AKP diktası da yetmez

"12 Eylül referandumunda evet vermek özgür bir Türkiye istemektir" diyorlardı. 3 ay bile geçmeden artan faşizan uygulamaları şimdi ya savunuyorlar, ya da susarak onaylıyorlar.
Pazartesi, 13 Aralık 2010 14:30

12 Eylül Referandumu'nda AKP'nin hazırladığı anayasayı "yetmez ama evet" diyerek savunanlar, referandumun üzerinden 3 ay geçmeden artan faşizan uygulamalar karşısında suskunluğa büründü. Suskun kalmayan bir kısım "yetmez ama evet"çi ise bu saldırganlığı açıkça destekliyor.

Müftüoğlu yanıldı: Utanmıyorlar
Oğuzhan Müftüoğlu, referandumdan 8 gün önce "Onlardan bazıları geçmişte 12 Eylül cuntasını savunuyorlardı, şimdi hatırlatılmasından bile utanırlar. Gelecekte de bugünkü tutumlarından utanacaklar" diyordu. Merdan Yanardağ ise 10 Aralık tarihinde sitemizde yayınlanan yazısında şunları yazdı: "Asıl sorunu bu islamcı-muhafazakar güruhla İstanbul’da 'Darbeye dur de!' yürüyüşleri düzenleyen ve Nazlı Ilıcak gibi tescilli darbe savunucularıyla omuz omuza yürüyen liberallerdir. Çünkü bu liberaller, atılan yumurtaların bir gün kendi cicilerini de kirletebileceği korkusuyla olsa gerek, ya derin bir sessizliğe gömüldüler ya da AKP ktidarını savunmayı sürdürdüler. Utanç verici bir durum."

Genel eğilim: Susarak onaylama
AKP'nin refarandum zaferinin ardından, artan hukuksuzluklar ve baskı politikalarına karşı eski "yetmez ama evet" cephesi tam bir dağınıklık içinde. İktidara daha yakın olanlar, Dolmabahçe'de Başbakan Tayyip Erdoğan'ın rektörlerle toplantısını protesto eden öğrencilere yönelik saldırının ardından, AKP'li Burhan Kuzu'nun Ankara Üniversitesi'nde protesto edilmesiyle yükselen öğrenci muhalefetine yönelik saldırganlığı açıkça savunmaya başladı. Bir kısmı ise susarak onay vermeyi sürdürüyor.

Polis şiddeti de olmasa
"Yetmez ama evet" cephesi'nin de en büyük can simidi "polis şiddeti". Adı anılan birçok siyasetçi ve yazar, "polis şiddeti" gibi zaten AKP'lilerin dahi eleştirebildiği bir şeyi eleştirerek, "sessiz kalmadıkları" imajını vermeye çalışıyor. Polis şiddetinin ardından başlayan "ama"lı cümleleri ile öğrencileri "faşizanlık"la suçlayabilenler, AKP'nin faşizanlaşan tutumu karşısında ise sus pus.

Açıkça savunanlar:
İşte bu cepheden, faşizan uygulamaların gerektiğinde nasıl savunulduğunu gösteren bazı görüşler:

Emre Aköz: Sabah Yazarı Aköz doğrudan öğrencilere saldırmayı tercih etti. Aköz, 8 Aralık 2010 tarihli Sabah Gazetesi'ndeki köşesinde "hamileysen gösteride işin ne" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Bir gün sonra "sol Kemalistlerin olduğu her yerde postal sesi duyulur" başlıklı yazısında saldırılarını sürdürdü. Aköz, Yetmez Ama Evet Platformu'nun düzenlediği toplantıların konuşmacıları arasındaydı.

Ahmet Kekeç: Star Gazetesi Yazarı Ahmet Kekeç, "yetmez ama evet" kampanyasının destekçilerindendi. Kekeç, Yetmez Ama Evet Platformu'nun toplantılarında da konuşmuştu. 9 Aralık tarihli yazısında Başbakan Erdoğan'ı protesto eden öğrencilere "ahmak" diyen Kekeç polis müdahelesiyle gündeme gelen rektör toplantılarının protesto nedenini "anlayamadığını" söyledi ve öğrencileri samimiyetsizlikle suçladı.

Mustafa Akyol: "Yetmez ama evet" diyenlerden Mustafa Akyol ise protestocuların "orantısız" tavırları olduğunu ve bazı protestocuların "özellikle çatışma istediğini" yazdı.

Nazlı Ilıcak: 12 Eylül Darbesi'ne verdiği destek nedeniyle "yetmez ama evet" kampanyasının en tartışılan ismi olan Ilıcak, Sabah Gazetesi'nde "protesto saygısızlık ve anarşi" başlıklı bir yazı yazdı. Ilıcak, "1980 öncesi, eylemci azınlıkların, çoğunluğun okumasını engellediğini, üniversitelerde boykota iştirak etmeyenleri tehditle sindirdiklerini, farklı ideolojilerin değişik fakültelerde egemen olduğunu biliyoruz. Aklı başında hiç kimse, üniversitelerin 1980 öncesinde gördüğümüz gibi anarşi yuvaları haline gelmesine izin vermez" dedi.

Taraf Gazetesi: Öğrencilere hitaben "sizden omlet olmaz" manşeti atan gazete, polisin dayağı ile öğrencilerin yumurtasının bir tuttu.

