Ana içeriğe atla
  • soltv-logosoltv-light-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • soltv-logosoltv-dark-logo
  • gelenek-logo

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Cenk Saraçoğlu'nun kaleminden Reyhanlı saldırısı ve sonrası: Yeni Osmanlıcılığın Koyulaşan Sınırları

soL Bakış editörlerinden yazar ve akademisyen Cenk Saraçaoğlu Reyhanlı saldırısının ardından AKP'nin Yeni Osmanlıcılık siyasetini masaya yatıyor.

Yayın Tarihi: 23.05.2013 , 14:13 Güncelleme Tarihi: 08.05.2021 , 00:56

Reyhanlı saldırısının ardından: Yeni Osmanlıcılığın koyulaşan sınırları

Cenk Saraçoğlu

Geçen hafta Reyhanlı’da gerçekleşen bombalı saldırı ortaya çıktığı siyasi bağlam, yarattığı etki ve aynı zamanda devlet aygıtının saldırının sonuçlarını yönetmekte kullandığı stratejiler açısından cumhuriyet tarihinde şimdiye kadar görülmemiş özellikler barındırıyor. Bu durum AKP’nin kurucusu olduğu rejimin ayırt edici niteliklerinin bu saldırıyı hazırlayan koşulları ağırlıklı olarak belirlemesi ile ilgili. Daha ileri giderek şöyle söyleyebiliriz: Reyhanlı gibi bir olay ancak AKP’nin kurucusu olduğu “yeni rejimde” ortaya çıkabilirdi yani Reyhanlı AKP dönemine mahsus, bu dönemi karakterize eden özelliklerin belirleyici olduğu bir olaydır. Reyhanlı saldırısı hem AKP’nin sorumlusu olduğu hem de ona özgü bir siyasi krizdir.

Reyhanlı’nın Tarihsel Farklılığı
Reyhanlı saldırısının kimi biçimsel özellikleri bu tarihsel farklılığı açıkça yansıtıyor. Öncelikle Türkiye tarihinde ilk defa bir hükümet kendi vatandaşlarının kasten başka bir devlet tarafından hedef alınmış olduğu iddiasında bulunuyor (“Sovyet tehdidi” söyleminin en yüksek perdeden dile getirildiği Demokrat Parti yıllarında bile böyle bir iddia ortaya atılmamıştı). Yani cumhuriyet tarihinde ilk defa resmi ağızlardan Türkiye topraklarının bombalandığı söylenmektedir. İkinci olarak cumhuriyet tarihinde ilk defa devlet kendi yurttaşlarının başka bir ülkenin tehdidi altında olduğu iddiasında bulunmasına rağmen halkın genelini bu “tehlikeye” karşı mobilize etme konusunda tam bir acizlik yaşıyor. Şöyle de söyleyebiliriz: bir dış tehdit ve saldırı iddiasının bu kadar yüksek perdeden dile getirilmesi ile halk kesimlerinin buna karşı gösterdiği tepki arasında cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar bir bakışımsızlık, bir uçurum söz konusu. 6-7 Eylül’ü, 1974’ten önce ve sonra Kıbrıs meselesini, 1980 sonlarında Bulgaristan ile yaşanan “soydaşlar krizindeki” kitle tepkisini hatırlayalım. Kardak gibi modern uluslararası ilişkiler tarihinin belki de en yapay krizlerinden birinde bile bugünkünden daha fazla kitlesel bir galeyan ve duyarlılık yaratılabilmişti.

Düşünsenize, komşu bir devletin planlı bir saldırıyla onlarca TC yurttaşını öldürdüğü resmen ilan ediliyor, bırakın sokağa taşan bir infiali, kimi yandaş köşe yazarları dışında bireysel düzeyde bir öfke bile gösterilmiyor stadyumlarda “Kahrolsun Suriye” diye değil, “Hükümet İstifa” diye bağırılıyor. Resmi ağızların iddia ettiği şekilde gerçekleşen bir saldırıyla uyumlu ölçüde bir kitlesel öfkeyi arkasına zinhar alamayacağını olayın ilk günü anlayan devlet, olayı “hatırlatacak” her şeyi örtmeye baskılamaya çalışıyor. Başka bir devletin saldırısı altında olduğunu açıkça iddia edip de buna inanmayan halkın aldırışsızlığına teslim olmak ve bunu veri almak zorunda kalan bir hükümete Türkiye’de ilk defa rastlanıyor. Reyhanlı tüm bu özellikleriyle cumhuriyet tarihinde eşi benzeri pek olmayan bir kriz durumunu anlatıyor.

