Bilim yeterli değildir

Bilim yeterli değildir

Kurtuluş Ovalı
24/07/2017 Pazartesi

‘’Elde edilen rakamlar kuşkusuz spekülatif ancak 45 yaşın üstünde akciğer kanserine yakalanma riski sigara içilen miktara oranla artmakta ve günde 25 veya daha fazla sigara içen kişiler arasında yaklaşık 50 kat daha fazla olabilir.’’

British Medical Journal dergisinde 1950 yılında yayınlanan ‘’Sigara ve Akciğer Kanseri’’ adlı çalışmanın sonuçlarından biri olan bu cümlenin sahibi epidemiyolog Richard Doll 12 yıl önce bugün yani 24 Temmuz 2005 yılında hayatını kaybetmiştir. İngiltere’de son 25 yılda akciğer kanserinden ölümlerin yaklaşık 15 kat artmasının nedeni araştırmak için yaptığı bu çalışma sonrasında sigarayı bırakan Doll, çalışmasında akciğer kanseri olan 709 hasta ile aynı özelliklere sahip ancak akciğer kanseri tanısı almamış 709 hastayı karşılaştırmıştır. Bu çalışmadan bir yıl sonra 1951 yılında İngiltere Tabip Odası’na kayıtlı 50 bin hekime bir anket yollayarak yeni bir çalışmaya başlar. Ankete cevap veren ve 35 yaşın üzerinde olan 25 bin hekimi 29 ay takip eder. Bu verilere dayalı olarak 1954 yılında ‘’Hekimlerde Sigara Alışkanlığı ile İlişkili Ölümler’’ adlı çalışmasını aynı dergide yayınlar. Çalışmaya alınan hekimlerin %87.3’ü sigara içiyordur. Sigara içmeyen 3 bin hekimin hiçbirinde akciğer kanseri saptanmaz iken sigara içen 21 bin hekimden 36 kişinin akciğer kanseri nedeniyle öldüğünü saptar. Bu sonuca göre akciğer kanserinden ölümün sigara içenlerde içmeyenlere göre 17 kat fazla olduğunu ortaya koyar. Artık tütün ve akciğer kanseri ilişkisi kanıtlanmıştır.

Bu çalışmalardan haberdar olan Rochdale Amyant (Asbest) Tekstil Fabrikası’nın işyeri hekimi Doll’a akciğer kanserinden ölen işçilerin otopsi sonuçlarının elinde olduğunu yazar. Yönetiminde onayıyla iki hekim ortak bir çalışma yaparlar. Şirketin düşüncesi bir fark çıkmayacağı ve böylelikle asbestin bu konuda temize çıkacağı yönündedir. Ancak Doll ve iş yeri hekimi son 20 yılda iş yerinde çalışan ve ölen 105 işçinin 18’inin akciğer kanserinden öldüğünü ve akciğer kanserli hastaların otopsi sonuçlarına göre bu 18 işçinin 15’inde asbest varlığını patolojik olarak ortaya koyar. Ayrıca asbest işçilerinin genel popülasyona göre 13 kat fazla akciğer kanserine yakalanma riski olduğunu saptarlar. İş yeri hekimi bu çalışmanın sonucu hakkında işyerini bilgilendirir. Fabrika sonuçların yayınlanmasını kabul etmez. Doll yayınlama konusunda ısrarlıdır. Makaleyi British Journal of Industrial Medicine dergisine gönderir. Şirket bu seferde derginin müdürünü yazıyı yayınlamaması için tehdit eder. Ancak yazı işleri müdürü de kararlı çıkar ve yazı 1955 yılında çalışmanın ortak yazarlarında olan iş yeri hekiminin ve çalışmanın yapıldığı işletmenin adı yer almadan yayınlanır. Doll ilginç bir şekilde yazının sonuç kısmına 1931 yılında kabul edilen ‘’Amyant tozuna maruziyetin azaltılmasını sağlayan mevzuat’’ sonrasında kanser oranında anlamlı düşme olduğunu belirtir.

