Ekrem Dumanlı'yla Hüseyin Çelik, 'kadrolaşma yok' diyeceklerine Gülen'e kulak versinler

Bir kez daha Gülen cemaatinin devlet içerisindeki kadrolaşma çalışmaları gündeme geldi. "Cemaatin devlet içerisinde kadrolaşması söz konusu değil" diyenler, Gülen'in 1999'da yayınlanan kasedinde söylediği sözleri hatırlıyor mu?
Salı, 21 Şubat 2012 13:41

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, bir televizyon programında "AKP-cemaat gerilimi" üzerine konuştu. Çelik, "Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış bunlar kargaları güldürür" dedi.

Çelik, MİT yasasıyla ilgili olarak Başbakan'a padişahlık yetkisi verildiğini söylemenin banal olduğunu savunarak, "Başbakan'daki yetkiyi tanımlamak padişah yetkisi mi vermek? Bu nasıl bir şeydir" dedi.

Çelik'in konuşmasında ilgi çekici olan bölüm ise, cemaatle AKP arasındaki gerilim iddialarına yanıt olarak, "İnsan kendisine ait olan bir şeyi ele geçirir mi? Oraya sızmış, buraya sızmış bu nem mi? Cemaat devleti ele geçirmiş, devlete sızmış bunlar kargaları güldürür" demesi oldu.

Çelik, konuşmasında cemaat mensuplarının da vatandaş olmasına atıfta bulunuyordu, ancak sözleri bir başka gerçeği hatırlattı: Türkiye'de siyasal islam hareketi, eskiden beri devletle içli dışlı olmuş, bunun bir kolu olarak Gülen hareketi ise düsturunu hep iktidarlara yakın olmak olarak tarif etmişti. 80 öncesinde sola karşı düzeni savunmak için kullanılan islamcı hareket, 12 Eylül darbesinden sonra devlet desteğiyle büyütülmüştü.

Ancak işin püf noktası kaçırılıyordu: Gülen cemaati, "herhangi yurttaşlardan" oluşmuyor, siyasi partilerin açık örgütlülüğünün aksine gizli bir örgütlülük içerisinde, ortak hareket ediyor. Dünkü yazısında Zaman gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Ekrem Dumanlı da aynı mesajı vermek üzere başlık olarak "Cemaat değil, camia" ifadesini seçti ve cemaatle camia arasındaki farkı, tam da bu şekilde yaptı. Dumanlı'nın yazısındaki bazı ifadeler şöyle:

"- Gönüllüler hareketi, dar bir kitle ya da dışa kapalı bir zümre değildir. Toplumun ta kendisidir.

- Cemaat diye bahsedilen kitlenin içinde Türkiye'nin her kesiminden, en eğitimli insanları da bulunmaktadır. Doktor, mühendis, asker, gazeteci, öğretmen, esnaf, savcı, emniyetçi, iş adamları... Her meslek grubundan insanın "hizmet"e değer vermesi, ona belli bir oranda sahip çıkması onları "cemaat üyesi" yapmaz.

- Emir-komuta zincirine bağlı olmayan bu topluluğun paylaşım alanı engin bir ufku, zengin bir çalışma sahasını işaretlemektedir. Bu sivil yapıya ne zorla üye olunur ne de istifa dilekçesiyle yollar ayrılır."

O "camia" sizin cemaate güvenmiyor ki!
Gülen hareketinin, kendisini bir cemaat değil, camia olarak kodlamasında toplumsal meşruiyet arayışı olduğu kadar, artık çok ayyuka çıkan örgütlü hamle, operasyon, kadrolaşma vs'lerini biraz daha gizleme arayışı da var.

Gülen cemaatinin mağdur edebiyatı yapma hakkı var mı? İlgili soL haberi için: Gülen'in geçmişi mağdur edebiyatını boşa çıkarıyor

Oysa belki geniş anlamda camia denebilecek Nurcu çizginin içerisindeki diğer cemaatler, Gülen cemaatine tam da bu nedenle güvenmiyorlardı. Ahmet Şık'ın 000Kitap (Dokunan Yanar) kitabında aktardığı üzere, rakip Nurcu cemaat Yeni Asya'cıların lideri Mehmet Kutlular, 12 Eylül’den itibaren Gülencilerin, devlet tarafından kullanıldığını şu sözlerle anlatıyordu: "Cemaate (Gülenciler) daha ziyade istihbarattan olanlar gitti. Bana da geldiler ‘Yurtdışında Milli Görüş ve Süleymancılar’a karşı birlikte çalışalım’ dediler, ama ben reddettim. Bu ‘derin devlet’ dediğimiz büyük ölçüde bütün İslami gruplarla anlaşma içine girdi. Burada menfaatler karşılıklıdır. Her iki tarafın maksadı ayrıdır. Devlet bu gruplara, ‘Atatürk’e saygılı olun biz de size yardımcı olalım’ demiştir. Bakın bazı İslami gruplara, 12 Eylül’den sonra birden palazlandılar. Acaba kendi güçleriyle mi palazlandılar. Hayır."

