Ana içeriğe atla

Home

soL Haber'de reklam yok, sadece haber var. Bunu birlikte sürdürüyoruz. Abone olarak desteğinizi gösterin.

Yükleniyor...

Cemaat kıskacında bir genç...

Lisedeyken Cemaat kıskacına girmiş ve üniversiteye başladığında da çaresizlik nedeniyle cemaat tarafından hapsedilmiş bir gencin yaşadıklarını soL okurları ile paylaşıyoruz. Gencin cemaatten kopuşunu ise yarın yayınlayacağız.

Yayın Tarihi: 15.06.2011 , 13:23 Güncelleme Tarihi: 22.01.2025 , 10:54

Bir öğrenci… Tek amacı liseyi başarıyla tamamlayıp bir üniversitede okuyabilmek. Ancak henüz lisedeyken Fethullah Gülen Cemaati'nin kıskacına giriyor, sonrasında üniversitenin ilk yıllarında bu kıskaç gittikçe artıyor ve artık cemaate tümüyle bağımlı hâle geliyor. Okuyacağınız röportajın bu ilk bölümünde S.K.’nın cemaatle ilk temasını ve üniversitedeki ilk yıllarını göreceksiniz.

soL: Cemaatle ilk temasınızı anlatır mısınız?
S.K.: İnegöl’de yaşıyordum ben. Lisedeyken arkadaşlarım sürekli ders çalışmak için beni cemaat evine götürüyorlardı. İlk zamanlar pasta, börek ikram ediyorlar, hediyeler veriyorlardı. Bana da öyle hediye falan verince çok hoşuma gitti, sürekli gittim. Lise ikideyken, kapalı, sürekli din konusunu konuşan iki sınıf arkadaşlarım vardı… Cemaat onları rehber olarak seçmiş, onların tabiri ile “kendilerine insan kazandırmak için” çalışıyorlarmış. Tabi o zaman bilmiyordum onların cemaatin görevlendirdiği rehberler olduklarını. Cuma günleri okul çıkışında görüşüyorduk. Sınav dönemi olduğunda kayabiliyordu tabi. İki sene boyunca gittim ben. Hem lise ikide hem de lise üçte gittim. Ailem de muhafazakâr olduğu için oraya gitmeme çok fazla tepki duymuyorlardı. Ben o zamanlar çok benimsemiştim onları. İlk başlarda din konularından bahsetmedikleri için önce onları seviyorsun, sonra kopamıyorsun. Bende de öyle bir şey olmuştu mesela.

Gittiğiniz o mekân nasıl bir yerdi?
Normal bir ev ortamı hazırlamışlar. Bir apartman dairesi aslında. Daha çok bir öğrenci evini andırıyordu. Çok fazla kişi vardı. Ama orada kalan 4-5 kişi vardı. Sürekli öğrenciler geliyordu. Biz gidiyoruz, sonrasında başkaları geliyordu. İlk başlarda hiçbir şey yapmıyordum. Sürekli hediyeler, sürekli muhabbetler… Onun dışında ders çalışıyorduk, sohbet ediyorduk. Öğrencilerin seveceği tarzda şeyler veriyorlardı. Sonra sonra bir şey söylediğimizde “günah”, “Allah böyle buyurmuyor” gibi şeyler söylemeye başladılar. İki senenin sonunda sohbetler daha da yoğunlaştı.

“Kitap okumak zorundaydık. Ama Fethullah Gülen’in kitaplarını ya da Risale’yi okumak zorundaydık.”

Sadece Cuma günleri mi oraya gidiyordunuz?
Hayır. Kamplar vardı mesela. Evlerde kamp yapıyorlardı. Üniversiteye hazırlanırken bir aylık kampa aldılar bizi. Kampta sabah ezanından önce kalkıyorduk, sabah namazını kılıyorduk. Bunları yapmak zorundaydık, benimsesek de benimsemesek de bunu yapmak zorundaydık. Sonrasında “Yasin” okunuyordu. Ardından ders çalışıyorduk. Çok az uyuyorduk. Kitap okumak zorundaydık. Ama Fetullah Gülen’in kitaplarını ya da Risale’yi okumak zorundaydık. Sonrasında yeniden ders çalışıyorduk. Aslında üniversiteye hazırlanmak için yapılan bir kamptı ama içeriği pek öyle değildi tabi.

Kamp sırasında evde mi yatıp kalkıyordunuz?
Evet, orada kalıyorduk. Ben bir ay kalmıştım, ama bir hafta kalan da vardı, on gün kalan da vardı, iki gün kalan da vardı. Bütün masraflar onlara aitti.

“Kurban Bayramı öncesi kurban derisi için bir eve 23 kere gittiğimizi hatırlıyorum. Sürekli kovuluyorduk, yine gidiyorduk.”

