Birbirlerine düşecekler mi?

Hanefi Avcı'nın tutuklanmasının ardından bir kez daha Erdoğan, Gül ve Fethullah Gülen'in birbirlerine düşmeleri beklenmeye başladı. Türkiye tarihinde İslamcı aktörlerden birine diğerinin geriletilmesi için bel bağlanmasının sayısız örneği bulunuyor. Bu stratejilerin sonunda ise güçlenen İslamcılık oluyor.
Perşembe, 30 Eylül 2010 16:40

Hanefi Avcı’nın cemaati ifşa eden kitap yazmasının ardından ‘Devrimci Karargah Örgütü ile ilişkili olmak’ gibi tuhaf bir suçlama ile tutuklanması mevcut iktidarı destekleyenlerden bazıları tarafından da kuşku ile karşılandı.

Bu kuşku ise önceden defalarca yapıldığı gibi İslamcılar arasındaki tartışmalardan-sürtüşmelerden medet umulmasına neden oldu. Özellikle 28 Şubat müdahalesinden bu yana sık sık yaşanan ve farklı oldukları iddia edilen aktörlerden birini daha ehven-i şer gören anlayış bir kez daha piyasaya çıktı.

Ali Bayramoğlu heyecanlandırdı!
Yeni Şafak gazetesi yazarı Ali Bayramoğlu’nun dün yayımlanan yazısında Hanefi Avcı’nın tutuklanmasına şüphe ile yaklaşması muhafazakar-liberal bloğun içerden çatırdadığına dair ‘umut’ olarak görüldü.

Özellikle Doğan Grubu’na ait basın kuruluşları Ali Bayramoğlu’nun yazısını gündeme taşırken, Odatv’de yayımlanan ‘Ali Bayramoğlu’nun asıl yanılgısı budur’ başlıklı yazıda şu ifadelere yer verildi:

“Yılmadan usanmadan -iyi niyetli- liberal yazarları da aydınlatmaya devam etmeliyiz. Korkmadan ısrarla yazmalıyız, Türkiye'yi nasıl tehlikelerin beklediğini. Neymiş, insanı dönüştürmek çok zormuş. Cumhuriyet bu ülkenin yarısını nitelikli nüfus yapmış, dönüştürmüştür. Geri kalanını da bizler dönüştürmeliyiz.”

AKP'nin geriletilmesi için 'bu parti içinde farklı odakların olduğu' iddiası ile sayısız strateji kuruldu. AKP içinde farklı odakların olduğu bizzat İslamcı yazarlar tarafından da dile getirildi.

AKP’de 3 tür dindarlık mı var?
11 Ocak 2010 tarihinde Taraf gazetesinden Neşe Düzel’in yazar Ümit Aktaş ile yaptığı röportajda Aktaş, AKP’de doğucu, muhafazakar ve İslami olmak üzere 3 dindar eğilimin bulunduğunu iddia etmişti:

İslamcılar: Mehmet Akif, Hamdi Yazır, Ali Bulaç, Hayrettin Karaman, Rasim Özdenören... Muhafazakârlar: Mustafa Sabri, Süleyman Hilmi Tunahan, Hüseyin Hilmi Işık, İsmail Kara... Doğucular: Necip Fazıl, Kadir Mısıroğlu, M. Şevket Eygi... Said Nursi, Sezai Karakoç ve Nurettin Topçu gibi isimler ise muhafazakâr İslamcılar...

Milli Görüş geleneği hakkında da değerlendirmelerde bulunan Aktaş, “Milli Görüş çizgisi daha muhafazakâr, daha Doğucu ve daha Osmanlıcıdır. Doğucu eğilim demokrasiyi sevmez. Doğucularda, daha monarşik, hilafetçi bir İslam’ı savunan, Osmanlı hukuk sistemini isteyen bir anlayış vardır” demişti.

Aktaş doğucu bir AKP’li sayamamıştı!
AKP'deki 3 eğilimin temsilcileri şu isimler olarak sıralanmıştı: Tayyip Erdoğan, Abdullah Gül, Bülent Arınç, Beşir Atalay, Ömer Çelik, İhsan Arslan İslamcı eğilimin isimleri. Cemil Çiçek, Abdülkadir Aksu, Vecdi Gönül gibi isimler muhafazakâr grubun isimleri. AK Parti’de Doğucu var mı bilmiyorum ama aydın kesimden buna örnek Kadir Mısıroğlu, Mehmet Şevket Eygi gibi isimlerdir.

