Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Derin devlet söyleşileri-2: Akın Birdal ile konuştuk

İstanbul’daki evinde buluştuğumuz Akın Birdal’la sohbetimiz bir hayli uzun sürdü. 28 Şubat ve derin devlet ilişkilerini, kendisine yapılan silahlı saldırıyı, kontrgerillanın toplum üzerindeki etkilerini ve bu yapılanmaya karşı yürütülen mücadeleyi konuştuk.

Yayın Tarihi: 11.03.2013 , 15:07 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:52

soL gazetesinden Onur Emre Yağan’ın Türkiye’deki kontrgerilla faaliyetlerine ilişkin çalışmalar yapan isimlerle yaptığı söyleşi dizisinin ikinci konuğu Akın Birdal oldu.

Yağan’ın soL gazetesinde yayınlanan söyleşi dizisinin ikinci bölümünü sizlerle paylaşıyoruz:

İstanbul’daki evinde buluştuğumuz Akın Birdal’la sohbetimiz bir hayli uzun sürdü. 28 Şubat ve derin devlet ilişkilerini, kendisine yapılan silahlı saldırıyı, kontrgerillanın toplum üzerindeki etkilerini ve bu yapılanmaya karşı yürütülen mücadeleyi konuştuk.

Siz 1986-99 yılları arasında Türkiye’de kontrgerillanın aşırı faal olduğu bir zamanda, İHD’nin genel sekreterliği ve genel başkanlığı görevlerinde bulundunuz. Türkiye’nin karanlık tarihinin bir döneminin mağdurları ile muhatap oldunuz. Toplum nasıl etkilendi bu süreçten?

Kuşkusuz, diyalektik olarak her olumsuzluğun bir olumlu sonucu oluyor. Toplum bu devletin suçüstü faaliyetini, sabıkalı halini gördü. Ve bu sorgulanmaya başlandı. Örneğin 1935-38 Dersim katliamı, sonra 1 Mayıs, Maraş, Çorum, Sivas, cezaevi katliamları bugüne gelelim Roboski...Bunlar toplum tarafından unutulmadı.

Kürtlerin halen sürmekte olan devlete güvensizliğinde, o dönemin etkisi oldu mu?

Kesinlikle, örneğin bugünkü sürece ilişkin de bence en önemli sorun bu. Bakın o kadar çok örnek var ki güven duyulmamasına neden oluşturan. Bugün bölgede arkadaşlarla da konuşuyoruz ve herkes çözümden yana ama güven sorunu var. İnsanlar diyor ki “devlet bir adım atsın görelim”.

Peki, 90’ların Türkiyesi ile şimdiki Türkiye’yi karşılaştırdığınızda fark görüyor musunuz?

Kuşkusuz bazı farklar var. Ama bu farkları getiren iktidar değil, halkların mücadelesi. Öte yandan değişmeyen birçok şey var. Anadilde savunma meselesinde, biz bundan dört yıl önce KCK duruşmalarına gittiğimizde mahkemeler Kürtçe savunmayı “bilinmeyen dil” diye kaydetmişti, o süreç bugüne kadar devam etti. Halen onlarca gazeteci arkadaşımız, binlerce siyasetçi içerde. Bugün halen savunma saldırıya uğruyor. ÇHD’nin genel başkanını, yöneticilerini tutukluyorlar. İşkence azalmış olsa da hak ihlalleri devam ediyor. Nedir bu gizli tanıklar mesela bir soruya karşı 60 tane gizli tanık çıkıyor.

"Örgüt açığa çıkarılmadı"

Gladio’nun açığa çıktığı döneme geçelim. Susurluk ve 28 Şubat nereye oturuyor bu tabloda?

Devletin içinde kanatlar var. Örneğin bugün Silivri’de olan kanat yenildi. diğer kanat üstünlük sağladı.

Yeşil denilen kişi Susurluk’ta da var, 28 Şubat’ta da var. Örneğin bizim dava dosyaları incelendiği zaman Semih Tufan Gülaltay’ın Cengiz Ersever’le, Yeşil’le nasıl buluşturulduğu, nerelerde bir araya geldikleri ve bu saldırı planlarını nasıl yaptıklarının belgeleri var. Ben 28 Şubat’ın yıldönümü olması vesilesiyle, sizin aracılığınızla şöyle bir talepte bulunuyorum 28 Şubat dosyası özellikle bize yönelik saldırı ve Andıç soruşturması yeniden açılmalıdır. Örgüt açığa çıkarılmadı. Sanki birileri gelmişler, kızmışlar, vurmuşlar gibi soruşturuldu.

