28 Şubat soruşturmasında unutturulan cemaat: Fethullah Gülen de yargılanacak mı?

Meclis Darbe Komisyonu’nun Cumhurbaşkanlığı'ndan istediği belgelerden, Demirel’in Erbakan’a yazdığı bir mektup da çıktı. İrticai faaliyetlerin engellenmesi tavsiyesini taşıyan mektup, 28 Şubat soruşturmaları için yen bir delil muamelesi görüyor. Oysa Gülen’in o dönemki açıklamalarını kimse söz konusu etmiyor.
Cuma, 27 Temmuz 2012 18:51

12 Eylül referandumunun en çarpıcı siyasal argümanı olan “darbelerle hesaplaşacağız” söylemi, çok kısa bir süre içerisinde fiyaskoya dönüşmüştü. Dahası bu yargılamaların gerçek bir hesaplaşmadan çok, AKP’nin siyaset alanını dizayn etmek için kullandığı bir araçtan ibaret olduğu da ortaya çıktı.

Son günlerde çokça tartışılan 28 Şubat soruşturması da bu çerçevede ele alınmalı. Birçok ismin dinlendiği ya da ifadesine başvurulduğu soruşturmaya, AKP’nin siyasal hedeflerine su taşıyacak bir kamuoyu kampanyası da eşlik ediyor. Son olarak, Demirel’in Erbakan’a yazdığı bir mektubun ortaya çıkması da bu kampanyanın bir parçası haline getirilecek gibi görünüyor.

Meclis Darbe ve Muhtıraları Araştırma Komisyonu’nun talebiyle Cumhurbaşkanlığı’ndan iletilen belgeler arasında olan mektup, 28 Şubat sürecinde yazılmış. Demirel tarafından yazılan mektupta, Erbakan’a irticai faaliyetlerin engellenmesi yönünde tavsiyeler var. Demirel’in mektubunda şu ifadeler var:

“Devletin kurumlarına 'köktendinci' cereyanların sızması kesinlikle önlenmelidir. Yargı organları, silahlı kuvvetler, üniversiteler, emniyet teşkilatı, okullar, idare, Diyanet teşkilatı, yerel yönetimler korunmalıdır."

Mektupta geçen "Cumhuriyetin niteliklerine ve devletin temel çatısına yönelmiş tehdit ve tehlikeler, hem toplumda hem de devletin kurumlarında büyük rahatsızlıklar yaratmaktadır" ifadelerinin ardından, oluşan hassasiyeti yatıştırmak için alınması gereken tedbirler de şöyle sıralanıyor:

“1- Laik düzeni korumak için mevcut kanunlar harfiyen uygulanmalıdır. 2- Anayasa'nın 174. maddesinin koruduğu 'devrim kanunları' uygulanmalıdır. 3- Devletin kurumlarına 'köktendinci' cereyanların sızması kesinlikle önlenmelidir”

Zaman gazetesinin yeni bir suç delili bulunmuş havasıyla verdiği bu haber, 28 Şubat sürecine dair hafızamızı tazelemek gerektiğini de gösteriyor aslında. Çünkü “28 Şubatçı” avına çıkan cemaat yayınları, aradıkları suçluyu çok yakınlarında bulabilirler.

Fethullah Gülen’den darbeye alkış
Fethullah Gülen’in ve cemaatinin darbecilik konusundaki sicili hayli kabarık. Her fırsatta solu ve sosyalistleri darbecilikle suçlamalarına rağmen, 12 Mart ve 12 Eylül’de açık darbe yandaşlığı yapan cemaat, 28 Şubat sürecinde de ordunun saflarına hizaya girmişti. Bugün sivilleşme taraftarı kesilen ve darbelerle hesaplaştıklarını iddia edenlerin, o dönemlerde yazdıkları hala akıllarda.

