Tarihimize sahip çıkamazsak, geleceği kazanamayız

Tarihimize sahip çıkamazsak, geleceği kazanamayız

Akif Akalın
07/11/2018 Çarşamba

Bugün 7 Kasım. Ekim Devrimi’nin 101. yıldönümü. 101 yıl önce bugün, tarihin ilk işçi devleti kuruldu.

İşçi devletinin büyük iddiaları vardı. Sermayenin gereksinimleri doğrultusunda örgütlenmiş olan yaşamı değiştirmeyi, toplumun gereksinimlerine göre yeniden örgütlemeyi vaat ediyorlardı. Dediklerini yaptılar. İnsanlara başka bir dünyanın mümkün olduğunu kanıtladılar. Kurdukları düzeni sürdüremeseler de, geleceğe önemli bir miras bıraktılar.

Nasıl 1917 Ekim Devrimi, 1871 Paris Komünü’nün mirası üzerine inşa edildiyse, geleceğin devrimleri de mutlaka Ekim Devrimi’nin mirası üzerine kurulacak. Elbette bu mirasa sahip çıkmayı başarabilirsek…

EKİM DEVRİMİNİN SAĞLIK ALANINDAKİ MİRASI

Sovyetler Birliği’nin mirası içinde “sağlık” çok önemli bir yer tutar. Sovyetler Birliği tarihi, sağlık alanında “ilklerin” de tarihidir.

Dünyada “bütün nüfusu” kapsayan ve tamamen devlet tarafından finanse edilen İLK sağlık güvencesini Sovyetler Birliği sağlamıştır.

Dünyada sağlık, İLK kez Sovyetler Birliği’nde bir “insan hakkı” olarak tanımlanmış, devlet İLK kez yurttaşlarının sağlığından sorumlu tutulmuş ve bu sorumluluğunu yerine getirmesi için tarihteki İLK Sağlık Bakanlığı örgütlenmiştir.

Burada amacım Ekim Devrimi’nin sağlık alanındaki mirasını tartışmak olmadığından bu kadar İLKLE yetineceğim. Asıl amacım bugün bu mirasın nasıl bir saldırı altında olduğunu göstermek ve toplumcuları ortak mirasımıza sıkıca sarılmaya ve sahip çıkmaya çağırmak.

RUSYA’DA ANA ÇOCUK SAĞLIĞI DELİ PETRO’YA DAYANIYORMUŞ

Dünyada ana çocuk sağlığının “devlet” düzeyinde ele alındığı İLK ülke Sovyetler Birliği’dir. Fakat bugün bu gerçeği sulandırmak ve tarihi yeniden yazmak isteyenler, maalesef meydanı da boş bulduklarından, Rusya’daki ana çocuk sağlığı hizmetlerini Deli Petro’ya dayandıran ve Sovyetler Birliği’nin aslında bu alanda “yeni” bir şey yapmadığını, Çarlık Rusya’sının mirasına konduğunu iddia eden “bilimsel” yayınlar yapıyorlar.

Rusya’nın Ulusal Çocuk Sağlığı Tıbbi Araştırma Merkezi’nden Profesör Albitskiy ile tıp bilim doktoru Sher ve St. Petersburg Devlet Pediatrik Tıp Üniversitesi’nden Profesör Mikirtichan, Tıp Tarihi (History of Medicine) dergisinde bu yıl “Rus İmparatorluğunda ana ve çocukların korunması ve Sovyet çocuk sağlığı sisteminin gelişmesi” başlıklı bir makale yayınladılar.

Yazarlar makalelerinde Rusya’da “kamusal” ana çocuk sağlığı sisteminin 18. yüzyılda ortaya çıktığını, Deli (onlar Büyük diyor) Petro’nun 1712 ve 1714’te gayrımeşru çocuklar için hastaneler kurulmasına ilişkin kararnameler yayınladığını, 1726’da İmparatoriçe 1. Katerina’nın gayrımeşru çocukların bakımı için özel evler kurulmasına ilişkin bir kararname yayınladığını ve bu kararnamelerin Rusya’da “kamusal” ana çocuk sağlığı hizmetleri alanındaki reformların yolunu açtığını iddia ediyorlar.

