Cemil Çiçek’ten garip bir 'Ulusal Mutabakat' Metni: AKP’nin ardına takılmayanlar terörist ilan edilecek

TBMM başkanı Cemil Çiçek, ‘Terörle Mücadele Ulusal Mutabakat Metni’ adından bir öneri yayınladı. Metindeki çerçeveyi kabul etmeyenleri ise teröristlikle suçlanmak bekliyor.
Pazartesi, 27 Ağustos 2012 18:22

Meclis başkanı Cemil Çiçek, ulusal gazeteler ve haber ajanslarının Ankara temsilcileriyle bir araya geldiği kahvaltıda, “terörle mücadele için kullanılacak bir metin” hazırladığını belirterek, tartışılması için kamuoyuna sundu.

11 maddeden oluşan “ulusal mutabakat” metni için Çiçek “Terörle mücadelede etkin ve kalıcı başarının sağlanmasında ulusal bir mutabakat ortamının tesisi büyük önem taşımaktadır. Bu çerçevede, başta siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ve ülkemizin birlik ve bütünlüğünün korunmasında büyük fedakarlık sergileyen şehit yakınları ile terör kurbanlarının aileleri olmak üzere, toplumun her kesimini kapsayacak daha etkin bir ulusal mutabakatın tesisi gerekmektedir. Bu şekilde teröre karşı güçlü bir ortak toplumsal tepki sergilenebilecek, terörle mücadeledeki birlik ve beraberlik daha da güçlendirilecektir” dedi.

Çiçek’in açıkladığı 11 maddenin arkasında ise, gerçek ve barışçı bir çözüm değil, savaşın ve baskının artırılmasından başka bir şey görünmüyor. Zira bireysel özgürlüklerin genişletilmesine paralel olarak, güvenlik tedbirlerinin de yoğunlaştırılacağına ve bu ikisi arasında makul bir denge bulunacağına dair sözler, son derece soyut ifadeler olduğu gibi, “bireysel özgürlüklerin toplumun huzur ve güveni açısından tehlike içerdikleri takdirde kısıtlanabileceği” biçimindeki açıklamalarla birlikte düşünüldüğünde hiç de inandırıcı değil.

Daha önemli olan ise, Çiçek’in açıkladığı 11 maddelik metnin, tüm siyasal özneler ve kurumlar tarafından kabul edilmesi gerektiği yönündeki sözler. “Şiddeti ve terörü benimseyen hiçbir anlayış veya hareket tarzı kabul edilemez. Bu nedenle, hangi maksatla olursa olsun, terör ve şiddet yöntemlerine başvurulmasını, bunun mazur gösterilmesini, desteklenmesini ve teşvik edilmesini reddediyoruz” sözlerine yer veren metin, AKP’nin savaş ve baskı politikalarının resmileştirilmesi ve bütün siyasal aktörlerin bunun arkasında sıraya girmesi anlamına geliyor. Bu haliyle metin, eleştirilmesi ya da kabul edilmemesi halinde, terörist suçlamalarının gerekçesi olarak kullanılabilecek durumda.

“Terörle mücadele hükümetin, TBMM'de yer alan veya TBMM'de temsil edilmeyen tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun her kesiminin ortak bir sorumluluk anlayışı çerçevesinde birlikte ve uyum içerisinde hareket etmelerini gerektiren bir görevdir” sözlerine yer verilen metinde ayrıca, "Bu mutabakata taraf olan siyasi partiler ve STK’lar olarak, bu mutabakattaki ilkeler doğrultusundaki her türlü işbirliğine partiler üstü bir yaklaşımla yaklaşacağımızı ilan ediyoruz” deniyor. Fakat böylesi bir işbirliğinin koşulları ve ilkeleri tanımlanmadığı gibi, verilen “görev”in ne tür tutumları kapsadığı da belirtilmiyor.

“Bu çerçevede bütün yurttaşların başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerini korumak ve daha da geliştirmek için birlikte çalışacağımızı beyan ediyor ve toplumun tüm kesimlerini bu mutabakatta ifadesini bulan yaklaşımı benimseyip desteklemeye devam ediyoruz” sözleriyle biten metin, bu haliyle, AKP’nin çizgisini benimsemeyen ve destek olmayanların “terörist” olarak suçlanmasının da zeminini oluşturmuş oluyor. AKP’nin bölgede ve Türkiye’de yürürlüğe koyduğu savaş ve gerilim politikasını “ulusal mutabakat” zemini olarak pazarlayan Cemil Çiçek, bu mutabakatın dışında kalmayı tercih edenlere yaşam imkanı tanınmayacağını gösteriyor.

Cemil Çiçek tarafından hazırlanan metnin bütünü şu şekilde:

Teröre Karşı Ulusal Mutabakat İlkeleri
1- Şiddeti ve terörü benimseyen hiçbir anlayış veya hareket tarzı kabul edilemez. Bu nedenle, hangi maksatla olursa olsun, terör ve şiddet yöntemlerine başvurulmasını, bunun mazur gösterilmesini, desteklenmesini ve teşvik edilmesini reddediyoruz. Bu anlayışla terör örgütlerine katılmış herkese, yasalar tanınan imkanlardan yararlanarak silahlarını bırakmaları çağrısında bulunuyoruz.