Meşru bir talep tabii ama hükümet bu davayı da bahane edip gazetecileri falan tutuklamaya başlamasın?

Uğradığım haksızlık ve saldırıdan ötürü, bunun failleri, ki bana saldıran o yapı bütün Türkiye’nin demokratik kazanımlarına saldıran bir yapıdır, açığa çıkarılmak isteniyorsa bu dosyanın yeniden soruşturulması gerekir.

Bu yapının açığa çıkmadığını, AKP döneminde Gladio tipi derin bir yapının varlığını sürdürdüğünü mü düşünüyorsunuz?

Kuşkusuz düşünüyorum. Örneğin 28 Şubat, sadece asker boyutuyla sorgulanıyor. Bunun siyasi boyutu var. Başta o günkü cumhurbaşkanı ve elinde bin kişilik liste olduğunu söyleyenler, Tansu Çiller’den Mehmet Ağar’a kadar. Sermaye, işadamları, medya boyutu Ertuğrul Özkök’ten Zafer Mutlu’ya, “Andıç”tan sonra “alçakları tanıyalım” diyen başyazar ve şimdi dokunulmazlık koruması altına alınan gazeteci. Bunlarla yüzleşilmeden, hesaplaşılmadan bu örgüt açığa çıkarılamaz.

Devleti yönetenler şunu söylüyor, örneğin barış süreci ile ilgili “bu süreç sonuçlandırılmalı, silahlar bırakılmalı aksi takdirde çok kötü olacak”, Bülent Arınç da söyledi bunları. Demek ki kötüye evirebilecek odakların hâlâ olduğunu biliyorlar.

İyi ama onlardan bağımsız odak mı kaldı ki Türkiye’de, her yeri dinliyorlar, herkes içerde? “Darbe tehdidi”ni kullanıyor olamazlar mı?

Bilmiyorum. Bugün yine öyle söylüyorlar, silahlar bırakılmalı, sınır dışına gidilmeli yoksa her şey çok kötü olacak diyorlar.

"Ergenekon operasyonu herkese karşı yapılıyor"

Bilgisayarlara virüsle dosya yerleştiren bir organizasyon var mesela, Yeni Gladio olarak da adlandırılıyor.

Bence haberleşme özgürlüğü, kişi güvenliği ve özgürlüğüne saldıran her şey suçtur, hangi saikle yapılıyorsa yapılsın. Bunu da yapan bir örgüttür, nasıl adlandırırsanız adlandırın.

Çok tartışılan Ergenekon operasyonu, söylendiği gibi bir çeteye karşı mı yapılıyor sizce?

Bence herkese karşı yapılıyor. Bütün muhalif güçlere karşı ve böyle bir süreçte de pazarlık gücü olarak kullanılıyor. Örneğin KCK’lileri, gazetecileri içeri attılar, şimdi onları rehine gibi tutuyorlar.

"MİT muhataplıktan çıkarılmalı"

İmralı görüşmelerine gelelim. MİT öne çıkan muhatap ve bu yapı tarihimizdeki karanlık sayfaların baş aktörlerinden...

Abii MİT’e böyle bir rol biçilmiş ama nihai olarak MİT bu işin çözücü aktörü görüntüsünden çıkarılmalıdır. Muhatabı devlettir ve AKP’dir. Öte yanda Kandil, BDP ve Abdullah Öcalan var. Bunu istihbarat örgütlerinin işi olmaktan çıkarmak gerekiyor. Çünkü bütün istihbarat örgütlerinin siciline dair güven sorunu vardır. Bu dava çok büyük bir dava, halklarımızın davası, o nedenle istihbarat elemanlarına bırakılmayacak kadar ciddi bir davadır. Bu nedenle bu süreç çok açık yürütülmeli, kuşkuya yer bırakılmamalı ve iki taraftan açıklanmalı BDP’nin eli güçlü ve yetkili kılınmalı.

"Bana saldıranlar Hrant’ın katillerine örnek gösterildi"

Size yönelik silahlı saldırıyla ilgili Çevik Bir’i suçlamıştınız, öte yandan Semih Tufan Gülaltay’ın Yeşil’in ekibinden olduğu söylendi. Karanlıkta kalan bir şey var mı bu konuda?

