AKP'li belediye Romanları nasıl aldattı!

Samsun’daki Roman vatandaşlar geçtiğimiz günlerde sularının kesilmesiyle gündeme geldi. Belediye Başkanı’nın onlara seçim öncesi “size bir sürprizim var” dediği sürpriz böylece ortaya çıkmıştı. Onlar şimdi de zorla getirildikleri yeni sitelerinde yeni ‘sürprizlerle’ karşı karşıyalar.
Salı, 16 Haziran 2009 10:30

Röportaj: Belma Nur Kartal

Burası Samsun Büyükşehir Belediyesi ile TOKİ'nin yaptırdığı 264 Evler Sitesi. Kentin "öteki insanlarının" yaşadığı 264 hanelik bir site. Teleferikli, modern alt geçitli, reklam panolarıyla ışıl ışıl 'Samsun Madalyonu'nun 'öteki' yüzü.

Kentten soyutlanmış, tecrit edilmiş, adeta toplama kampını andıran bu sitede, eski 200 Evler Mahallesi'ndeki evlerinden kimisi vaatlerle kandırılarak, kimisi zorla çıkartılan Romanlar yaşıyor. Eski mahallelerinden kilometrelerce yukarıda bir dağbaşında, ağacın, yeşilin olmadığı, tek sıcaklığı turuncu renkli boyası olan mimari yoksunu sevimsiz ve daha şimdiden dökülmeye başlayan görüntüleriyle beş katlı bu kibrit kutularında Romanlar'ın gözlerinde acı dolu bir çığlık: "Biz bu apartmanlara, bu apartmanlar da bize ait değil!"

Onlar Samsun'un Çingeneleri... Dışlananları, hor görülenleri, Kıpti diye damgalananları... Onlar Samsun'un baloncuları, ayakkabı boyacıları, simitçileri, hurdacıları, bohçacıları, eskicileri, hizmetçileri, sanayinin hamalları... Tek dertleri akşam eve götürecekleri bir dilim ekmek. Büyük planları yok hiçbirinin. Bir hafta sonrası belirsiz. Günü birlik yevmiyelerle yaşam tekerleğini döndürmeye çalışıyorlar.

Mahalleye girişimizden itibaren balkonlardan bakan meraklı gözler yerini etrafımızı saran neşeli çocuklara ve mahalleli kadın ve erkeklere bırakıyor. Kendimizi tanıtıp sohbetlemeye başlıyoruz mahalleden Sabahattin Gökçe ile... 200 Evler'den 264 Evler'e giden yolda yaşanan süreci soruyoruz.

Sabahattin Gökçe: Belediye başkanıyla şöyle konuşmuştuk. Eski Başkan Muzaffer Önder döneminde bize verilen evler ücretsizdi. Bize o dönemde verilen belgelerle, tapularla biz 15 yıl oturduk eski mahallemizde. 15 yıl sonra bize asıl tapuların verileceği anlaşılınca şimdiki belediye başkanı Yusuf Ziya Yılmaz müdahale etti. Başkanım "bu halk fakirdir, kamuda görev yapan yok, iş gücü olan yok. Ölene kadar TOKİ'ye borçlanacağımıza sana borçlanalım, belediyeye borçlanalım" dedik. "Olmaz" dedi.

Belediye başkanı yerel seçimlerden önce "size sürprizim var" diyerek sizden oy istemişti. Başkanın sürprizi neymiş acaba? Neler vaat etti size?

S.G: Abla ben bu belediye başkanının sözüne inanmıyorum. Belediyecilik anlayışının dışına çıktı. 200 haneydik biz, şimdi 264 hane olduk. Buradaki vatandaş hurda toplayacak, bir lira kilosu. 100 kilo hurda toplayıp da 10 milyonla günde ne yapacak? Bugün 1 milyar alan insan daralıyor da 10 milyon kazanan daralmaz mı?

Bu mahalleden AKP'ye ne kadar oy çıktı yerel seçimlerde?