Said-i Nursi’nin avukatlarından olan ve cemaatin önde gelen isimlerinden Bekir Berk, 1972 12 Mart darbesiyle ilgili olarak şunları söylüyordu:

“Bu ses tarihiminiz sesidir. Bu ses sanki Mohaç’tan gelen sestir. Bu ses Malazgirt’ten yükselen bir sestir. Bu ses Kanije gazilerinin sedasını aksettirmektedir. Bu ses hürriyet ve istiklalimizin, bu ses din ve imanımızın, şerefimizin ve haysiyetimizin bekçileri şerefli paşalarımızın, erlerimizin, tek kelimeyle Mehmetçiğimizin sesidir. Bu ses, sağa da sola da gelişigüzel yumruk sağlayanların değil, tehlikenin nereden geldiğini bilen, gören ve onun üstüne yürüyen ve onlara son defa ‘Hizaya gel’ konutunu verenlerin sesidir. Bu ses meseleleri kanunların çerçevesinde halletmek isteyenlerin, bu ses millet iradesini korumayı ahdedenlerin sesidir.”

Görüldüğü gibi, cemaat bugün millet iradesinin karşısında olmakla suçladıkları orduyu, solun ve emekçilerin üzerine yürüdüğünde millet iradesinin koruyucusu olarak selamlamıştı. Gülen ise, 12 Mart’ta solcu bir darbe bekleyenlerin hayal kırıklığına uğradığını, aslında darbe yaparak komünist bir ülke kurmak istediklerini anlattıktan sonra işkenceleriyle meşhur Ziverbey soruşturmasıyla ilgili şöyle konuşuyordu:

“Ziverbey soruşturmasında hepsinin maskesi düşmüş ve menfur düşünceleri bir bir ortaya çıkmıştır. 12 Mart bir ihtilal ve darbe değildir. Hükümeti belli konularda uyaran bir ikazdır. Elbette askeri olması yönüyle tasvip edilemez. Fakat çok daha kötü bir hareketi önlemesi bakımından bu harekete iyimser bakmak mümkündür. Yani kötüdür ama çok daha kötüye göre o kadar kötü değildir.”

12 Eylül’e yaklaşıldığı günlerde de “devlet elden gidiyor” diyerek askeri göreve çağıran yine Fethullah Gülen olmuştu:

“Bir de anadan doğma asker millet vardır. O, asker doğan, askerlik türkülerinden ninniler dinler ve asker olarak ölür. Aşıktır askerliğe, serhat boylarına, akına ve kavgaya. Onun süngüsü yüz defa iniltilerimizi dindirdi ve ateşimize su serpti. Eğer atik davranıp da yıllardan beri hazırlanan karanlık emellerin önüne geçilmeseydi, bütün bir millet olarak inkisar içinde ağlamaktan başka çaremiz kalmayacaktı. Tuğa selam, sancağa selam ve ölçülerimiz içinde onu tutan yüce başa binlerce selam.”

12 Eylül öncesinde askere yönelik sarf edilen bu sözlerin ardından, çok geçmeden 12 Eylül darbesi gerçekleşecekti. Elbette Gülen yine askeri ve darbeyi selamlayacaktı:

“Ve işte şimdi, bin bir ümit ve sevinç içinde, asırlık bekleyişin tuluû saydığımız, bu son dirilişi, son karakolun varlık ve bekasına alamet sayıyor ümidimizin tükendiği yerde, Hızır gibi imdadımıza yetişen Mehmetçiğe bir kere daha selam duruyoruz. Sahnenin bu rengarenk aldatıcılığı, ortalığı inleten valsin korkunç uyutuculuğu ve kostümün göz bağlayıcılığı karşısında, oynanan oyunun gerçek yüz ve vahşetini ilk sezen, son karakolun kahraman bekçileri oldu. Böyle bir ilk tefahhüs ve sezişe, başka bir yazımızda selam durulmuş ve gaziler ocağının yiğit eri Mehmetçiğe teşekkürler sunulmuştu.”

