Makinenin bozulması olarak hastalık

Makinenin bozulması olarak hastalık

Akif Akalın
24/01/2015 Cumartesi

İnsanın sağlığa/hastalığa ilişkin kavrayışı tarihsel ve toplumsal gelişim süreçleri içinde gelişerek ve değişerek günümüze ulaşmıştır. Binlerce yıl hastalıkları “tanrısal bir ceza” olarak kavrayan insan, sağlık sorunlarının çözümünü adaklarda, kurbanlarda, sihirlerde ve dualarda aramıştır. Dinin/metafiziğin toplumsal yaşam üzerindeki etkisinin görece zayıfladığı ve aklın güçlenmeye başladığı dönemlerde bilim tıp üzerinde egemen olmuş ve sağlık sorunları dünyevi nedenlerle ilişkilendirilmeye çalışılmıştır.

On dokuzuncu yüzyıla gelindiğinde bilim ve teknolojide görülen devasa gelişmeler, geleneksel tıbbı ve sağlık anlayışını bütünüyle değiştirmiştir. Mikroskobun bulunması ile enfeksiyon ajanları görünür kılınmış ve sağlık sorunlarını açıklayan yeni modeller geliştirilmeye başlanmıştır (von Engelhardt, 1999: 1 – 7).

MEKANİK SAĞLIK ANLAYIŞI

Sağlığa mekanik (veya biyomekanik) yaklaşım, sağlığı basitçe hastalığın olmayışı olarak tanımlar. Bu anlayışın kaynağı, genel olarak ortaçağ sonrasında bilim dünyasına egemen olan pozitivist ideolojinin ve mekanik nedensellik yaklaşımının tıp biliminde de ağırlığını hissettirmesidir (Campbell, 1999: 1274; Kneebone, 2002: 516; Bunniss, 2010: 359).

1596 – 1650 yılları arasında yaşamış olan René Descartes tarafından temelleri atılan mekanik sağlık anlayışında insan, tanrı tarafından mükemmel bir saat gibi çalışmak üzere kurulmuş bir varlıktır. Bu anlayışa göre insan, beden (res extensa) ve ruhtan (res cogitans) oluşur. Mekaniğin genel yasaları insan bedeni için de geçerlidir.

Descartes’ın dünyayı anlamakta ve açıklamakta kullandığı yöntem, önce doğruluğu sezgisel (intutitive) olarak kavranabilecek sağlam bir nokta bulmak ve sonra bunun üzerinde bir senteze ulaşmaktır. Kuşkusuz burada en önemli sorun doğruluğu sezgisel olarak kavranabilecek sağlam bir noktanın yani bilginin nasıl bulunacağıdır. Matematik, fizik ve özellikle optik bilimindeki gelişmeler bilgiye/gerçeğe ulaşmakta duyu organlarına çok güvenilemeyeceğini ortaya koymuş ve insan o güne kadar bilgi edinmekte kullandığı en önemli aracı yitirmiştir.

Descartes bu soruya ünlü deyişiyle yanıt verir: Cogito ergo sum (düşünüyorum, o halde varım). İnsan ancak düşüncesinin/bilincinin gerçekliğine güvenebilir. Rasyonalizm (akılcılık) felsefesinin temeli olan Descartes bu önermesiyle, o güne kadar bilgiye ulaşmakta kullanılan bilimsel yöntemi (tümdengelim) reddetmekte, aklı bilginin kaynağı olarak sunmaktadır.

Gerçeği/dünyayı doğru olarak kavrayacak bilginin yapısını bu şekilde ortaya koyan Descartes, gerçeği de yapısal bakımdan birbirinden farklı olan cisim/madde (düşünmeyen ama uzayda yer kaplayan şey) ve ruh (uzayda yer kaplamayan ama düşünen şey) olarak ikiye ayırır (dualizm). Böylece Descartes dünyayı (olayları ve olguları) tamamen mekanik olarak kavrayan bir anlayışa ulaşır.

Descartes’ın doğası bir makine gibi çalışır. Doğada olup biten her şey dışarıdan bir etkiyle meydana gelir. Bütün bunlar cansız doğa için olduğu kadar, canlı varlıklar için de geçerlidir. Canlıların cansızlardan tek farkı, canlı varlıkların daha karmaşık makineler olmasıdır. Descartes’ın insana mekanik yaklaşımına en güçlü destek, çağdaşı William Harvey’nin (1578 – 1657) kan dolaşımını, kalbin pompa işleviyle açıklamasıyla (1628) gelmiştir.

Ancak canlılar içinde insanın farklı bir yeri vardır. İnsan da bir makinedir, fakat ruhları olmayan diğer canlılardan (bitkiler ve hayvanlardan) farklı olarak insanda, bitki ve hayvanlardaki gibi mekanik olarak açıklanabilecek istençsiz hareketler (solunum, dolaşım vb) yanında, mekanikle açıklanamayacak, doğrudan doğruya ruhun etkisiyle meydana gelen istençli hareketler vardır (Gökberk, 1990: 261 – 272).