Tarafları hep devlet oldu
Gülen cemaatini, Nurcu çizgiden ayıran en belirgin özelliklerden biri, her durum ve koşulda muktedirden, devletten yana tavır alması oldu. Yakın zamanda İsrail, Mavi Marmara gemisine saldırdığında tüm İslamcı hareketler İsrail'e ateş püskürürken, bizzat Fethullah Gülen'in Amerikan basınına verdiği demeçlerde "Böyle bir işe kalkışmadan önce İsrail'in olurunu almak gerekirdi" dediği hafızalardadır.

Ancak daha öncesi, belki hafızalarda değildir. 12 Mart darbesinden sonra Gülen, darbecilerce idam edilen üç fidan için "Deniz Gezmişler, ömürleri boyunca dine, Allah’a, mukaddesata küfrediyor, devlete baş kaldırınca öldürülüyor. Sonra da dini merasimle gömülüyor. Bu ne perhiz, ne lahana turşusu?" diyordu. 12 Eylül darbesinden üç ay önce Gülen, "Bu nasıl iştir! Türkiye’de devlet ve hükümet yok mu? Ne oldu askere? Polisler nerede? Marx’ın bayrağı altında mitingler yapıyorlar ve bunlara müdahale eden çıkmıyor! Aslında bunlar askeri de karşılarına almışlardır" diye haykırıyordu. Henüz kendisinin "askeri karşısına alacağı" günler gelmemişti.

Fethullah Gülen'in asker ve orduyla ilişkisinin geçmişini incelediğimiz soL haberi için tıklayınız: Fethullah Gülen mazoşist mi?

Çağrısını yaptığı darbe gelince, Gülen bu defa teşekkür etmeyi ihmal etmedi ve Sızıntı dergisinde "Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe selam duruyoruz" diye yazdı. Gülen, Kenan Evren için de "Cennetliktir, koruyucu ve kurtarıcı melektir" diyordu.

Gülen, 28 Şubat darbesine de tam destek vermiş, hatta kesintisiz 8 yıllık eğitimi dahi savunmuştu. Susurluk'ta kontrgerillanın üzerine gidilmesini ise "O kapıdan girilince şayet askere olan güvenimiz sarsılacaksa, güvenlik kuvvetlerine güven sarsılacaksa, insanlara olan güven sarsılacaksa, bunun üzerine biraz daha farklı bir yöntemle gidilmeli ve mesele öyle çözülmeliydi" diyerek eleştirmişti.

Kadrolaşma taktiği veren bizzat Gülen'di
Yine Şık'ın kitabının 46'ncı sayfasında hatırlatıldığı üzere, Fethullah Gülen, bugün tartışma konusu olan kadrolaşma hususunda, 18 Haziran 1999'da ATV ana haber bülteninde yayınlanan kasedinde şu sözlerle taktik veriyordu: "…Bu açıdan Adliye’de, Mülkiye’de veya başka bir hayati müessesede bizim arkadaşlarımızın mevcudiyeti, öyle ferdi mecburiyetler şeklinde ele alınıp öyle değerlendirilmemelidir. Yani bunlar gelecek adına bizim o ünitelerde garantimizdir. İstikbale yürümek için, sistemin püf noktalarını keşfedin… Kuvvet dengesi olmadığı bir yerde kuvvete başvurmayacaksınız. Teknik- taktik yerinde sizin kalbiniz önemli…. İster Mülkiye’de çalışan arkadaşlarımızı daha açıp ileriyi gideceksiniz. İster Mülkiye’de çalışan arkadaşlarımız olsun, ister Adliye’de çalışan arkadaşlarımız olsun herkes için söz konusudur bu. Sivrilmeden, mevcudiyetinizi hissettirmeden çok ilerlere gitme… Erken vuruş diyeceğim çıkışlar yaparlarsa, dünya Cezayir’deki gibi başlarını ezer. Zaiyata meydan verilmemeli…"

Hem Şık'ın kitabında, hem de Hanefi Avcı'nın Haliç'te Yaşayan Simonlar kitabında, Gülen cemaatinin kadrolaşmasına dair sayısız bilgi aktarıldı. Ancak cemaat, halen devlet içerisinde kadrolaşmasının söz konusu olmadığnı iddia etmeyi sürdürüyor.

(soL - Haber Merkezi)