'Adabına uygun cinayet başım üstüne!'

Yeni Şafak yazarı Davut Dursun, kan davalarının bir kültürü olduğunu, cinayetlerin bu kültür çerçevesinde işlendiği oranda makul karşılanabileceğini yazdı. Ama Mardin'de kültürün dışına çıkılmıştı!
Cuma, 08 Mayıs 2009 10:30

soL (HABER MERKEZİ) Yeni Şafak gazetesinde köşe yazıları yazan Davut Dursun, Mardin'deki katliam vesilesiyle gündeme gelen kan davalarının "bu topraklardaki cinayet işleme kültürü"nün izin verdiği ölçüde icra edilmesinin bir yere kadar anlaşılır olduğunu, asıl incelenmesi gereken sorunun, katliam kurbanlarının namaz kılarken öldürülmeleri olduğunu söyleyerek, konuya ilişkin yapılan yorumların orijinalliği kulvarında ilk sıraya yerleştirilmeyi hak etti.

Kimi cinayetlerin perspektifinden baktığı Türkiye toplumunda gözlenen değişim emareleri konusundaki akıl yürütmelerini, töre ve namus cinayetleri ile kan davalarının kadim ve "anlaşılır" bir kültürün parçası olduğu iddiasıyla taçlandıran Dursun, yazının ilerleyen satırlarında yaşanan trajediye bambaşka bir bakış getirdi.

Dursun'un "kültür kodları": "Kan davaları koruculuktan daha yerleşik"
Bugünün AKP hükümetini ve ardılı olduğu geçmiş hükümetleri Mardin katliamındaki etkisi aşikar olan "koruculuk" uygulaması nedeniyle eleştirilerin odağına oturtulmaktan kurtarıp tartışmanın mecrasını muğlak bir "cinayet işleme kültürü"ne kaydırmaya çalışan Davut Dursun, "bu olay asla sıradan bir olay olamaz ve bu topraklardaki cinayet işleme kültürüyle açıklanamaz. Evet, kan davaları bu ülkenin bir toplumsal gerçeği ve ciddi sorunudur. Ancak buna ilişkin bir kültür vardır ve bu kültürde bilebildiğim kadarıyla bu şekilde icra edilen bir kan davası olayı yoktur. Namaz kılan bir topluluğun arkadan taranarak katledilmesi, bırakın kan davasını, töreyi veya başka bir şeyi savaşlarda bile olmayacak bir şeydir. Bu ülkenin insanı savaşta bile ibadet yerlerine, ibadet halindeki insanlara, kadınlara, çocuklara saldırılmayacağını bilir, bilmesi gerekir" diye yazdı.

Bu satırlardan da anlaşıldığı üzere, Davut Dursun'u ilgilendiren yönlerin, kan davalarının varlığını hâlâ sürdürmesi, 44 kişinin birden yaşamını yitirmesi ve söz konusu toplu katliamın arka planındaki gerçek olgular olmadığı, asıl motivasyonunun bir kan davasında ilk kez namaz kılan insanlara ateş açılmasından kaynaklandığı görüldü.

"Bu topraklardaki cinayet işleme kültürü"ne toptan bir bakış!
RTÜK'ün AKP kontenjanından seçilen altı üyesinden biri ve Sakarya Üniversitesi Siyasal ve Sosyal Bilimler Anabilim Dalı Başkanı olan Prof. Dr. Davut Dursun dünkü yazısında, toplum davranışlarıyla ilgilenen herkesi, Mardin katliamı ile geçtiğimiz Mart ayında işlenen Münevver Karabulut cinayeti faillerini bu tür eylemlere yönlendiren "sorunlu zihin yapısı"yla ilgilenmeye davet etti.

Basının gerçekte olduğundan daha "trajik" bir biçimde haberleştirdiğini öne sürdüğü iki cinayeti karşılaştıran Dursun, ilkini,"cinayeti bir biçimde anlıyoruz. Bunun gerisinde töre, kan davası, bireysel husumetler, anlaşmazlıklar yer alabilir" diyerek "anlayışla" karşılarken, ikincisinde, cinayeti yine "anlasa" da, bir cesedin parçalara ayrılarak çöpe atılmasını açıklayacak bir neden bulamadığını yazdı.

Davut Dursun, işlenen cinayetlerin Türkiye toplumunun geleneksel kültür değerleri ve kodlarından uzaklaşması ile açıklanabileceğini savunduğu, alışılmış gerici rasyonalizasyonu en kaba haliyle içeren "analiz" yazısında, yaşananların en önemli nedenlerinden birinin, sanal dünyadaki savaş ve çatışma sahnelerinin giderek artan oranda izlenmesi olduğunu ileri sürdü.

AKP "töre" nedir bilmezdi...

AKP'nin Mardin'de yaşananlar konusunda "töre" gerekçesine sıkıca sarılmasına karşın, AKP'nin "Kürt açılımı"na bölgedeki Dicel Üniversitesi'nden lojistik destek sunmuş akademisyenlerden biri olan Prof. Dr. Mazhar Bağlı'nın töre ve namus cinayetleriyle ilgili yürüttüğü uzun erimli bir projenin sonuçlarına dahi ilgisiz kaldığı ortaya çıktı.

Mardin katliamını değerlendiren Bağlı'nın şu sözleri dikkat çekti: "bu karmaşık bir konu, tek nedenle bunu açıklamak yanlış olur. Bu konunun diğer yönleri üzerinde durmak gerekiyor. Koruculuk mesela. Koruculuk bir güç meselesi oldu, birçok ailenin balansını bozdu. Aileler koruculukla birbirlerine üstünlük sağlamaya çalışıyorlar. Bu da güç dengelerinin bozulmasına neden oluyor. Devletin bu tür olaylara el atması lazım. Töre ve namusla ilgili bir proje yürüttük, sadece Diyanet bilgi istedi."

Hatırlanacağı üzere Başbakan Erdoğan konuya ilişkin ilk açıklamasında, "bu olay vesilesiyle bir kez daha bölgedeki üniversitelerimizi, medya kuruluşlarını, sivil toplum örgütlerini, eğitim kurumlarını, kanaat önderlerini göreve davet ediyorum. Bu tür olayların uzun ve orta vadede tekrar yaşanmaması için herkes toplumsal sorumluluğunu yerine getirmelidir" demişti.