S.G: Hepsi AKP'ye oy verdi. Biz onlardan ev istemedik ki. Bizim evlerimiz zaten vardı. 200 Evler Mahallesi'ndeki eski evlerimizden çıkmak istemedik. Evlerimizi terk etmemek için çok mücadele ettik. Mahallemizden çıkmadan önce Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreteri Kenan Şara televizyonda, "Sizi o evlerden çıkarırım, evleri başınıza yıkarım, yeni yapılan evleri de satarım!" dedi. Böyle tehditlerle üstümüze geldiler. Muzaffer Önder sözünde durmuştu ama bu başkan hep zenginlerin yanında oldu, fakirin yanında olan var mı şimdi?

Peki bu yaşananlara rağmen neden tekrar AKP'ye oy verdiniz?

S.G: Vermek zorundasınız. Bize kimse yardım etmedi. Devletten gelmedi, milletvekilleri hiç yaklaşmadı. Biz kimden yardım alacağız? Yardım almak için kime gideceğiz? Tanıdık kişilere... Kime gidildi? CHP'ye... Bizim böyle bir sıkıntımız var dedik, CHP "Ben size bir şey yapamam" dedi. Hani fakirin yanındaydınız siz, fakirin yanında dar zamanda olmanız lazım. Bizi mecbur bıraktılar, insanlar çaresiz kaldı.

Bir ay önce ev taksitlerini ödeyemediğiniz için TOKİ'den 15 gün içinde evleri boşaltın diye tebligat gelmiş size. Tebligat gelen kim var burada?

Tarık: Abla soyadımı yazma. Bana geldi, mahkeme devam ediyor. Savcı bizden delil istedi, "yazılı bir belge var mı?" dedi. Yazılı bir delil yok, resmi bir belge yok elimizde.

Ne belgesi istiyorlar sizden?

Tarık: Belediye size ne vaat etti diye soruyorlar. Yazılı bir belge olmadığı için elimizde, bir şey yapamıyoruz.

Peki belediye ne vaat etmişti? Size nasıl bir ödeme planı çıkarıldı?

Tarık: Yardım edeceğini, kolaylık göstereceğini, her şeyi söylediler abla ama elimizde bir delil yok.

Taksitleriniz nasıl, siz ne diye girdiniz, ne ödemeniz isteniyor şimdi?

Tarık: 100 TL diye girdik, şimdi 170-200'e doğru çıkıyor.

Sizi çıkardıkları evleri kaça saydılar?

Tarık: Ne parası? Para vermediler ki, tapunuz yok, bir şeyiniz yok deyip zorla çıkardılar bizi.

Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz şimdi? Sizin durumunuzda olan kaç aile var?

Tarık: 250 aile şu anda icralık. İmza attırırken bize nüshanın birini vermediler. Biri okur da imza atmaz diye bankaya attığımız imzanın bir nüshasını bize birbuçuk ay sonra verdiler.

Siz okumadan mı imza attınız?

Tarık: Okumadık tabii, okumam yazmam yok ki zaten benim, 35-40 sayfa yazı... Bir kere okumakla da anlaşılması mümkün değil o kağıtların. Bizi kandırdılar abla. Kanunsuz durumları kanun durumuna getirdiler. Bize alelacele "Buraya imza atın, şuraya imza atın, biz gerekeni yaparız" dediler. 100 TL diye girdik biz buraya, "Ödeme sabit olacak, artış olmayacak, hatta düşecek" dediler, ondan sonra başladılar artırmaya...

Peki ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Tarık: Biz devletten yardım bekliyoruz. Bu insanların suç işlemesine engel olsun devlet. Ödeme güçlüğü çekip de ödeyemeyince ne yapacak bu insanlar? Mahallede suç oranının yükselmesinden korkuyoruz. Bundan dolayı devletin maddi manevi yardım etmesini bekliyoruz.

Mahallenin bir de derneği var. Adı Romanları Koruma ve Yaşatma Derneği... Başkanı Yaşar Gümüştaş. "Dernek başkanınızla görüşmek istiyoruz" diyorum. Evini tarif ederlerken o sırada bir araya toplanmış kadınlar dikkatimizi çekiyor, oraya yöneliyoruz. Bir kadın fenalaşmış, yerde kan ter içinde, kadınlar başına toplanmış, az ileride ise Belediye zabıtaları duruyor. Zabıtalara neden geldiklerini soruyorum, tedirgin bakışlarla "sorun yok" diyorlar sadece. Tel örgülerin dibinde az ötelerinde çalışan karı kocayı izliyorlar sessizce... Kadınlar ise zabıtaları göstererek, "Açız, dükkan yapacağız buraya. Bunlar geçen hafta hem rüşvet aldılar bizden, hem de şimdi izin vermeyiz diyorlar. Bu rüşvetçilerin resmini çek gazeteci abla!.." diye haykırıyorlar. Zabıtalardan yine ses seda çıkmıyor, sessizce izliyorlar.