Tüm bu masrafların kaynağını merak ettiniz mi peki?
Tabi merak ettim. Orası küçük bir yer, çok muhafazakâr var. Ablalar, ablaların üzerindekiler şehre dağılıyorlar ve “mütevelli” dedikleri kişileri bulup onlardan para toplamaya çalışıyorlardı. “Mütevelli”leri “yardımcı anne” gibi düşünün. Mesela gidiyorum ben, bir ihtiyacımı onlardan karşılıyorum. Paranın kaynağı da oradan geliyor.

Kurban Bayramı öncesi kurban derisi için bir eve 23 kere gittiğimizi hatırlıyorum. Sürekli kovuluyorduk, yine gidiyorduk. Sürekli gidiyorduk, sürekli kovuluyorduk. Camilere falan götürüyorladı bizi. Ankara’da da orada da başıma geldi. Ramazan Bayramında ya da Kurban Bayramında “Fakir ailelere yardım edeceğiz, siz biraz destek olur musunuz?” diye bağış topluyorduk. Böyle mescit mescit, cami cami dolaşıyorduk. Ben topladığımız parayı sadece vermekle yükümlüydüm, sonrasında nereye gidiyordu, bilemiyorum.

Üniversiteye hazırlama konusunda cemaatin katkıları oldu mu size?
Ders çalıştırma konusunda olmadı katkıları. Dershaneye de gitmedim. Ama dershanelerinin sınavına girdim ve yüzde 75 indirim kazandım, babam göndermedi. Bir başka dershane daha vardı, o şehir çıkışında olduğu için babam göndermemişti. Babam onların dershanesine kesinlikle göndermek istemedi beni. Babam baktı ki ben sürekli onların peşindeyim, istemedi. Babam ders çalışmamı istiyordu, ama ben amacımdan sapmıştım.

“Yurda başvurdum ama çıkmadı, daha doğrusu yedek konumunda kaldım. 'Ankara gibi bir yerde başka nerede kalabilirim?' korkusu oldu bende. Böyle olunca ben onlara gitmek zorunda kaldım.”

Sonra Ankara’da üniversiteyi kazanınca size onlar mı yardımcı oldu?
Aslında ben Ankara’ya geleceğim zaman “Ankara gibi bir yerde bunlar kesinlikle bana zarar getirecek” diye düşündüm. Ailemle de konuştum, onlar da bu konuda benimle aynı fikirdelerdi. Yurda başvurdum ama çıkmadı, daha doğrusu yedek konumunda kaldım. “Ankara gibi bir yerde başka nerede kalabilirim?” korkusu oldu bende. Böyle olunca ben onlara gitmek zorunda kaldım.

“Erkek arkadaşı yok, sigara yok, televizyon yok. Radyo yok…”

Ankara’ya gelişinizi anlatır mısın?
Teyzem kuran kursu öğretmeni olduğu için bu tarz şeyleri çok iyi biliyordu. Ona sordum. “Ankara’da benim tanıdıklarım var, onlarla irtibata geçelim” dedi. Teyzemle cemaatin dershanesine gitmiştik. Onlar beş dakika içinde hallettiler. Doğrudan aradılar Ankara’yı. Sonra Ankara’dan bana döndüler. Bilgilerimi aldılar. Geleceğim zamanı öğrendiler. Teyzemle Ankara’ya gittiğimde bizi AŞTİ’den aldılar. AŞTİ’den sonra İkbal Yurduna gittik. Her şey çok güzeldi. Ev ve yurt olarak iki seçenek sundular. Ben ev istedim. Okuluma yakın bir yer olsun istedim. Onlar da öyle olacağını söylediler. Orada gerekli açıklamaları yaptılar: Erkek arkadaşı yok, sigara yok, televizyon yok. Radyo yok… Sonrasında ben memleketime geri döndüm. Okul açılacağı zaman gelecektim. Sonra Ankara’ya yeniden geldiğimde o yurttaki konforla hiç alakası olmayan bir yere gittik Yenimahalle’de. İnşaat halinde bir evdi. Berbat bir evde kaldım.

Ev için ücret ödediniz mi?
Evet, ödedim. Dört yıl önce 240 TL ödedim. Evde altı kişi kalıyorduk. Ama herkes bu parayı ödemiyordu. 100-150 veren vardı, bazıları hiç vermiyor, bazıları 20 veriyordu. Bu arada sürekli kişisel bilgiler istiyorlardı. Benimle ilgili, babamla ilgili bilgileri hep istediler. Sürekli “görüşme var gelmek zorundasın” diyorlardı, ben gidiyordum, TC kimlik numaramı ve pek çok bilgiyi veriyordum, sonra farklı yüzler görüyordum, onlar da aynı soruları soruyorlardı.

“Biz altı kişi kaldık. Başımızda bir “abla” vardı. Abla temizlik nöbetlerini falan ayarlıyor, namaza kaldırıyordu. Namaz kılmak zorundasın. Çok zorlandım. Önceleri tolerans da gösteriyorlardı, ama zaman geçtikçe göstermediler.”