Pozitivizmle birlikte hasta ‘tıbbın nesnesi’ haline gelirken, hastanın öyküsü de ‘hastalığın öyküsüne’ indirgenmiştir. Anatomi ve fizyoloji birbirine bağlanmış ve dikkatin odağına dokunun yerini alan hücre geçmiştir. Deney, istatistik ve nedensel düşünce tıbbi araştırmanın temeli haline gelmiştir. Tanı ve tedavide Kartezyen (Dekartçı) mekanik yapı ve işlev esas alınmıştır (von Engelhardt, 1999: 5).

Pozitivizme göre bilim genele ulaşmak için özelden yola çıkmalı ve sağlık sorunlarını da, doğa kurallarına bağımlı doğa olayları gibi ele almalıdır. Bu anlayışla nedensellik, doğrudan gözlenebilen olguların ilişkisiyle kurulabilir ve açıklanabilir. Pozitivizm tıpta en açık şekilde insan bedeninin parçalara bölünerek ele alınmasında (doku/organ/sistem temelinde uzmanlaşma) kendisini göstermektedir.

Pozitivist - mekanik anlayışa göre hastalığa, hastalıkla daima ilişkili olan ve gözlenebilen bir veya birkaç etmen neden olmaktadır. Hastalıklara mikro düzeyde bakılarak, sağlığın toplumsal belirleyicileri etyopatogenezin dışında bırakılmaktadır (Navarro, 1986: 69). Bir örnek vermek gerekirse; mekanik yaklaşım veremi, insan bedeninin tüberküloz basiline maruz kalmasını izleyerek ortaya çıkan bir hastalık olarak tanımlar. Maruziyet vücutta patolojik değişikliklere yol açar ve bunlar akciğer tüberkülozunda akciğer grafisinde gözlenebilir. Basil kan veya balgam kültürüyle tanımlanabilir. Hastalık, öksürük, hemoptizi, kilo kaybı ve ateş gibi bulgular verir. Hastalığın nedeni basildir ve tedavisi ilaçlarla basilin vücuttan uzaklaştırılarak bedenin sağlığa kavuşturulmasıdır (Bury, 2005: 4).

Mekanik model bireyleri ve toplumu, sağlığı bireysel bir sorun olarak görmeye teşvik eder. Sağlık üzerine etkili olabilecek bireyin bedeni dışındaki olaylar (çalışma koşulları, çevre vb) hekimin mesleki ilgi alanı dışında kalır. Bu durum hekim – hasta ilişkisinde sağlık alanındaki otoriteyi hekimin özellikle tanı için kullandığı uzmanlık ve beceriye vererek hastaya pasif bir rol tanımlar. Öte yandan hekimle ilişkisinde pasif olan birey, sıra kendi sağlığını korumaya ve yitirdiğinde yeniden kazanmaya geldiğinde kendi başınadır, çünkü sorun kendi bireysel sorunudur (Zerda, 2002).

Mekanik – bireysel yaklaşımın temel özelliklerini ve tıp ve sağlık anlayışı üzerine etkilerini özetlemek gerekirse:

Hastanın içinde yer aldığı toplumsal ve çevresel bağlama değil, kendisine odaklanır
İnsanı önce beden ve ruh olarak ikiye ayırır, sonra bedenini de parçalara ayırarak hücre ve hücre altı düzeylerde ele alır
Hastalığın biyolojik etkenine odaklanarak diğer (çevresel, psikososyal vb) etkenlere daha az önem verir

Bu anlayışla hekime ve dolayısıyla tıp eğitimine biçilen rol, hastalığa neden olan biyolojik etkeni ortaya çıkartmak ve biyolojik etkenle mücadele ederek bireyi sağlığına kavuşturmaktır.

KAYNAKLAR

Bunniss, S., Kelly, D.R. (2010). Research Paradigms in Medical Education Research. Medical Education. 44(4): 358 – 366.

Bury, M. (2005). Health and Illness. Cambridge: Polity Press.

Campbell, J.K. ve Johnson, C. (1999). Trend Spotting: Fashions in Medical Education. British Medical Journal. 318(7193): 1272 – 1275.

von Engelhardt, D. (1999). Teaching History of Medicine in the Perspective of “Medical Humanities”. Croatian Medical Journal. 40 (1): 1 – 7. 

Gökberk M. (1990). Felsefe Tarihi. 6. Basım. İstanbul: Remzi Kitabevi.

Guilbert, J.J. (2012). Sağlık Çalışanları İçin Eğitim Kitabı. Altıncı Baskı. İstanbul: Nobel.

Kneebone, R. (2002). Total Internal Reflection: an Essay on Paradigms. Medical Education. 36(6): 514 – 518.

Navarro, V. (1986). What Is Socialist Medicine? Monthly Review, 38(3): 61 - 70.

Zerda, A., Velásquez, G., Tobar, F., Vargas, J.E. (2002). Health Insurance Systems and Access to Medicines. Case Studies from: Argentina, Chile, Colombia, Costa Rica, Guatemala and the United States of America Washington, D.C. PAHO. http://apps.who.int/medicinedocs/en/d/Jh3012e/. (Erişim: 12 Temmuz 2013).