Ben “Batı Çalışma Grubu”nu işaret etmiştim. Karanlıkta kalan şeyler var kuşkusuz. Örneğin, o saldırıda 13 kişi yakalandı. Faili meçhule gidecektik biz ama uluslararası kamuoyu ve Türkiye demokratik kamuoyunun sahiplenmesiyle failler açığa çıktı. Ama ne oldu, sadece sıradan bir suikast olarak algılandı ve dava o şekilde seyretti. Oysa 9 ila 17 yıl hüküm giyenler arasında Özel Harp Dairesi’nden, MİT’ten, silahlı kuvvetlerden bir de Ülkü Ocakları’ndan çek-senet mafyasından birkaç tetikçi vardı. Kendilerini Türk İntikam Tugayı diye adlandıran bir örgüt. Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde avukatlarımıza saldırılıyordu. Ben oraya tekerlekli sandalye ile gidiyordum, sanıklar savunmaya ve tanıklara saldırıyorlardı, bu önlenemiyordu ve suç kaydı yapılmıyordu. Böyle bir cesaretlendirici tavır vardı. Ve nitekim hepsi 2,5 yıl sonra çıktılar. Şunu da ekleyeyim, Hrant Dink davasında katillere bize saldıranları örnek gösterdiler. İşte bakın 2-3 yıl sonra çıktılar, sizi de çıkaracağız dediler.

Size saldırı yapanlar cezaevinden çıktıktan sonra sizinle hiç temas kurmaya çalıştılar m?

Hayır, çıktılar ve sonra Ergenekon davası başlamadan yaklaşık 3-4 ay önce S.Tufan Gülaltay 14 arkadaşıyla birlikte çek-senet davası nedeniyle gözaltına alındı ve tutuklandılar. Bir rivayete göre (ne kadar doğru bilmiyorum ama) başbakana bir suikast hazırlığında oldukları söylendi. Sonra Ergenekon davası başladı.

"İHD kontrgerillaya karşı bir sığınaktı"

İnsan haklarına dönük ihlaller azaldı mı bugün, farklı bir tablo var mı?

Yok, hayır. Eğer devletin gözetimi altında bir kişi bile yaşam hakkını yitiriyorsa, bu devletin insanlara karşı işlediği bir suçtur. Sayısal olarak toplumsal muhalefet, sınıf mücadelesi, isyan daha fazla olursa ona orantılı olarak saldırı, işkence de daha fazla olur. Ama tabii bu mücadeleyle geriletilebilir. Bakın şimdi “Arap Baharı” diye emperyalist güçler Ortadoğu’nun mazlum halklarına kan ağlatıyorlar.

İHD’nin rolü 90’lı yıllara göre azaldı mı? Önceden daha fazla etkindi...

Bence geçmişte çok etkin olmasının birinci nedeni, 1980 faşist darbesinin yıkıntıları üzerine kurulmuş olması. 1986 yılında 98 bilim insanı, yazar, siyasetçi, emekçiler, tutuklu yakınları yani herkes, bu yıkıntıdan nasıl çıkarız arayışı içindeydi. Aydınlarla anne babaların bu arayışı kesişti. O zaman devletin, kontrgerillanın saldırılarına karşı, insanların başvuracağı tek yapıydı İHD, sığınaktı. Çünkü sosyalist partiler kapatılmış emek örgütleri kapatılmış yöneticileri içerde gazeteler, dergiler faaliyet gösteremiyordu. İkincisi, 1990 sonrası coğrafyamızdaki öncelikleri de belirledik. Ezilenlerden, dışlananlardan yanaydık. Bu da tabii karşımıza hemen Kürt halkını çıkarıyordu.

Neden Akın Birdal?
Türkiye’de kontrgerilla saldırılarının arttığı 1990’ların ilk yarısında ve sonrasında, kuruluşunda yer aldığı İnsan Hakları Derneği’nin genel başkanlığını yaptı. Çalışma yürüttüğü dönem, Türkiye’nin birçok ilinde yaşanan faili meçhullerin, yargısız infazların, işkencelerin sorumlularının takipçisi oldu. 28 Şubat döneminde PKK’li Şemdin Sakık’a ait olduğu söylenen ifadelere dayanan meşhur “Andıç”ın, hedef aldığı kişilerden birisiydi. Susurluk kazasından bir buçuk yıl sonra, 12 Mayıs 1998’de İHD Genel Merkezi’nde kontrgerillanın silahlı saldırısına uğradı ve bu saldırıdan yaralı olarak kurtuldu.
2007 seçimlerinden sonra milletvekili olarak Parlamento’da da görev yapan Birdal, Türkiye’de kontrgerilla tipi yapılanmaların toplumda yarattığı tahribatı ve nasıl çalıştıklarını en iyi bilen isimlerden biri.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.