Bu bilgilerin “kaynağı”, yazarlardan Mikirtichan’ın 2014 yılında Pediatr dergisinde yayınlanmış bir makalesi. Bu kararnameler gerçekten var mıdır, yok mudur bilemiyorum fakat tarihte kararnamelerin yayınlandığının iddia edildiği yıllarda Rusya’da bir çocuk hastanesi veya kreş kurulduğuna ilişkin hiçbir bilgi yok!

Yazarlar Rusya’nın “kamusal” ana çocuk sağlığı sisteminin ilk adımının, 1 Eylül 1763’de bizim kendi tarihimizden de tanıdığımız meşhur Katerina’nın, Moskova’da bir Terk Edilmiş Çocuklar Evi açılması için bir “duyuru” (proclamation) imzalamasıyla atıldığını söylüyorlar. Duyuruda, “bu kurumun bir devlet kurumu olmasına karar verdik” cümlesi geçtiğini ve bunun da iddialarının kanıtı olduğunu söylüyorlar.  Fakat makalede bahsi geçen “duyuru” için bir kaynak gösterilmemiş.

Rusya’da ilk modern hastanesinin Deli Petro döneminde 1706’da açıldığını ve Rusya’da tıp eğitiminin 1707’de bu hastanede başladığını, Katerina döneminde de bir tıp okulu ve biri akıl hastanesi, diğeri cinsel yolla bulaşan hastalıklar hastanesi olmak üzere iki hastane açıldığını biliyoruz. Fakat yazarların iddia ettiği olaylar hakkında başka bir kaynak bulamıyoruz.

Yazarlar daha sonra bir iddia daha ortaya atıyor: Rusya’da bir ana çocuk sağlığı sistemi yaratmak için kuramsal, sosyal ve örgütsel yaklaşımların “hızlı gelişiminin” 1900 – 1917 arasında gerçekleştiği ve “araştırmacıların bu döneme yeterli dikkati göstermedikleri” iddiası. Bu dönemde Çarlık, Rusya’da anne ve çocukların sağlığını korumak ve bebek ölümlerini azaltmak için bir dizi “sistematik” tedbir almış…

İlginçtir ki, bu “bilgilerin” kaynağı da, yazarlardan Arbitskiy ve Sher tarafından 2017 yılında bir Almanac’ta yayınlanan bir makale…

Yazarlar 1900 – 1917 döneminde Rusya’da “kamusal” ana çocuk sağlığı sisteminin gelişiminde önemli buldukları bir olayın altını çiziyor. 31 Mayıs 1913’te Rusya Ana ve Çocuk Sosyal Yardım Fonu kurulmuş ve başına dönemim ünlü pediatristlerinden Karl Rauchfuss getirilmiş. Fon 1917 Devrimi’ne kadar süt istasyonları bulunan 25 sağlık merkezi ile 800 – 900 çocuğa hitap eden 29 kreş açmış. Sovyetler Birliği’nin ilk yıllarındaki ana çocuk sağlığı hizmetleri, Fon’un çalışmalarını yansıtıyormuş. 

Yazarların asıl “vurucu” iddiası, Sovyetler Birliği’nin 1922 yılında Moskova’da ve 1925 yılında Leningrad’da kurduğu ve Sovyet ana çocuk sağlığı sisteminin yaşamsal bir bileşeni olan ana çocuk sağlığı araştırma merkezlerinin, aslında Rauchfuss’un düşüncelerinin yaşama geçirilmesi olarak görülebileceği iddiası.

Tabii bu iddiaların “kaynağının” da, makalenin yazarlarından Mikirtichan’ın 2013 yılında Pediatr dergisinde yayınlanan başka bir makalesi olduğunu görmek bizi şaşırtmıyor.

