeli aktivist

(soL-Haber Merkezi)