Kanser epidemiyolojisi konusunda başvuru mercii haline gelen Richard Doll, 1969’da Oxford Üniversitesi’nde Baş-Profesör olur. 1971 yılında Sir ünvanı alır. 1978 yılında aynı birimde çalıştığı Julian Peto 1951’den beri asbest ile ilişkili tekstil fabrikalarında çalışan 255 işçiyi ve çalıştıkları yerdeki toz ölçümlerini içeren bir kohortu yayınlar. İlk temastan 20 yıl sonra akciğer kanserine yakalanma oranının genel popülasyonda beklenen orana göre işçilerde 6 kat fazla olduğunu ve hala akciğer kanserinin bu iş kolunda, 1931 mevzuatına uyulsa bile, yüksek olduğunu ortaya koyar. Bu Doll’un 1955’de yaptığı çalışmanın sonuç kısmına eklediği kısım ile uyuşmamaktadır. Doll’a çalışma hakkındaki görüşü sorulur. Basın önünde çalışmanın sonuçlarına şerh koyar. Bu çalışmanın güncel değerlerin risk teşkil ettiğini kesin olarak ortaya koymadığını belirtir. Böylelikle sanayi amyant işlemeye devam eder. 1981’de yayınlanan ‘’Kanserin Nedenleri: Bugün Birleşik Devletler'de Kanserden Kaçınılması Gereken Risklerin Kantitatif Tahminleri’’ adlı çalışmanın iki yazarından biri Richard Doll’dur. Bu çalışma bugüne kadar 7374 kez atıf almıştır. Çalışmanın sonucuna göre ABD’deki kanserlerin asıl sebebi yaşam biçimidir ve kansere bağlı ölümlerin sadece %4’ü mesleki faktörlere bağlıdır. Oysa daha önce ABD’de yapılan çalışmalar kanserden ölümlerin en az %20’sinin çalışma hayatıyla ilişkili olduğu ortaya koymuştur. Illinois Üniversitesi’nden Samuel Epstein, Doll’un yaptığı çalışmanın yetersiz olduğunu belirtir. Çünkü çalışmaya sadece Amerikalı beyazlar dahil edilmiştir, oysa Amerikalı siyahlarda daha fazla kanser oluştuğu bilinmektedir. Ayrıca çalışmada mesleki olarak maruz kalınan kanserojenler ile tütün arasındaki sinerjik etkiden hiç bahsedilmemiştir. Bu çalışma yıllarca birçok şirket tarafından referans olarak davalarda kullanılmıştır. Kanseri direk olarak yaşam biçimine bağlayan bu çalışmaya Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘’Çalışmak Sağlığa Zararlıdır’’ adlı kitabın yazarı Annie Theabaud-Mony de şu şekilde itiraz eder;

‘’Kamu sağlığı sorumlularına göre kanser engellenemiyorsa bunun sorumlusu alışkanlıklarıyla, davranışlarıyla ve bilgisizliğiyle kişinin kendisidir. Böyle bir politik tercihe, bilimsel garantör rolüyle Richard Doll’un çalışmaları zemin hazırlar. Tütün tüketimi, kanser ile mücadelenin ana hedefi haline gelir; böylece meydan, amyant, kimya, zirai kimya, nükleer ve diğer kirletici sanayi faaliyetlerini yürüten sanayicilere kalır. İşyerlerindeki tüm zehirli maddelerin birikimli sağlık zararı, tüm kanserlerin %5’inden azına tekabül ediyorsa, ekonomik büyümeyi ve gelişmeyi sağlayan sanayicelere haksızlık etmenin hiç de gereği yoktur.’’

