Venezuela’da bir dönemin sonu

Venezuela’da bir dönemin sonu

Akif Akalın
07/12/2015 Pazartesi

İki yıl önce “Kapitalist toplumda sosyalist bir yaşam kurulabilir mi?” başlıklı bir yazı kaleme almış ve yazımızı “bu konjonktür değişebilir ve Venezuela deneyimi de Allende deneyimi gibi ezilebilir” öngörüsüyle bitirmiştik. Ne yazık ki tarih bizi bir kez daha haklı çıkarttı. Şüphesiz haklı çıktığımıza sevinmiyoruz, keşke Venezuela deneyimi yaşayabilseydi, fakat yazımızda da belirtiğimiz gibi buna olanak yoktu. Venezuela devrimi daha doğduğunda yenilgiye yazgılıydı ve yazgısından kurtulmayı başaramadı.

VENEZUELA’DA NE OLDU?
1980’li yıllarda sosyalizmin çözülmesi ve işçi sınıfı hareketinin küresel ölçekte gerilemeye başlamasıyla at başı giden neoliberal saldırı, dünyanın her yerinde olduğu gibi Venezuela’da da emekçilerin kazanımlarını silip süpürmeye başlamış, 1990’lara gelindiğinde ülke toplumun yoksul ve emekçi sınıfları için sözcüğün tam anlamıyla bir “cehenneme” dönmüştü. 1996’ya gelindiğinde genel bütçeden sağlık için yapılan harcamalar % 13.3’den, % 7.89’a (GSMH’nın % 1.73’ü) düşmüş, dört milyondan fazla çocuk ve erişkin beslenme yetersizliğiyle, 4 – 14 yaşları arasındaki 1.2 milyon çocukta şiddetli beslenme yetersizliğiyle yüz yüze gelmişti. Resmi istatistiklere göre nüfusun % 48.9’u yoksulluk içinde yaşamaktaydı. Bu koşullarda toplumun yoksul ve emekçi kesimlerinin desteğini alarak iktidara gelen Chavez, ülkenin gelecek 15 yılına damgasını vuracak yeni bir dönem başlattı.

Sovyetler Birliği’nde sosyalizmin çözüldüğü ve işçi sınıfının tarihinin en büyük geri çekilmesini yaşadığı bu dönemde, sol içinde birçok kesimde “bilimsel sosyalizme” güven sarsılmış, işçi sınıfının “devrimciliği” dahi tartışılır hale gelmişti. Solcuların “yeni arayışlar” içinde olduğu bir süreçte Latin Amerika’dan esen Chavez rüzgarı birçokları için umut olmuş ve daha ilk günlerden itibaren “21. yüzyıl sosyalizmi” olarak kutsanmaya başlamıştı.

Venezuela’daki gelişmeleri “sınıf” penceresi yerine “halkçı” (popülist) bir pencereden görmeyi tercih edenler, Chavez’in Venezuela’da yoksulların ve emekçilerin çalışma ve yaşam koşullarını iyileştiren politikalarını alkışlıyor, fakat bunları yaparken ülkeye egemen olan kapitalist üretim ilişkilerine dokunmamasını sessizlikle karşılıyorlardı.

Aslında sol içindeki bu “eğilim” yeni bir eğilim değildi. Daha yirminci yüzyılın başlarında solcular arasında devrime giden “yol” üzerinde görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştı. Günümüzdeki sosyal demokrat hareketlerin öncülleri devrime “reformlar” yoluyla ulaşılabileceğini savunmaya başlamış, bu dönemde boy veren Leninci çizgiyi “maceracılıkla” suçlamışlardı. Chavez de Venezuela’da özü itibariyle bu yoldan yürümeyi tercih etmişti. İktidara geldikten sonra ülkeye egemen kapitalist üretim ilişkilerine dokunmaksızın, hatta yabancı sermayeye güvence vererek, kapitalist bir toplum içinde “sosyalist bir yaşam” kurmaya başlamıştı.

Sol içindeki Chavezciler “kuşkusuz Chavez de elinden gelse kapitalizmi ortadan kaldırmak isterdi, fakat henüz kapitalizmi ortadan kaldırmaya gücü yetmediğinden, yalnızca kapitalizmin sınırlarını aşmayan devletleştirme uygulamalarıyla yetinmek zorunda kaldı” şeklinde düşünüyor fakat bu devletleştirmelerin zaman içinde Venezuela kapitalizminin belini kıracağına ve Venezuela’da sosyalizmin kurulacağına inanıyorlardı.

Chavez burjuva devlet aygıtını parçalayarak yerine emeğin aygıtlarını örgütlemek yerine, yaşamın her alanında ülkenin mevcut bürokratik devlet mekanizmalarına “paralel” örgütlenmeler (komiteler) yaratmaya başladı. Örneğin Sağlık Bakanlığı’na dokunmadan ve Bakanlığın görev ve işlevlerini eskisi gibi sürdürmesine karışmadan, Barrio Adentro adı altında devrimci bir örgütlenmeyle kendi sosyalist sağlık sistemini kurmaya ve işletmeye başladı.

BİZ BU FİLMİ GÖRMÜŞTÜK
“Niteliksel” olarak benzer bir deneyim geçtiğimiz yüzyılda yine bir Latin Amerika ülkesi olan Şili’de de yaşanmıştı. Kuşkusuz Venezuela ile kıyaslanamayacak kadar küçük bir ölçekte ve çok kısa bir süre yaşanan Allende deneyimi de benzer özellikler taşıyordu. Halk Cephesi (içinde komünistlerden sosyal demokratlara kadar solun her fraksiyonunun yer aldığı bir cephe) hükumeti döneminde Chavez’in bugün Venezuela’da gerçekleştirdiği reformların bir kısmı gerçekleştirilmeye çalışılmıştı. Ancak Şili devrimi Şilili kapitalistlerin ABD destekli bir darbesiyle yıkılmış ve Şili on yıllar süren bir faşizmin pençesine düşmüştü (bu konuda daha geniş bilgi için bkz: Allende, S. 1974. Şili’de Sosyalist Eylem. İstanbul: Bilgi).