Dernek başkanının evine doğru yürürken biz, arkamızda meraklı bir kalabalık, çocukların "Abla bizi de çek" sesleri arasında ilerliyoruz. İçlerinden bir kadınla kocası dert yanıyor: "Ödeyemeyiz biz bu taksitleri, ceryanlarımızı keserler, sularımızı keserler, iş yok güç yok. İkibuçuk milyona kağıt topluyoruz, ne yiyeceğiz akşama? Çıkamayız biz bu evlerin altından. A be banka mı soyalım?"

Bir apartmanın önünde halısını yıkayan genç bir Roman kadın anlatıyor biz geçerken:
"Başkan sularımızı kesti. Susuz yaşanır mı abla? Sanki biz ondan ev istedik. Konuş mari, konuş!" diye arkadaşına kızıyor. Hemen her evden müzik sesleri geliyor. Darbuka, keman... 264 Evler orkestrası... Bir evden yükselen klarnetin hüznüne takılıyoruz. "Ahh İstanbul İstanbul olalı/ hiç görmedi böyle keder/ geberiyorum aşkından..." derken dernek başkanı çıkageliyor takım elbisesiyle. İçinde ömrümün en renkli, en albenili kıravatıyla... Atıyoruz sandalyeleri dışarı, dernek binası olarak kullandığı kulübenin önünde başlıyoruz sohbete.

Birkaç gün sularınız kesilmişti. Basına yansıdıktan sonra yeniden verilmiş sularınız. Ancak yakında elektriğinizin de kesileceği de söyleniyor.

Yaşar Gümüştaş: Bize bilgi verilmeden suyumuzu kesti SASKİ. Üç gün susuz kaldık. Bizi bankaya elektrik, su, ev taksidi deyip borçlandırdılar. Aşağıki oturduğumuz mahallede aboneliğimiz vardı, aboneliğimizi iptal ettiler. Yeni evlere taşındınız, eski aboneliğiniz geçerli değil dediler.

Burada 264 konut mu var?

Y. G: Evet, bir de bunların artıları var, alt zeminleri yani sığınakları da ev yaptılar. Büyükşehir Belediye Başkanı, size bir site yönetim kurulu kuralım dedi. Üç kişilik bir site yönetimi kurdular fakat bu yönetimden de hiçbir arkadaşımızın bilgisi yok.

Bizi izleyenlerden genç bir adam araya giriyor: "Belediye başkanı elinizi taşın altına koyun diyor. Elimizi değil kendimizi de koyduk taşın altına ama sesimizi duyan yok abla" diyor.
Sonra başkan devam ediyor:"Belediye başkanı seçimlerde bana oy verirseniz size bir sürpriz yapacağım" demişti. Meğer sürprizi sularımızı kesmekmiş. Birkaç gün içinde de elektriklerimizi keseceklerini söylediler. Neden bizim var olan elektrik, su aboneliklerimizi iptal ettiler? Belediye bizden daha mı fakirdi? Belediyenin bütçesi yok mu? Başbakan 100 bin lirayla kira öder gibi ev sahibi yapacağım diyor ama bu insanların hepsi kağıt topluyor, boyacılık yapıyor, maddi durumları zayıf. Bu 160 milyonu nerden bulup da verecek?

Kaç sene ödeyeceksiniz bu parayı?

Y.G: Hemen hemen 20 sene ödeyeceğiz. Belediyeyle TOKİ, bizi 28 milyar borçlandırdı. Sen benim 28 dönümlük yerimi aldın, bana hiçbir hak vermeden kullandın, gittin başkasına sattın.

