ABD Suriye Kürtleri konusunda Ankara'nın yüreğine su serpti

Milliyet gazetesi İstanbul’a gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Philip Gordon’la bir röportaj gerçekleştirdi. Gordon’un söyledikleriyle ABD’nin Suriye’de taşeronları eliyle yol almaya çalıştığını ima ederken, Suriye Kürtleri konusunda da Türkiye’nin yüreğine su serpmeyi ihmal etmedi.
Salı, 31 Temmuz 2012 17:12

ABD Dışişleri Bakanlığı Avrupa ve Avrasya İşlerinden Sorumlu Bakan Yardımcısı Philip Gordon dün İstanbul’daydı. Türk yetkililer ve iş adamlarıyla bir araya geldiği öğrenilen Gordon, Milliyet’ten Pınar Ersoy'un sorularını yanıtladı.

Türkiye ve ABD’nin Suriye’de benzer çıkarları olduğunu ve çok yakın çalıştığını söylen Gordon, “Suriye’de politik bir geçiş için Şam’a baskı uyguluyoruz. Esad gittiğinde -ve gideceğine güveniyoruz- istikrarlı, katılımcı ve demokratik bir Suriye kurulması için muhalefete destek oluyoruz” dedi.

ABD Suriye'ye taşeronlarıyla müdahale ediyor
Pınar Ersoy’un ABD’nin, Libya’da müdahale konusunda aceleci davranırken, Suriye’de neden müdahaleyi ağırdan aldığı sorusuna, ABD’nin Esad rejimine finansal ve diplomatik baskı uyguladığı, muhalefete desteğini artırdıklarını ve iki durumun çok farklı olduğunu söyleyerek cevap verdi.

Gordon, “Libya’da operasyon düzenlenmesi Suriye’de aynısının yapılacağı anlamına gelmiyor. Libya’da Kaddafi insanları öldürmekle tehdit ediyordu, Arap Birliği müdahale ve uçuşa yasak bölge talep ediyordu, Birleşmiş Milletler’den tüm gerekli önlemlerin alınması için karar çıkmıştı, NATO’da bu kararı uygulamak için en iyi yolun askeri müdahale olduğu yönünde konsensusa vardı” dedi.

Annan Planı’nın hala masada olduğunu ve uygulanması gerektiğini söyleyen Gordon, “Suriye’de amaca ulaşmak için en iyi yolu bulmak adına çalışmaya devam ediyoruz. Bir vakada askeri güç kullanılmış olması dünyadaki tüm çatışmalarda aynısının yapılacağı anlamına gelmiyor” diye konuştu. Libya ve Suriye’deki siyasi değilse de "insani durumun" neredeyse aynı olduğunu söyleyen muhabire “Aynının tanımı konusunda hemfikir değiliz” dedi.

Philip Gordon’un Suriye konusunda söyledikleri özellikle Birleşmiş Milletlerde Suriye’ye dönük askeri yaptırımları da içeren tasarının Rusya ve Çin tarafından veto edilmesinin ardından ABD’nin doğrudan müdahale konusunda çekinceleri olduğu konusundaki yorumları destekler nitelikte. Suriye’de farklı olduğu ifade edilen durum dillendirilmesede mevcut rejimin Libya, Tunus ve Mısır örneklerinden farklı bir şekilde çok daha meşru temellere dayanması ve Suriye halkının bütün manipülasyonlara rağmen Suriye yönetimine olan desteğinin sürüyor olması akla gelmekte. Bir diğer farklılık ise Suriye rejiminin güçlü bir devlet geleneğine ve olası bir müdahalede direnç üretebilecek güçlü bir orduya sahip olması.

Öte yandan ABD’nin muhaliflere sağladığı askeri, eğitsel ve istihbari yardımlarla muhalefeti güçlendirmeye çalıştığı artık bir sır değil. ABD bir yandan Suriye içerisinde desteklediği terör faaliyetleriyle diğer taraftan uyguladığı finansal ve diplomatik baskılarla Esad yönetimini yormaya ve köşeye sıkıştırmaya çalışıyor. Diğer taraftan da bölgede Türkiye, Suudi Arabistan, Katar gibi ülkelerin Esad yönetimine karşı saldırgan politikalarını teşvik ediyor. Bu durum ABD’nin mümkün olduğunca “elini az kirleterek” Suriye’deki rejimi bölgedeki taşeronları eliyle devirmek istemesinin göstergesi niteliğinde.