2- Terör devletin bekasını ve bireysel hak ve özgürlükleri tehdit eden ve toplumun tüm kesimlerinin katılacakları çok yönlü mücadeleyi gerekli kılan bir sorundur. Bu sorun sadece güvenlik tedbirleriyle çözülebilecek bir nitelik taşımamaktadır. Bu çerçevede, terörle mücadele hükümetin, TBMM'de yer alan veya TBMM'de temsil edilmeyen tüm siyasi partilerin, sivil toplum kuruluşlarının ve toplumun her kesiminin ortak bir sorumluluk anlayışı çerçevesinde birlikte ve uyum içerisinde hareket etmelerini gerektiren bir görevdir.

3- Bu anlayış doğrultusunda terörle mücadele demokratik hukuk devletinin temel ilkeleri ve insan haklarına saygı sınırları çerçevesinde yürütülecek, bu temelde yaklaşım çerçevesinde benimsenecek tedbirler partiler üstü bir anlayış ve yaklaşımla ve her halükarda tüm siyasi mülahazaların dışında tutularak bu konudaki toplumsal dayanışmayı sergileyecek surette ele alınacak ve uygulanacaktır.

4- Her türlü terör eylemi ve şiddete karşı çıkılması hükümetin ve siyasi partilerin olduğu kadar tüm demokratik kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin ve bütün yurttaşların da görevidir. Bu çerçevede tüm sivil toplum kuruluşlarının ve bütün yurttaşların özellikle gençlerin ve kadınların terör eylemlerine ve terörizmin her türüne karşı duruşlarını toplumsal dayanışmayı ortaya koyacak mahiyetteki barışçı ve demokratik yöntemlerle sergilemeleri büyük önem taşımaktadır.

5- Terörle mücadele devletin, vatandaşının can ve mal güvenliği ile temel hak ve özgürlüklerinin korunması konusundaki anayasal görevi ve bu çerçevede ilgili yasaların güvenlik güçlerine verdiği yetki doğrultusunda kararlılıkla sürdürülmeye devam edilecektir. Bu bağlamda güvenlik güçlerinin ihtiyaç duyacakları imkan ve yeteneklerin geliştirilmesi öncelikli öneme haizdir.

6- Daha demokratik, daha eşitlikçi ve daha özgürlükçü bir devlet toplum ilişkisi tesisi için yurttaşlarımızın bireysel hak ve özgürlüklerini çoğulculuk anlayışı çerçevesinde ve daha geniş bir bakış açısıyla güvence altına alacak yeni bir anayasa toplumun tüm kesimlerinin katılımı ve mutabakatı da sağlanmak suretiyle süratle hazırlanacaktır.

7- Güneydoğu Anadolu bölgesinin temel sorunlarından biri ekonomik kalkınmadır. Kalkınma hedefi bütüncül bir yaklaşımla ele alınacak bu doğrultuda toplumsal ve kültürel yaşamdan idari yapılanmaya, ekonomik kalkınmadan bölgesel gelişmeye kadar bir dizi, iktisadi ve kültürel tedbir etkin bir şekilde uygulamaya konulacaktır. Bu tedbirlerin uygulanmasında üniter ve ulus devlet yapısına, idarenin bütünlüğüne ve idari vesayet ilkelerine zarar vermeyecek şekilde, yerel yönetimlerin daha güçlü bir idari ve mali yapıya kavuşturulması yaklaşımı benimsenecektir.

8 - Terörle mücadelenin bir diğer önemli veçhesi de etkin uluslar arası işbirliğinin sağlanmasıdır. Bu bağlamda gerek ülkelerle temaslarda, gerek bölgesel ve uluslar arası örgüt ve platformlarda, terörle mücadelede sergilenen işbirliği ve ülkemizde bu alanda milli bir mutabakat çerçevesinde yürütülen ortak mücadelenin anlatılması için birlikte çalışılacaktır.

9 - Şehit ailelerinin, terör mağdurlarının ve bunların yakınlarının durumlarının daha da iyileştirilmesi için gerekli tedbirler alınacaktır.

10 - Bu mutabakata taraf olan siyasi partiler ve STK olarak, bu mutabakattaki ilkeler doğrultusundaki her türlü işbirliğine partiler üstü bir yaklaşımla yaklaşacağımızı ilan ediyoruz.

11 - Bu çerçevede bütün yurttaşların başta olmak üzere temel hak ve özgürlüklerini korumak ve daha da geliştirmek için birlikte çalışacağımızı beyan ediyor ve toplumun tüm kesimlerini bu mutabakatta ifadesini bulan yaklaşımı benimseyip desteklemeye devam ediyoruz.

(soL - Haber Merkezi)