1985 yılında Vietnam savaşına katılmış askerler kansere yakalandıklarını ve bunun sebebinin Amerikan ordusunun savaşta kullandığı kimyasal ilaca maruz kalmaları olduğunu belirterek dava açarlar (Amerikan ordusu Monsanto şirketi tarafından üretilen bu kimyasal ilaç ile sık ormanlardaki yaprakları dökerek Vietnam’lı askerleri kolaylıkla öldürebilmeyi planlamıştır. Savaş boyunca bu maddeden 20 milyon galona yakın kullanıldığı bilinmektedir. Kimyasalın saklandığı tankların üzeri turuncu çizgiyle işaretlendiği için ilaca Portakal gazı (agent orange) denmiştir). Vietnam’da kullanılan bu kimyasal 400 bin kişinin ölmesine ve yarım milyon çocuğun sakat doğmasına neden olur. 1970’lerde Lennart Hardell bu kimyasalın kanserojen etkili olduğunu ortaya koyar. Davayı açan Vietnam gazilerinin de dayanak noktası Hardell’in çalışmasıdır. Avustralya Kraliyet Komisyonu hakimi bu konu hakkında Richard Doll’un bilgisine başvurur. Doll bu kimyasallar ile ilgili deneylerin sadece hayvanlarda yapıldığını ve son derece zayıf bir kanserojen olduğunu belirtir. Hatta Doll daha da ileri giderek Hardell’in bias yaptığını, bu yüzden sonuçların savunulamayacağını ve de çalışmanın bilimsel değerinin olmadığını belirtir. Bu kimyasalı üreten Monsanto şirketi davadan hiç zarar görmeden kurtulur. Ancak 1990 yılında ABD’de Gaziler İdaresi tarafından yapılan bir çalışma Vietnam’da kimyasal ilacın yoğun püskürtüldüğü bölgelerde savaşanların ilacın püskürtülmediği bölgelerdekilere göre % 110 daha yüksek oranda Non-Hodgkin Lenfoma’ya yakalandığını ortaya koyar. Ayrıca yoğun püskürtme alanlarındaki denizcilerde hiç püskürtülmeyen alanlarda görev yapanlara göre akciğer kanseri oranının %58 daha yüksek olduğunu saptarlar. Peki bu olaydan 40 yıl önce tütün ile akciğer kanseri arasında ve asbest ile akciğer kanseri arasında ilişkiyi saptayıp şirketlerin değil halkın yanında yer alan Richard Doll neden saf değiştirip şirketlerin tarafına geçmiştir. Bunun sebebi ancak Richard Doll’un 2005’deki ölümünden bir yıl sonra 2006’da anlaşılacaktır. Doll 1979’dan 1987’ye kadar portakal gazını üreten Monsanto şirketine günlüğü 1500 dolardan danışmanlık yapmıştır.

Portakal gazı olayından iki yıl sonra 1987’de kullanılmış nükleer yakıtı işleyen fabrikaların yakınında yaşayan çocuklarda kansere yakalanma oranının daha fazla olduğunu ortaya koyan Gardner ve arkadaşlarına ait iki çalışma yayınlanır. Ulusal Kanser Araştırma Komisyonu bu konu hakkında Richard Doll’a danışır. Bu çalışmalara göre nükleer yakıtı işleyen fabrikaların yakınında yaşayan çocukların lösemiden ölme oranı aynı yaştaki genel nüfusa göre %21 daha fazladır. Gardner ve arkadaşları bu iki çalışmanın sonucunda nükleer yakıtı işleyen fabrikalarda çalışan kadınlardan doğan çocuklarda beklenene göre 5.6 kat fazla malign bir kanserden öldüklerini saptarlar. Annesi nükleer yakıtı işleyen fabrikalarda çalışan çocuklarda Non-Hodgkin Lenfoma’dan ölme olasılığı aynı yaştaki nüfusa göre 8.4 kat, Lösemiden ölme olasılığı ise 9.3 kat daha fazladır. Doll önce bu çalışmayı da inkar etme yoluna gider. Ancak çalışmanın verileri çok sağlam temellere oturduğu için aynı yıl yayınlanan ve yazarları arasında kendisinin de olduğu bir başka çalışmayı öne sürer. Nature dergisinde yayınlanan bu çalışmada İngiltere ve Galler’in son 22 yıllık ulusal verileri kullanılmış ve bu verilerin nükleer tesisler çevresinde kanser mortalitesinde genel bir artış olmadığını kesin bir şekilde gösterdiği hatta kansere bağlı ölümlerin nükleer tesisler çevresinde bulunan bölgelerde diğer bölgelere göre daha düşük olma eğiliminde olduğu belirtilmiştir. Evet yanlış duymadınız Doll ve arkadaşlarının çalışmasına göre nükleer tesislerin yakınında kansere bağlı ölümler artık daha az görülmeye başlanmıştır. Kim bilir belki de iyonize radyasyon kanseri tedavi ediyordur.