ABD Ankara'yı rahatlattı
Röportajda Suriye Kürdistanı'nda yaşanan gelişmeler de konuşulurken, Philip Gordon muhabirin, “Suriye’nin kuzeyinde PKK bağlantılı Kürtler, Kuzey Irak’takine benzer bir otonomiden bahsediyor. ABD bunu kabul edilebilir buluyor mu” sorusuna şu yanıtı verdi: “ABD, Kürtler konusunda iki konuda çok net konuşabilir. Suriye’de muhalefetin katılımcı olması gerektiğini söylerken Suriye’de Esad’a karşı meşru grupların sesinin duyulması gerektiğini düşünüyoruz ve buna Kürtler de dahil. Bununla ilgili bir şüphe yok. Bununla birlikte bir konuda daha aynı derecede net düşünüyoruz: Suriye’nin geleceğinde otonom bir Kürt bölgesi görmüyoruz. Birleşik bir Suriye görmek istiyoruz. Hem Suriye’deki Kürtlere karşı hem de Türkiye’deki muhataplarımıza özerklik ya da ayrılıkçılığa doğru hiçbir hareketi desteklemediğimizi açıkça ilettik. Bunun kaygan bir zemin olduğunu düşünüyoruz.”

Bilindiği gibi ABD Suriye Ulusal Konseyi’nin başına Kürt akademisyen Abdülbaset Seyda’nın getirilmesi konusunda aktif bir rol üstlenmiş, bu hamleyle Suriye Kürtlerini “muhaliflerin” saflarına katmaya çalışmıştı.

Ancak Suriye Kürtlerinin “muhaliflerle” mesafeyi koruması ve Kürtlerin yoğun olduğu bölgelerde yönetimi ele geçirmesi özellikle Suriye meselesinde aktif rol alan Türkiye için meseleyi farklı bir noktaya taşıdı. ABD’li bakan yardımcısının söylediklerini de “müttefik” Türkiye’nin içini rahatlatmak üzere söylenmiş sözler olarak okumak mümkün.

Bununla birlikte ABD’nin kontrol edemeyeceği bir Kürt bölgesine göz yummak istemeyeceği aşikar. Zira Suriye Ulusal Konseyi’nin başına geçmesi için ABD’nin aktif bir tutum sergilediği Abdülbaset Seyda, Suriye Kürdistanı’nda yaşanan gelişmeleri değerlendirmek ve özellikle Kürt Ulusal Konseyi’ni yeniden muhalif saflara kazanmak için Barzani’yle Pazar günü Erbil’de bir görüşme gerçekleştirdi.

CIA Türkiye uzmanı Henri Barkey'in,"Türkiye'de, Irak'ta ve İran'da bir Kürt etnisitesi var. 'Bunlar yok' dersek, ortadan kalkmayacaklar. Ok yaydan çıktı. Artık yapılması gereken bunun yönetilmesi süreci” demesi de ABD'nin Barzani üzerinden konuya hızla müdahil olacağını düşündürüyor.

Uçak konusunda yeni bir şey söylemedi
Röportajda konuşulan bir diğer konuda uçak krizi oldu. Philip Gordon, “Düşen uçak konusunda çok açık davrandık. Olaydan iki gün sonra yayınladığımız açıklamada müttefikimizin yanında olduğumuzu, Suriye rejiminin uçağı düşürerek iki Türk pilotun ölümüne neden olmasını kınadığımızı söyledik” dedi. “Uçağın Suriye tarafından düşürüldüğünü doğruluyor musunuz” sorusuna ise şu yanıtı verdi: “Bildiğimiz bunun Suriye tarafından gerçekleştirilen bir şiddet eylemi olduğu. Bakın böyle durumlarda asla yaşanan şeyle ilgili yüzde 100 bilgi sahibi olamayız. Ancak anladığımız kadarıyla durum Suriye’nin uyarıda bulunmadan bir Türk uçağını düşürdüğüdür. Bu oldukça açık gözüküyor. Bu da rejimin insan hayatını görmezden gelmesini ve öldürme merakını bir kez daha kanıtlıyor.”

Oysa uçağın Suriye tarafından düşürüldüğü belki de uçak krizinde sonuca bağlanmış tek başlık, zira Suriye yönetimi de olayın hemen ardından “Uçağı biz düşürdük” demişti. Krizden sonra tartışmalar uçağın Suriye hava sahasında mı yoksa uluslararası hava sahasında mı düşürüldüğü noktasında düğümlenmişti. Yetkili ağızlardan gelen çelişkili açıklamalar ve Amerika ve Rusya’dan gelen uçağın Suriye hava sahasında düşürüldüğüne dair iddialar uzun süre tartışılmıştı. Türkiye uçağın uluslararası hava sahasın düşürüldüğüne dair radar kayıtlarının olduğunu iddia etmiş ancak bu kayıtlar yayınlanmamıştı. Uçağın nerde düşürüldüğü tartışmaları sonuca bağlanmadan konunun gündemden düşürülmesi dikkat çekici bir nokta iken, ABD’li yetkilinin açıklamalarında da mevcut belirsizlikleri giderecek sözler bulmak güç.

Gordon Kürecik konusunda susmayı tercih etti
Gordon’un Kürecik'te kurulan üs konusunda sessiz kalması röportajın dikkat çekici taraflarından biriydi. “Kürecik bir Amerikan üssü mü?” sorusuna Gordon, “Size verebileceğim bir cevap yok” diye yanıt verdi. Muhabir, “Kaç Amerikan askeri var? İncirlik’le aynı statüde mi” diye ısrar edince Gordon sessiz kalmayı tercih etti.

(soL-Haber Merkezi)