Bu deneyim, yenilgiyle sonuçlanmasına karşın, özellikle Latin Amerika halkları üzerinde derin etkiler bıraktı. Allende’nin “devletleştirme” politikaları, Latin Amerika’nın bütün ilerici, devrimci partilerinin programlarına girdi ve bu partiler hükumet kurmayı başardıklarında ülkelerinin stratejik sektörlerinde kapsamlı devletleştirmelere gitmeye çalıştılar. Kuşkusuz Chavezci Venezuela da bu engin deneyimlerden yararlanarak kendi politikalarını geliştirdi. 

Chavez’in Allende’ye ve diğer Latin Amerika deneyimlerine göre uygulamada daha başarılı olmasının ve Chavezci devrimin Allende devriminden daha uzun yaşamasının sırrı Venezuela’nın doğal zenginlikleri oldu. Chavez dünyanın dördüncü büyük petrol ihracatçısı olan Venezuela’nın petrol gelirlerini toplumun çalışma ve yaşam koşullarını iyileştirmeye aktarabilme avantajını sonuna kadar kullanarak, reformlarını gerçekten çok büyük bir başarıyla sürdürdü.

Bu noktada uluslararası konjonktürün Chavez’e sağladığı avantajları göz ardı etmemek gerekir. Chavez’in iktidara geldiği yıl 10 dolar seviyelerinde olan petrol fiyatları hızla yükselerek, Chavez reformlarının zirveye ulaştığı 2005 yılında 50 doları buldu (nominal olarak). Daha sonra yükselişini sürdüren ve 100 dolarları aşan petrol fiyatlarının 2013 yılından sonra düşmeye başlaması, Chavez reformlarının ekonomik kaynağını kurutmaya başladı. Nitekim bu durumu geçtiğimiz yıl sağlık sektöründe görmeye başladık. Milenyumun ikinci on yılına girilirken “mucizeler” yaratılan sağlıkta işler kötüye gitmeye başlamış, yakınmalar artmıştı.

VENEZUELA DERSLERİ
Yukarıda belirttiğimiz kaygılarımıza rağmen ilk gününden itibaren Chavez’in Bolivarcı devrimini destekledik, fakat bu devrimin başarısının Venezuela kapitalizminin “kaynaklarının kurutulmasına” bağlı olduğunu ifade etmekten bir an olsun geri durmadık. Bunun için üretim araçları üzerindeki özel mülkiyete son verilmesi, Venezuela’da toplumsal zenginliklerin yeniden bölüşümünün iyileştirilmesiyle yetinilmeyip, yaşamın eşitlikçi bir temelde yeniden örgütlenmesi gerekiyordu.

Bütün “yaşamsal” eksikliklerine rağmen sağlık alanında Chavez reformlarını yakından izleyerek okurlarımıza aktarmaya çalıştık. Bu konuda yazdığımız ve dış kaynaklardan dilimize çevirdiğimiz makaleleri “Küba ve Venezuela’da Toplumcu Tıp” başlığı altında bir dizinde topladık. Bunlar elbette işçi sınıfı tarihinde çok önemli deneyimlerdir. Chavez reformları sayesinde sözcüğün tam anlamıyla yaşamları boyunca bir tıp fakültesinin “kapısının önünden geçme” şansı dahi olmayan binlerce Venezuelalı hekim oldu. Venezuela’nın yoksul kesimleri, özellikle ormanlık alanlarda yaşayanlar yaşamlarında ilk kez “hekim gördüler”. Bunlar elbette unutulmayacak.

Fakat hemen önümüzdeki günlerde yaşayacaklarımızı da ileride unutmamamız gerekli. Venezuela’da iktidara gelen halk düşmanı hükumetin ilk işi Chavez reformlarını yalnızca sona erdirmek değil, “kökünü kazımak” ve toplumun hafızasından silmeye başlamak olacak. Bunu yaparken 2016 yılı içinde Kübalı hekimlerin sınır dışı edildiğini ve Bolivarcı tıp fakültelerinden mezun olan hekimlerin diplomalarının yok sayıldığını göreceğiz. Barrio Adentro’lar aynı Türkiye’de Sağlık Ocakları’nın kapatıldığı gibi kapatılacak. Gerçi Venezuela’nın “federal” bir sisteme sahip olması nedeniyle Maduro taraftarlarının güçlü olduğu eyaletlerde kazanımların bir kısmı bir süre daha korunabilir, fakat uzun vadede eğer ülkede güçlü bir işçi sınıfı hareketi Chavez reformlarına sahip çıkmak için harekete geçemezse, bu kalelerin de birer ikişer yitirildiğine tanık olacağız.

Belki Türkiye solu içindeki işçi sınıfından umudunu kesmiş, her “popülist” hareketi (Syriza, Podemos vb) heyecanla karşılayıp peşine takılan kesimler de Venezuela’da Maduro’nun sonundan bir ders çıkartır ve gerilese de, toplumsal yaşam üzerindeki etkisi zayıflasa da tek umudun “işçi sınıfında” olduğunu, devrime giden yolda reformların önemli olduğunu, fakat bu reformların tek güvencesinin devrim olabileceğini kavrayıp devrimci bir çizgiyi benimserler.