Yeni Rejimin Niteliği ve Reyhanlı Saldırısı
Reyhanlı’daki olayın bu biçimsel farklılığı aslında AKP’nin taşıyıcısı olduğu hegemonya projesinin ya da yeni rejimin niteliksel farklılıklarıyla ilgili. Niteliğin – ya da öz diye de okuyabilirsiniz- kendisini biçime bu kadar dolaysız ve net bir şekilde aktarabilmesi iki şeye işaret ediyor: Yeni rejim artık belirli bir olgunluk seviyesine ulaştıktan sonra kendi karakterini, geçmişin (birinci cumhuriyetin) yükleri olmaksızın daha dolayımsız bir şekilde güncelliğe dayatabiliyor. İkincisi ise olgunlaşan bu yeni rejimin en çok Suriye gündeminde sıkışıyor ve bu sıkışmayı kendi ayırt edici özelliklerini, yani niteliğini en çok da Suriye meselesinde seferber ederek aşmaya çalışıyor. Suriye meselesinde kriz derinleştikçe AKP’nin Sünnilik temelli milliyetçi projesinin içeride daha da belirginleşmesi bununla ilgili. Yani Suriye gündemi bir yandan AKP’nin son 10 yıldır inşa etmekte olduğu yeni rejimin kullanılan ideolojik ve siyasi araçlar bakımından en gelişkin bir şekilde seferber edilmesini hem de bu rejimin en büyük sıkışma noktasını, en derin krizini temsil etmektedir.

İşte Reyhanlı saldırısının bahsettiğimiz biçimsel özellikleri tam da bu niteliksel farklılıkla ilgilidir: Reyhanlı saldırısı AKP’nin ülke içinde belirli bir olgunluk seviyesine taşıdığı yeni hegemonya projesini bölgesel siyasette aşırı bir özgüvenle zorlamaya ve test etmeye kalkmasının bir neticesidir. Öte yandan hem bu saldırı hem de sonrasında iktidarın düştüğü durum aynı zamanda projeyi bu gelişkinlikte sürdürebilmenin ve daha ileri taşıyabilmenin sınırları olduğunu ve özellikle Suriye gündeminde her ileri hamlenin bir krizle sonuçlanacağını göstermektedir. Reyhanlı olayı hem AKP’nin yeni hegemonya projesinin kendine mahsus özelliklerini hem de onun krizini kendi bünyesinde son derece dolayımsız bir şekilde taşımaktadır. Başta bahsettiğimiz biçimsel farklılığa yansıyan nitelik budur.

Peki kendi özelliklerini Reyhanlı saldırısını hazırlayan koşullara ve sonrasına yansıtan bu yeni hegemonya projesi bu olgunlaşmış biçimiyle neye benzemekte, nereye doğru gitmektedir? İçeride bilinçli kültürel homojenleştirme politikaları, insanların özel hayatlarına bedenlerine, yediğine içtiğine kadar karışmaya yeltenen bir otoriterleşme, devletin sahibi gibi davranan kültleştirilmiş bir lider, korporatizm özlemi, rejimin ve partinin propagandasını yapmakta olan geniş bir “entelektüel” çevre, tüm bunlara eşlik eden imparatorluk nostaljisi ve kendisiyle önceki arasında kesin bir çizgi çizen bir “kopuş” söylemi dışarıda emperyal, agresif ve irredantist bir uluslararası politika arayışı, etkinlik alanını eski imparatorluk toprakları olarak işaretleyen saldırgan bir dış politika ve kendi yokluğunu ülkenin felaketi olarak gören bir parti örgütlenmesi.

Yeni Osmanlıcılığın Reyhanlı’da Belirginleşen Sınırları
Reyhanlı saldırısı bu özellikler temelinde olgunlaşan yeni rejimin dışarıda ve içeride aşılması oldukça zor sınırları olduğunu ve AKP’nin genişleyen iktidarının bu sınırlara dayandığını gösteriyor. Birincisi AKP’nin Ortadoğu’daki Osmanlı mirası tarafından belirlenen etki alanında (buna Davutoğlu “havza” demekte, biz lebensraum olarak da okuyabiliriz) hakimiyet kurmasının önünde hem bölgesel hem de küresel ölçekte ortaya çıkan sınırlar söz konusudur. Organize edenlerin kim oldukları ve niyetlerinden bağımsız olarak Reyhanlı saldırısı sonrasında hükümetin yaşadığı kilitlenme bölgede sürekli değişen dengeler karşısında AKP hükümetinin son derece kırılgan olduğunu göstermektedir. Yayılmacı bir dış politikanın sonuçlarını önceden kestiremeyen ve bu sonuçları göğüsleme kapasitesinden yoksun bir iktidarın irredantist ve emperyal bir politikayı geldiğimiz noktada şimdilik daha fazla zorlaması mümkün gözükmemektedir.