Abdurrahman Dilipak: Yeni Akit Gazetesi'nin öğrencilere yönelik linç çağrılarına ve polis şiddetine günlerce sessiz kalan Dilipak, 12 Aralık tarihinde "omlet partisi" başlıklı yazısında şöyle dedi: "Bu gün yumurta, yarın bıçakla gelirler, öbür gün Molotof kokteyli! Araçları ateşe verebilirler.. Bunların önemli bir kısmı risk grubu altındaki kişiler.. Bunları, ailelerinin yakın takibe alması gerek.. Kargaşadan medet uman bazı fraksiyonların militanları da olabilir bunların bir kısmı.." Yetmez Ama Evet Platformu'nun düzenlediği toplantılara konuşmacı olarak katılan Dilipak'a bu tip eylemlerin AKP'ye daha fazla sahip çıkılmasını sağlayacağına dair niyetlerini okurlarıyla paylaştı.

Sanem Altan: "Yetmez ama evet" çağrıcısı olan Altan, AKP'nin baskı politikalarına karşı sessizliğini korurken, protestocu öğrencilere "sığ" dedi. Altan'ın 9 Aralık tarihli Vatan Gazetesi'nde yayınlanan yazısının başlığı ise şöyleydi: "Tepkileri çocuksu, fikirleri ihtiyar, gençlik bunun neresinde!"

Doğan Tarkan: Zaman Gazetesi'nin "Demokratik tepkiye evet, şiddete hayır" başlıklı haberi için görüşleri alınan Tarkan'a göre, gerginliğin artmaya devam etmesi durumunda başka güçler bu durumu kullanabilirdi. Tarkan böylelikle AKP'ye yönelik artan tepkinin "darbecilikle" ilişkilendirilmesini sağladı. Tarkan 12 Eylül referandumu'na "hayır" diyenleri "nasyonel sosyalist" ilan etmişti.

"Öğrenci faşizmi"

Ahmet Altan: 12 Aralık tarihli yazısının başlığı "kemalist şiddet" olan Altan'a göre, yumurtalı protesto "genç faşizmi"ydi ve AKP yalnızca, gençlere vahşice saldırılıp dövülmesini izlediği için bu "tümör"ü yanlış neşter vurmuştu. Altan önceki yazılarında ise AKP'ye akıl vermeye devam etti.

Yetmez Ama Evet Platformu'nun üç örgütü, Genç Siviller, Mazlum Der ve Mustazaf Der'den ise herhangi bir açıklama gelmedi.

Susarak onaylayanlar
"12 Eylül'de hayırın kazanması Ergenekon'un zaferidir" diyen Ufuk Uras olaylar karşısında derin bir sessizlik içinde. "Yetmez ama evet" cephesinin üyeleri olan, Halil Berktay, Baskın Oran, Melih Altınok, Nabi Yağcı, Ferhat Kentel, Zeynep Tanbay, Oral Çalışlar, Yasemin Çongar, Alper Görmüş, Osman Can gibi isimler de sessizliğe bürünmüş durumda.

AKP diktasına "tarihsel" savunma
Liberal cenahtan bazı yazarlar ise, daha sonra Erdoğan'ın da konuşmalarında tekrarladığı "27 Mayıs" hatırlatmaları yaparak, öğrencileri "kurulan tezgahın piyonu olmakla" suçladılar. Her toplumsal hareketin altında bir komplo arayan bu isimlerden biri de Murat Belge oldu. Belge, son zamanlarda AKP karşıtı söylemlerin "şeriat istiyorlar"dan "sivil dikta"ya döndüğünü savundu. Taraf Gazetesi'nin 10 Aralık tarihli sayısında yayınlanan "27 Mayıs Arifesinde" başlıklı yazısında, 27 Mayıs öncesi öğrenci eylemlerinin "nasıl kullanıldığını" anlatan Belge, hükümete "dikkatli olun" mealli mesajlar verdi. İki gün sonra bu kez "68 Üstüne" başlıklı bir yazı kaleme alan Belge, Burhan Kuzu'nun "68 ülkenin başına bela olmuştur" açıklamasının bir kısmına katıldığını söyledi. Belge'ye göre "12 Mart öncesindeki öğrenci hareketinin önemli bir bölümünün son analizde bir askerî darbeye (“sol” bir karakter taşıyacağı umulan) zemin hazırlama amacıyla davrandığı inkâr edilemez" Burhan Kuzu'ya katılmadığı nokta ise bu dumunu 68 kuşağından gelen bazılarının da görmüş olması.

"İyi polis, kötü polis"

Belge'nin köşesinde yer verdiği ve "iyi polislerin" de olduğu yönündeki şu satırları da dikkat çekti:

"Öte yandan, bütün bu yıllar içinde genel olarak polis örgütlenmesine baktığımda, bu dediklerine tamamen karşıt yönde birçok gelişme veya eğilimi de görüyorum. Çeşitli vesilelerle, çeşitli rütbelerden Emniyet mensuplarıyla tanışıyorum, konuşuyorum. Çoğu son derece medeni insanlar. Eğitimleri eski muadiller...iyle kıyaslanır gibi değil."

Taraf gazetesi yazarlarından Yıldıray Oğur ise bir anda 27 Mayıs dönemi dosyalarını açtı. 27 Mayıs'tan önce öldürülen Turan Emeksiz'lerin defnedilmelerini anlatan Oğur, "devletin artık onlarla işi bitmişti" diyerek, yandaş medya tarafından ortaya atılan "protestocu öğrencilerin arkasında Ergenekon var" iddiasının altını doldurmaya çalıştı. Oğur bir süre önce Pınar Selek'in hakkındaki Yargıtay kararını savunmasıyla gündeme gelmişti.

(soL-Haber Merkezi)