Yıllar geçti, darbecilik sevdası değişmedi
Fethullah Gülen’in ve cemaatinin darbecilik sevdası, aradan geçen tüm yıllar boyunca sürdü. Bugün soruşturmalara konu edilen ve darbelerle hesaplaşıyoruz söylemiyle şova dönüştürülen bütün darbeleri alışlarla karşılayan cemaat, 28 Şubat sürecinde de aynı tutumunu sürdürmüştü. Gülen’in o dönemdeki sözlerine örnek bulmak çok zor değil. “Bu hükümet derhal bırakıp gitmelidir” diyerek Erbakan’a ve Refah Partisi hükümetine yüklenen Gülen sözlerini şöyle sürdürüyordu:

“Kesintisiz 8 yıllık eğitim zannedildiği gibi bir tehlike değildir. İsteyen ortaokullardan sonra da İmam Hatip’e gidebilir. (…) Şu anda İmam Hatip’lerde ihtiyacın çok üzerinde bir yığılma görülmektedir. Bu ihtiyaç fazlası farklı merkezlere yönelerek rejim için tehlike arz edebilir. Rejimi korumakla görevli kurumların haklı hassasiyeti de bu yüzdendir.”

Gülen aynı süreçte bugün birçok insanın hapishanelerde tutulmasının gerekçesi olarak kullanılan şu sözleri de sarf ediyor:

“Cumhuriyet ve laiklik şimdiye kadar hiçbir dönemde bu denli tehlikeye girmediği için, onu korumakla görevli kesimler, haklı olarak sesini yükseltmektedir. Milli Güvenlik Kurulu bir anayasal kurumdur ve kendi içtihatları gereği ülke ve rejim için tehdit ve tehlike gördükleri hususlarda tedbir ve teklif getirmeleri elbette sorumlulukları gereğidir ve bu içtihatları yanlış bile olsa kendilerine sevap getirir.”

Üstelik Gülen, 28 Şubat sürecinin sadece rejime yönelik tehditin bertaraf edilmesi açısından değil, ülkenin demokratikleşmesine yönelik katkıları açısından da alkışlamaktan geri kalmamıştı. “28 Şubat Türkiye’nin demokratikleşmesini geciktirdi mi” yönündeki bir soruya verdiği cevapta Gülen, “geciktirmedi, aksine hızlandırdı. Hatta 28 Şubat, Türkiye’de demokrasinin yerleşmesini de hızlandırdı” sözleriyle cevap veriyordu.

“Şimdi biraz şaşırtıcı gelecek ama böyle bir zamanda 28 Şubat her iki bakımdan da yararlı oldu. Hem içte ve dışta rahatlama sağlayarak olumlu değişimi hızlandırdı, hem de samimi, mazbut büyük islami çoğunluk ile İslamcı adını lekeleyen, kullanan, yüce dinimizi vahşete alet etmek isteyen zavallıları ayırdı. Hem ‘siyasal islam’ diyenlerin gözü açıldı, hem milletimizi gözü açıldı. İslamcı kesim artık şunu anladı: Din siyasete alet edilmemeli.”

Gülen hakkında da soruşturma açılacak mı?
Görüldüğü gibi, Gülen ve cemaati her darbe sürecinde askere selam durmayı erdem saymıştır. 12 Eylül darbesini alkışlarla karşılayan ve kendisinden daha fazla yararlanılmasını isteyen Gülen, 28 Şubat sürecinin de en ateşli savunucularından biri olmuştur.

Darbelerle hesaplaştığını iddia eden hükümetin, 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubat’ta orduya koşulsuz ve tam destek veren Fethullah Gülen’le de hesaplaşmaya yelteneceğini söylemek ise iyimserlik olacaktır. Fakat bu durum, aynı zamanda darbelerle hesaplaşma olarak pazarlanan sürecin gerçek niyetini ve amaçlarını da ortaya koymaktadır.

*Tüm alıntılar Ahmet Şık'ın "OOOKitap - Dokunan Yanar" kitabından alınmıştır.

(soL - Haber Merkezi)