Evin içindeki yaşantıdan bahsedebilir misiniz?
Bu eve ilk gittiğimde daha önceden de kalan başkaları da oradaydı. Böyle bir “Mor Çatı” gibi düşünün. Herkes orada. Ben Eylül gibi gitmiştim oraya ama Ekim'de herkes kendi evine yerleşmeye başladı. Biz altı kişi kaldık. Başımızda bir “abla” vardı. Abla temizlik nöbetlerini falan ayarlıyor, namaza kaldırıyordu. Namaz kılmak zorundasın. Çok zorlandım. Önceleri tolerans da gösteriyorlardı, ama zaman geçtikçe göstermediler.

Her akşam toplanıp sohbet ediyorduk. Ardından da yarım saat kitap okumamız gerekiyordu. Ama başka kitaplar okumamıza da izin vermiyorlardı. Ya Fetullah Gülen okuyacaksın ya da Risale okuyacaksın. Kitap okuma yarışmaları yapıyorlardı. O yarışmaya girmek zorundasın. Okumasan bile okumuş gibi yapacaksın, o evde boş kalmayacaksın.

“… bana ‘Seni bir devlet yurduna yerleştirelim, sen bize oradan insan çek.’ diye teklif geldi. Kabul etmemiştim bu teklifi.”

O zamanlar bir heyecan da vardı aslında. Sohbet var diyorlardı, hepsine gidiyordum. Çeşitli etkinlikler vardı. Ben etkinliklere katıldıkça onlar üzerime geldiler. Bu arada bana “Seni bir devlet yurduna yerleştirelim, sen bize oradan insan çek.” diye teklif geldi. Kabul etmemiştim bu teklifi. Ben kendi başımı yakmışım bir de onların başını neden yakayım diye düşündüm. Çok fazla baskı kuruyorlardı artık. Bazı şeyleri çok sormaya başlayınca belki üç dört kademe üstü bir abla beni yanına aldı. Aynı evde kalmaya başladık. Para topluyorlardı mesela, beraber sayıyorduk. Yani beni yetiştirmeye başlamışlardı.

“Başörtüsü konusunda sonunda ‘düşünüyorum, ama yapamam, şimdi benim param yok’ diye ertelemek istedim. Ama bu çok yanlış bir sözmüş. Böyle diyince ertesi gün abla geldi ve bana para verdi. Geri ödemem için de bir şey söylemedi. Ben hemen kapandım.”

Giyim kuşam konusunda bir zorlama var mıydı cemaat evinde?
Evde o zaman herkes kapalı değildi, ben de kapalı değildim, o zamanlar. Ancak evin içinde kapanmak zorundaydık. Etek giymek, başörtü takmak zorundaydık, askılı giyemiyorduk. Dışarıya giderken de “Bu olmuş mu?” diye karışıyorlardı hep.

Başörtüsünü takmamı yumuşak biçimde söylüyorlardı. “Sana ne kadar yakışır başörtüsü” diyorlardı. Çok söylediler bunu. “Ben zamanı değil” diye oyalıyordum. “Hayır, kesinlikle istemiyorum” desem onların tepkisini çekerdim. Çünkü birkaç arkadaşım vardı böyle tepki veren. Onlara çok çok kötü davrandılar. Çok karşısında olmamak gerekiyordu. Karşısında olmayınca tolerans gösteriyorlardı. Mesela eve akşam ezanından sonra kesinlikle giremiyorduk. Ama ben sonra da girsem ses çıkmıyordu. Ama tepki veren, karşı çıkan arkadaşlar geç kalırlarsa o arkadaşlarımı almıyorlardı içeriye. Onlara ev içinde de tolerans göstermiyorlardı. Ben öyle değildim, bana biraz tolerans gösteriyorlardı.

Başörtüsü konusunda ben sonunda “düşünüyorum, ama yapamam, şimdi benim param yok” diye ertelemek istedim. Ama bu çok yanlış bir sözmüş. Böyle diyince ertesi gün abla geldi ve bana para verdi. Geri ödemem için de bir şey söylemedi. Ben hemen kapandım. Bir de peruk taktım üstelik!

Bunu onlar mı tavsiye etti?
Evet. “Üniversiteye girerken böyle sürekli başörtüsünü takıp çıkarmaktan bıkarsın, peruk tak” dediler. Üstelik üniversite birinci sınıftaydım o zamanlar!

İlk kapandığınızda neler hissettiniz?
İlk kapandığımda okula gelemiyordum ya. Askılı giymişim gelmişim okula ertesi gün pardösü giymişim. Kendimi çok uç noktada hissettim. Kaldıramadım birden. Sonra okula gelmemeye başladım. Bir de başörtüsünün üzerine peruk taktım. Peruğa bile toka takıyordum ben. O tarzda yani. Berbattı. Bir türlü alışamadım.

Devam edecek...

soL YZ Beta, soL’un geliştirdiği ve soL arşiviyle çalışan bir yapay zeka robotudur. Kullanımı, soL abonelerine açıktır.