200 Evler'e nereden geldiniz, kaç sene önce yerleştiniz bu topraklara?

Y.G: Selanikten gelmeyiz. 1924'teki mübadeleyle birlikte Selanik'ten göç etmişiz. Eski mahallemiz 200 Evler 75 yıllık mahallemizdir. Samsun'daki ilk yerleşim yerlerimiz 200 Evler'in olduğu Mert Irmağı ve eski adıyla Boklu Dere diye bilinen Modern Pazar'dı. O zamanlar Samsun'un en sefil yerleriydi, şimdi kıymetlendi buraların arsaları.

Şu andaki durumunuz nedir?

Y.G: Başkan Yılmaz "Ev sahibi olacaksınız, sizi ev sahibi yapmak istiyoruz. Benden ev istemediniz ama benim vicdanım var, ben görüyorum. 200 Evler'deki hayata bakın. Siz benden isteseniz de istemeseniz de ben yapmak zorundayım. Aksi takdirde vicdanım beni rahatsız ediyor. 200 Evler beni çok üzdü. Ben çok kırılmış bir vaziyetteyim" dedi. Şimdi de sizin eski yerinizde hakkınız yok, bulunduğunuz yerde hakkınız var diyor TOKİ. Bizim elimizde tapu tahsis belgemiz var. Devletin mührü sahte mi? Belediyeyi getiriyoruz, sizin tapu tahsisiniz geçmiyor diyor, hakim de bana belge getirin sizin olduğuna dair diyor. Tapu tahsis belgesinden daha büyük belge olur mu? Hakim artık nasıl bir karar verecek bilemiyoruz. Yusuf Ziya Yılmaz, encümen kararıyla belediye hazinesine geçirdi bizim yerimizi yurdumuzu.

Siz Romanları Koruma ve Yaşatma Derneği başkanısınız. Mahkemeden lehinize bir karar çıkmazsa ne yapmayı düşünüyorsunuz?

Y.G: Gariban olan insanların haklarını aramak için bu derneği kurduk. Tek derdimiz daha iyi yaşamak!.. "Biz ödemelerde yardımcı olacağız. Taksitlerine el atalım diyeceğiz. Bazı cahil insanlar camianıza zarar veriyor. Ben size kırıldım. Sizi ev sahibi yapmaktan öteye bir niyetim yok. Ben sizden oy istemiyorum, ev sahibi yapmak istiyorum. Cenab-ı Allah benim niyetimi görüyor" dedi başkan, şimdi yüzümüze bakmıyor. Belediyeye bizi işe al dedik, bizim maaşımızdan kes ev taksitlerini... "Ben sizin adamlarınızdan birini bile almam" dedi, kabalık yaptı. Burada bin aile yaşıyor, bizi sokağa atamazlar. O zaman bizim eski yerimizi yapsınlar, biz kendi yerimize geçelim. Bu apartmanları da kime satarlarsa satsınlar. İnsan Hakları Mahkemesi'ne bu işi taşımayı düşünüyoruz. Sulukule'dekilerin avukatları bile var, bizim avukatımız yok, kimsemiz yok. Devletin mührü nasıl sahte oluyor? Hakimlere, hukuka saygımız var. Bize eski yerimizi versinler, biz zaten buradan memnun değiliz. Çocuğum var evlenecek, yarın ben bunu nereye koyacağım? İki hane bir evde oturuyoruz, tam yedi kişi...

Görüşmeyi bitirip vedalaşmak üzereyken yeniden söze giriyor Yaşar Gümüştaş: "Biz sizinle birlikte gerçekten bize yardımcı olacak örgütlerle bir araya geliriz. Bize yardımcı olun, başkanın sürprizini gördük, bir sürpriz de biz yapalım. Bunlar gerçekten Allah'tan korksa bunları yapmaz. Bize diyorlar ki "hırsızlık yap, ne yaparsan yap ama öde"... Zaten mağduruz biz. Bizi böyle perişan etmeye kimsenin hakkı yok, insanlar çöpten ekmek toplayıp yiyor. "Ben sizinle nasıl görüşebilirim?" diye soran dernek başkanına telefonumuzu verip mahalleden ayrılırken bir kadın arkamızdan sesleniyor
:
"Elektriklerimizi kesmeye gelen olursa belediyeden, bütün erkeklerimiz onları dövecekler!"