İkincisi ve bence daha önemlisi ise ülke içinde halkın önemli bir kesimi ile parti-devlet arasında özellikle istikrar vurgusu üzerinden güçlü bağlar oluşturan Sünnilik temelindeki milliyetçiliğin bölgesel ölçeğe uyarlanmaya çalışıldığında bir kitle tabanı yaratamamasından kaynaklı sınırlardır. Her ne kadar Türkiye siyasi tarihi içerisinde dinsel-kültürel ortaklıklara ve “hassasiyetlere” vurgu üzerinden yaratılan kitle hareketlerine ve infiallere bol miktarda rastlansa da bunlar daha çok “mevcuda” yönelik bir tehdidin varlığı düşüncesi üzerinden halk kesimlerinde bir meşruiyet kazanırdı. AKP ise bundan farklı olarak bahsettiğimiz Sünni temelli ortaklıkları Suriye gündeminde daha ofansif bir “büyük Türkiye” projesi ile ilişkili bir şekilde harekete geçirmeye çalışmakta. AKP’nin içerideki destekçi bloğunu genişletmekte ve sağlamlaştırmakta önemli rol oynayan İslami referanslara dayalı milliyetçi söylem dışarıda “risklerle” dolu bir dış politikaya rıza ve kitle desteği sağlamakta çeşitli nedenlerle etkisiz kalmaktadır. Reyhanlı saldırısı sonrasında olayın vahametine rağmen AKP’nin ne yaptıysa da Suriye karşıtı bir “milli kenetlenme yaratamaması”, sonrasında ise meseleyi mecburen geçiştirme yönündeki eğilimleri bahsettiğimiz hegemonya projesinin artık içeride de kendi sınırlarına eriştiğini göstermektedir. Dışarıdaki yayılmacı heveslerine kendi tabanından bile kitle desteği devşiremeyen bir siyasi iktidarın dış politikada bahsettiğimiz doğrultuda daha fazla ilerlemesinin önünde bir de böyle bir iç sınır söz konusudur.

Yeni Osmanlıcılığın Muhtemel Geleceği
Reyhanlı saldırısı ile içerideki ve dışarıdaki sınırları belirginleşen İslami milliyetçi hegemonyanın geleceği ile ilgili bu tabloya bakarak hiç değilse bazı öngörülerde bulunabiliriz: Öncelikle Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyaretinde de ortaya çıktığı gibi AKP’nin bölgede kendi inisiyatifini bölge dengelerini hiçe sayar bir şekilde daha fazla zorlamaya yönelik kimi çıkışlarına devam etmesi mümkün gözükmemektedir. Bu durum bir süredir Suriye politikasında ABD ile Türkiye arasında bazı strateji farklılıklarından doğan açının birincisi lehine daha da fazla kapanacağını, zaten ancak ABD ve İsrail’in belirlediği bir sahada kendi açılımlarını hayata geçirmeye çalışan AKP’nin artık bu sahadaki görece özerk faaliyetlerinin sınırlanacağını ve ABD’nin vizyonu ile AKP’nin dış politikası arasındaki kısalan mesafenin bağımlılığı daha da açığa çıkaracağını göstermektedir.

Türkiye içerisinde de AKP’nin zaten ikna edicilikten uzak olan Suriye politikasının iyice itibar yitirmesi aynı zamanda “Büyük Türkiye” vurgusuna dayalı milliyetçi çizginin de ideolojik etkisini sınırlandırabilir. AKP’nin aynı vurguyu Kürt meselesindeki müzakere sürecini meşrulaştırmaya çalışmakta kullandığı düşünüldüğünde Reyhanlı’nın ardından AKP’nin müzakere sürecinde kendi meşruiyet açığını daha fazla gidermeye yönelik adımlar atmaya çalışması beklenebilir. Bu da müzakere süreci ile Reyhanlı saldırısının aynı bütünlük içerisinde değerlendirilmesi gerektiğini, birine yönelik olarak geliştirilecek perspektifin kaçınılmaz olarak diğerini tamamlayacağını göstermektedir. Reyhanlı saldırısı AKP’nin bölgesel stratejisinin ana hatlarını ve kriz dinamiklerini bir bütün olarak sunan, bundan sonraki alınacak siyasi tavırlarda temel referans noktası teşkil edecek bir dönüm noktasıdır.

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.