Buradaki ayrımların ne kadar gerçek olduğu tartışmalı olsa da İslamcılar arasında buna benzer 'ayrımlar' olduğu iddiası ile sayısız strateji geliştirildi.

28 Şubat: Erbakan kötü Gülen iyi
İslamcı aktörler arasında ayrım yapılması ve bir diğerinin daha ‘tercih edilebilir’ gösterildiği örneklerden biri 28 Şubat süreciydi. TSK ile birlikte bir çok gazete ve yazar Erbakancı tarikat şeyhlerinin karşısına Gülen cemaatini koymuştu. Gülen cemaati Batı ile ilişkileri, dünyanın farklı ülkelerinde açtığı ‘Türk’ okulları ile Türkiye'ye hem daha uygun hem de daha faydalıydı!

Fethullah Gülen’in 28 Şubat sürecinde yaptığı iki açıklama komutanlar ve medya tarafından çok tutulmuştu. “İnsanlar başını örtmediğinde dinden çıkmazlar” ve “İran ile aramızda mezhep ayrımı değil din ayrımı vardır” sözleri o dönem alkışlanmıştı.

Fazilet Partisi: Gelenekçiler kötü reformcular iyi
Kapatılan Refah Partisi’nin yerine1998 yılında kurulan Fazilet Partisi’nde Erbakancılar ile Erdoğan-Gül-Arınç ekibi arasındaki ayrımda ikinci taraf yine daha ‘tercih edilir’ gösterilmişti. Reformcular olarak adlandırılan ekip daha sonrasında 2002 yılında AKP’yi kurmuştu.

O dönem, gelenekçilerin doğucu, reformcuların ise demokrat, ılımlı ve Batıcı oldukları yazılmıştı. O dönem basının önemli bir bölümü elinde tutan Doğan grubu, AKP’ye ve Erdoğan’a bir şans verilmesi gerektiğini yazıyordu.

Cumhurbaşkanı kim olacak: Gül’ü tercih ederiz
2007 yılında Ahmet Necdet Sezer’in görev süresinin dolmasının ardından uzun süre Cumhurbaşkanı’nın kim olacağı tartışılmış ve Erdoğan’ın yerine Abdullah Gül’ün Çankaya’ya çıkmasının desteklenmesi Erdoğan’ı durdurmanın yolu olarak görülmüştü.

Gül'ün çok daha ılımlı olduğu ve devletin bütün kurumları ile ve eski bürokratlarla daha uyumlu çalışacağı iddia edilmişti.

Mavi Marmara baskını: Gülen Erdoğan’a karşı
Gazze’ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine İsrail’in yaptığı baskının ardından Fethullah Gülen’in İHH ve AKP’yi suçlayarak olayı ‘otoriteye başkaldırmak’ olarak yorumlaması cemaate karşı Erdoğan’ın ya da Erdoğan’a karşı cemaatin kullanılması stratejilerini gündeme getirmişti.

Erdoğan’a karşı cemaatin kullanılması için açıktan İsrailcilik bile yapılmış, Gülen’in yaptığı eleştiriden de güç alarak İsrail ile ilişkileri Erdoğan’ın bozduğu yazılmıştı.

Stratejilerden geriye kalan
Şimdilerde ise yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçimleri bu tür stratejilerin tekrar ortaya atılmasına neden oluyor. Erdoğan'ın Çankaya'ya çıkmak istediği ve bununla beraber Başkanlık sistemi ile Türkiye'nin ilk devlet başkanı ünvanını almak istemesine Gül ve 'ekibinin' sıcak bakmadığı ve ciddi bir gerilimin kapıda olduğu iddia ediliyor.

CHP lideri Kılıçdaroğlu da son dönemde sık sık bu başlığın Erdoğan için bir kriz başlığı olacağını dillendirdi.

Bu iddiaların ve stratejilerin siyasete etkisi tartışılsa da tartışılmayacak olan her strateji sonrasında İslamcılar daha fazla 'blok' görüntüsü verdiler. Her dönemeçte İslamcılar güçlerini arttırmış olarak çıktılar.

(soL - Haber Merkezi)