KENDİN PİŞİR, KENDİN YE BİLİMİ

Bir zamanlar Bursa – Gemlik arasında, yol kenarında, çok sayıda “kendin pişir, kendin ye” restoranı vardı. Kasaptan etinizi alır, restoranın hazırladığı mangal ateşinde pişirip yerdiniz. Rus yazarların yukarıdaki makalesi, bana kendin pişir, kendin ye restoranlarını anımsattı.

Önce sıradan ulusal birkaç dergide veya ulusal bir Kongre’de ortaya bir iddia at, daha sonra bilimsel niteliği yüksek bir dergide kendi iddialarına atıf yaparak bir makale yayınla. Yarın da, bir başkası senin makalene atıf yaparak başka bir makale yayınlasın. İşte sana kendin pişir, kendin ye bilimi…

BATIYI DA UNUTMAMALI

Yazarlar, Sovyetler Birliği’nin ana çocuk sağlığı sistemini Çarlık Rusya’sına dayandırmanın çok akla yakın bir iddia olmadığının farkında olduğundan, Sovyet ana çocuk sağlığı sisteminin birçok yönünün “gelişmiş batılı ülkelerden” ödünç alındığını da iddia ediyorlar. Birine inanmazsanız, diğerine inanın…

Fransa’nın bu konuda “öncü” olduğunu belirten yazarlar, buna kanıt olarak 1844 yılında çalışan anneler için açılmış bir kreşi gösteriyorlar. Daha sonra Almanya, Fransa’dan esinlenerek, 1896 yılında ana çocuk sağlığı alanında “kamusal” etkinliklere girişmiş ve Sovyetler Birliği de, Almanya deneyiminden çok etkilenmiş.

Bu iddialarına kanıt olarak, Sovyetler Birliği’nde ana çocuk sağlığı alanında önde gelen hekimlerin “Almancalarının çok iyi” olmasını ve bu ülkeyi ziyaret etmiş olmalarını gösteriyorlar. Gerçekten! Makalede “aynen” böyle yazıyor.

TARİHİMİZİ ÇALMALARINA İZİN VERECEK MİYİZ?

Bu makale Sovyetler Birliği’nin sağlık alanındaki mirasını gözden düşürmek amacıyla yazılmış tek makale değil. Özellikle eski sosyalist ülkelerde (Polonya, Çekya, Macaristan vb.) sağlıkta Sovyetik Semaşko modelinin ne kadar “totaliter”, verimsiz veya bilimsel olmaktan çok “ideolojik” bir model olduğunu kanıtlamaya çabalayan “yüzlerce” makale yayınlanıyor.

Yukarıda iddialarını aktardığımız makalede de yazarlar, Sovyetler Birliği’nin ana çocuk sağlığı sisteminin devlet tarafından yürütülen, “totaliter” bir yapısı olduğunu “altını çizerek” belirtiyorlar. Makalenin başka bir yerinde de Sovyet devleti “totaliter” sıfatıyla niteleniyor.

Daha önce de belirttiğimiz gibi önüne gelenin Sovyetler Birliği’nin mirasına bu kadar “pervasızca” saldırabilmesini olanaklı kılan, toplumcuların “meydanı boş bırakmasıdır”. Saldırganlar yalanlarının kimse tarafından ortaya çıkartılmayacağından çok eminler. Haksız da sayılmazlar.

“Dünyada” son 30 yıldır Sovyetler Birliği’nin sağlık alanındaki mirası üzerine yazılmış kaç kitap yayınlandı? Bir elin parmakları kadar mı? O kadar da mı değil? Semaşko modeli kaç doktora tezine konu oldu? Hiç duymadınız mı?

Ekim Devrimi’nin 101. yıldönümü kutlu olsun. Kutlu olsun, fakat Ekim Devrimi’nin mirasına sahip çıkamazsak, korkarım ki bu kutlamalar bir süre sonra “anmaya” dönüşecek…