Ancak Doll sadece bu çalışma ile Gardner ve arkadaşlarının çalışmalarına karşı hipotez üretemeyeceğini bilmektedir. İmdadına aynı üniversitede çalıştığı Leo Kinlen yetişir. Kinlen tarafından 1988 yılında Lancet dergisinde yayınlanan çalışmanın hipotezine göre lösemi artışının sebebi viral enfeksiyon riski ve çeşitliliğinin artmış olmasıdır. Kinlen’e göre nükleer tesislerin kurulması ile bu yöreye çok farklı şehir ve kökenlerden olan göç ile bu bölgede toplanan insanlarda viral enfeksiyon çeşitliliği lösemi riskini arttırmış olabilir. Ona göre farklı bölgelerden gelen farklı virüsler kanserleri tetiklemiş olabilir. Kinlen hipotezini test etmek için benzer şekilde 1960’da kurulan ve çok fazla ve çeşitli yerlerden göç alan İskoçya’da bir kenti seçer. Bu kentte löseminin genel popülasyonda beklenenden 3 kat, 5 yaş altı nüfusta 5 kat fazla olduğunu saptar. Bu gizemli virüs hipotezini desteklemektedir. Doll hem Kinlen’in hem de viral enfeksiyonun destekçisi olur.

Ancak Gardner ve arkadaşları 1990 ‘da olgu kontrollü yeni bir çalışma yayınlarlar. Nükleer santralin yakınında saptanan çocukluk çağı lösemi veya lenfoma için risk faktörlerini araştırmayı amaçlarlar. 1950-1985 arasında lösemi veya lenfoma saptanan 97 çocuk ile vakalarla cinsiyet ve doğum tarihi ile eşleştirilmiş aynı bölgede doğan 1001 normal çocuğu karşılaştırırlar. Hastalanan çocukların %83’ü doğumdan tanı alana kadar nükleer santrale 5 km’den daha yakında yaşamışlardı. Ayrıca bu santralde istihdam edilen babaların çocuğu olmanın da lösemi veya lenfomaya yakalanma açısından risk faktörü olduğunu ortaya koyarlar. Santralde çalışan babaların çocuklarının hastalığa yakalanma riski ortalama 2.44 kattır (1.04 ila 5.71) ve babanın doğum öncesinde toplamda 100 mSv veya daha yüksek radyasyon dozu almış olması da çocuğun hastalığa yakalanma riskini ortalama 6.42 kat (1.57 ila 26.3) arttırmaktadır. X ışınlarına maruz kalma, annenin yaşı, başka yerde istihdam, deniz ürünleri yeme, plajda oynama (nükleer tesis sahil kenarında yerleşmiştir) veya annenin-babanın geçirdiği viral enfeksiyon veya çeşitliliğinin etkisi ise hastalık üzerine etkili değildir. Bu sonuçlar ışığında aynı bölgede çocukları lösemi olan iki aile British Nuclear Fuels’e dava açarlar. Mahkeme Richard Doll’a başvurur. Doll 1994’de Nature dergisinde yayınladığı bir yazıya atıf yaparak anne-babaların radyasyona maruz kalmasıyla, çocukların yakalandığı lösemi arasında herhangi bir ilişki olmadığını savunur. Aileler davayı kazanamazlar. Çıkar ilişkili ‘’bilim’’ yeniden nükleer sanayiyi aklamıştır. Çünkü Richard Doll’un liderliğinde yapılan bu çalışmaları İngiltere Kanser Araştırmaları Koordinasyon Komitesi (UK-CCR) finanse etmektedir. UK-CCR’nin bu çalışmalar için finansmanı ise ne ilginç ki British Nuclear Fuels ve diğer nükleer endüstri şirketleridir. Yukarıda Ayrıntı Yayınları’ndan çıkan ‘’Çalışmak Sağlığa Zararlıdır’’ adlı kitabından alıntı yaptığımız yazar Annie Theabaud-Mony şirketlerin aklandığı bu ve benzeri çalışmalar hakkında şöyle yazmıştır;

‘’Sivil ve askeri nükleer faaliyetlerin halkta ve emekçilerde oluşturduğu ağır sağlık zararlarının aydınlatılması, nükleer sanayi için bir tehdit unsurudur. Bu yüzden düşük dozda iyonize radyasyon ile kanser arasında bir ilişki olduğuna dair varsayımı dikkate almamakta direnirler. Nükleer sanayiye yapılan küresel yatırım önlenemez bir şekilde arttığı oranda, düşük dozdaki radyasyon ile kanser arasındaki ilişkinin belirsizliği de sürecektir.’’

