Sermaye çocuk işçiler olmadan yapabilir mi?

Sermaye çocuk işçiler olmadan yapabilir mi?

Akif Akalın
13/06/2019 Perşembe

Dün “Dünya Çocuk İşçiliğiyle Mücadele” günüydü. Uluslararası Çalışma Örgütü, İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında gerileyen ve 1970’li yıllarda yalnızca dünyanın belirli coğrafyalarıyla sınırlanan çocuk emeği sömürüsünün yaygınlaşması ve küresel bir sorun halini alması üzerine, 2002 yılında 12 Haziran tarihini bu soruna dikkat çekmek için seçti.

Medyada dünyada 152 milyon çocuğun işçi olarak çalıştırıldığı, diğer bir ifadeyle her 10 çocuktan birinin çalışma yaşamında olduğu gibi ifadeler göze çarpıyor. Şüphesiz bunlar “resmi” rakamlar veya tahminler. Yani gerçekte çocuk işçiliğinin günümüzde eriştiği boyutlar, bu rakamların birkaç katı.

2015 yılında kabul edilen “Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri”, çocuk emeğinin 2025'te ortadan kaldırılmasını hedefliyor. Bu gerçekten mümkün mü? 6 yıl sonra dünyada çocuk işçiliği tarihe mi karışacak? Eğer bir “dünya devrimi” öngörüyorsanız, bu mümkün olabilir, fakat sermaye düzeni devam edecekse, çocuk işçiliğinin ortadan kalkması mümkün değil, çünkü sermaye, çocuk işçiler olmaksızın ayakta kalamaz.

VAHŞİ KAPİTALİZM EFSANESİ

Tarihe baktığımızda (bu komünistlerin olaylara ve olgulara yaklaşım tarzıdır, mutlaka önce tarihe bakarlar), çocuk işçiliğinin kapitalizmin beşiği olan İngiltere’de doğduğunu ve 18. yüzyılda, kapitalizmle birlikte dünyaya yayıldığını görürüz. Bugün “ilkel” olarak nitelediğimiz kadim toplumların hiçbirinde “çocuk işçiliği” yoktur.

İngiltere’de çocuklar, sanayi devrimiyle birlikte “sistematik” olarak başta tekstil ve madencilik sektörleri olmak üzere sanayide istihdam edilmişlerdir. Burada tırnak içine aldığımız “sistematik” sözcüğünün altını bir kez daha çizelim. Çocuk istihdamı, sermaye tarafından bilinçli ve örgütlü bir biçimde gerçekleştirilmiştir.   

1800’lerin ilk çeyreğinde İngiltere ve batı Avrupa ülkelerinde çocuk istihdamına ilişkin düzenlemeler yapılmış, fakat bunların “hiçbiri” yaşama geçmemiştir. Aynı yüzyılın ikinci çeyreğinden itibaren, sanayide çocuk istihdamı yaşının kademeli olarak 9 yaşından 13 yaşına çıkartıldığını görüyoruz. Bu olgunun nasıl yorumlandığı, özellikle bugüne ilişkin politikalar belirlemek bakımından çok önemli.

Sosyal demokratlara sorarsanız, bu süreçte kapitalizm “ehlileşmeye” veya “insanileşmeye” başlamıştır. Liberaller ise çocuk istihdamına ilişkin düzenlemeleri, daha çok, bilim ve teknolojideki gelişmelerin çocuk istihdamı ihtiyacını ortadan kaldırmasıyla açıklarlar. Oysa komünistler konuyu “toplumsal” boyutuyla ele alarak (ki bu da komünistlerin olaylara ve olgulara yaklaşım tarzıdır) süreci “sınıf mücadelesiyle” açıklarlar.

1800’lü yılların ilk çeyreğinde patlayan Luddite (makine kırıcılar) hareketi, ilk sendikalaşma çabaları ve Çartist mücadele olmasa, İngiltere 1842 yılında tarihteki ilk “genel grev” eylemiyle tanışmamış olsa, kapitalizm yine de “ehlileşir” veya “insanileşir” miydi?

SOMUT KANIT

Çocuk işçiliğinin “kapitalizme özgü” bir olgu olduğunun somut kanıtı, eski sosyalist ülkelerdir. 1917’de Sovyetler Birliği’nde, İkinci Paylaşım Savaşı sonrasında doğu Avrupa ülkelerinde tarihe karışan “çocuk işçiliği”, 1990’lı yıllarda bu ülkelerin kapitalizme dönmesiyle birlikte “hortlamıştır”. Sanıyorum bu kanıta kimse itiraz edemeyecektir.

Diğer bir kanıt, bugün dünya üzerinde “çocuk işçiliği” olmayan tek ülkenin sosyalist Küba olmasıdır. Bazıları bu kanıta itiraz edebilir, en azından batı ve kuzey Avrupa ülkelerinde, Kanada’da çocuk işçiliği olmadığını iddia edebilirler.

Yanlış! Bu ülkelerde çocuk işçiliğinin yalnızca “adı” ve “biçimi” değişmiştir. Bugün sosyal demokratların ve liberal solcuların imrendiği “batı demokrasilerinde”, çocuk işçiliği “gönüllülük” adı altında sürdürülmektedir. Özellikle okullarda çocuklar “gönüllü çalışmaya” teşvik edilmekte, gönüllü çalışma “belgelenerek” gelecekte kariyer için kullanılmaktadır. CV’de (Curriculum Vitae) gönüllü çalışmalar bulunmasının iş bulmakta faydası olacağı söylenmektedir.

Yine bu ülkelerde, özellikle teknik okullarda öğrencilere, “eğitim” kapsamında “iş” yaptırılmakta ve aynı işi yapan bir işçiye ödenenin yarısı (bazen daha da az) ücret ödenmektedir. “Stajyerlik” gibi süslü isimler altında sömürü meşrulaştırılmaktadır. Hekimlik (intörnlük), avukatlık ve mühendislik gibi mesleklerde de, insanları mesleklerinin ilk yıllarında “sömürmek” kural haline getirilmiştir.

MESELEYİ GİZLEME ÇABALARI

Burada “liberal solcuların” sınıf mücadelesine zarar veren bazı söylemlerine değinmek gerekiyor. Bu söylemler, sermayenin çocuk emeği sömürüsünü “sulandırmaya”, meselenin özünün anlaşılamamasına neden oluyor.

Çocuk emeği sömürüsü, “artık değer” sömürüsüdür. Bu sömürünün, özü itibariyle erişkinlerin maruz kaldığı “artık değer” sömürüsünden hiçbir farkı yoktur. Bu nedenle komünistler meseleyi tartışılırken çok dikkatli olmalıdır. Sanki erişkinlerin emeğinin sömürülmesi “kabul edilebilir”, yalnızca çocuk emeği sömürüsü “kötü” gibi bir algı oluşturulmasından kaçınılmalıdır.

Diğer taraftan çocukların kırsal kesimde ailelerine “kendi tarlalarında” yardımcı olmaları, “kendi keçilerini” gütmeleri veya ev işlerine ailelerine yardım etmelerini de “çocuk emeği sömürüsü” gibi tanımlamak, “sömürüyü” gizlemenin bir başka biçimidir. Örneğin çocuğun “keçi gütmesi” veya evde “çöp dökmesi” olayında, karşılığı ödenmemiş emek gücü veya “artık değer” sömürüsü söz konusu değildir.

Çocuk emeği sömürüsünün ortadan kaldırılması, kapitalizmin ortadan kaldırılarak, eşitlikçi bir toplum düzeni kurulmasına bağlıdır.