Davanın kaybedilmesinden iki yıl sonra 1996 yılında ise İngiltere Hükümeti tarafından finanse edilen Çevresel Radyasyonunun Tıbbi Yönleri Komisyonu (COMARE) nükleer santraller konusunda yayınladığı dördüncü raporunda hem Richard Doll’un hem de viral etmen hipotezinin sahibi Kinlen’in bulgularını reddeder. Komite 2.Paylaşım Savaşı sırasında savaştan kaçanlar yüzünden çok fazla göç alan ve çok fazla nüfus değişiminin olduğu bölgeleri incelemiş ve bu nüfus değişikliklerinin lösemi insidansında bir değişikliğe sebep olmadığını saptamıştır. Ancak bu bile Doll’un icraatlarına son vermeye yetmez. 1998’de plastik kaplarda bulunan vinil klorür ile uğraşan işçilerin daha fazla beyin kanseri ve karaciğer kanserine yakalandığını belirten çalışmalar yayınlanır. Doll’un yaptığı çalışmada ise sonuçların anlamlı çıkmaması üzerine şirketler yine aklanmıştır. Oysa Doll yaptığı çalışmaya sadece genç işçileri almış ve de özellikle tehlikeli olan kimyasalları çalışmaya dahil etmemiştir. Böylelikle hem uzun süreli maruziyeti görmezden gelmiş hem de istatistiksel oyun oynamıştır. Doll’un burada da paraya yenik düştüğünü ölümünden bir yıl sonra 2006’da The Guardian gazetesi ortaya çıkarır. Sir Richard Doll Kimyasal Üreticiler Birliği ve diğer iki büyük şirket olan Dow Chemicals ve ICI’den vinil klorürün kanserlerle olan ilişkisini temize çıkaran bir çalışma için ayrı ayrı 15.000 Pound almıştır.

Şirketler tarafından ‘’şarlatan’’ olarak lanse edilen Dr. Selikof’un söylediği ‘’Bilim yeterli değildir’’ cümlesini bir başka epidemiyolog hekim olan Richard Doll yıllar boyunca yaptığı çalışmalar ve söylediği sözlerle işte bu şekilde doğrulamıştır. Evet emekçilerin ve halkın çıkarını görmezden gelen ve felaketlerin istatistiksel olarak kanıtlanmasını bekleyen, istatistiksel olarak anlamlı olmasa bile toplumsal olarak anlamlı olan sonuçları bile göz ardı eden bilim gerçekten yeterli değildir.

Öz çıkarı veya başka birinin çıkarı için değil yaşadığı toplumun çıkarı için uğraşanlara saygıyla.

KAYNAKLAR:

1) Doll R, Hill AB. Smoking and carcinoma of the lung; preliminary report. Br Med J. 1950 Sep 30;2(4682):739-48.

2) Doll R, Hill AB. The mortality of doctors in relation to their smoking habits: a preliminary report. 1954. BMJ. 2004 Jun 26;328(7455):1529-33; discussion 1533.

3) Doll R. Mortality from lung cancer in asbestos workers. Br J Ind Med. 1955 Apr;12(2):81-6.

4) Gardner MJ, Hall AJ, Downes S, Terrell JD. Follow up study of children born to mothers resident in Seascale, West Cumbria (birth cohort). Br Med J (Clin Res Ed). 1987 Oct 3;295(6602):822-7

5) Gardner MJ, Snee MP, Hall AJ, Powell CA, Downes S, Terrell JD. Results of case-control study of leukaemia and lymphoma among young people near Sellafield nuclear plant in West Cumbria. BMJ. 1990 Feb 17;300(6722):423-9.

6) Annie Theabaud-Mony. Çalışmak Sağlığa Zararlıdır. Sfy: 220-231. Ayrıntı Yayınları.