Kadınlar günü mü, 'emekçi' kadınlar günü mü?

Kadınlar günü mü, 'emekçi' kadınlar günü mü?

Akif Akalın
07/03/2018 Çarşamba

KADINLAR GÜNÜNDEN, EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜNE

8 Mart’ın tarihi, yirminci yüzyılın başlarında ABD’de kadınlara “oy hakkı” için yapılan “Kadınlar Günü” çağrısına dayanır. Her ne kadar çağrı “sosyalist” kadınlardan gelse de, oy hakları olmayan burjuva feministler de çağrıya sahip çıkarlar. Ancak oy hakkı burjuva feministler için mücadelenin “nihai hedefi” iken, sosyalist feministler bunu daha geniş bir mücadelenin yalnızca “ilk adımı” olarak görmektedir.

1910 yılında Danimarka’da toplanan İkinci Uluslararası Emekçi Kadınlar Konferansı’nda sosyalist kadın hareketinin öncüsü Clara Zetkin, bu farkı şöyle ifade eder: “Burjuva kadınlar sosyal yaşama mevcut burjuva toplum düzenini desteklemek ve korumak umuduyla katılmak istiyorlar”, oysa proleter kadınlar için oy hakkı, proletaryanın burjuva düzene karşı mücadele kapasitesini arttırmanın bir aracıdır.

EMEKÇİ KADINLAR

Gerçekten de oy hakkı mücadelesinin asıl sahipleri, sanayi devriminin fabrikalara soktuğu ve acımasız koşullarda çalıştırmaya başladığı kadın emekçilerdir. Emekçi kadınlar 1850’lerden itibaren uzun çalışma saatlerinin kısaltılması, iş yerlerinde sağlık ve güvenlik tedbirleri alınması için sokaklara çıkmaya, hatta grevler örgütlemeye başlamışlardır.

Meselenin kadınlara “oy hakkı” ile sınırlı olmadığının en somut kanıtlarından biri, Rusya’da 8 Mart 1917’de (eski Rus takvimiyle 23 Şubat) emekçi kadınların savaşa, kötü çalışma koşullarına ve gıda kıtlığına son verilmesi için alanları doldurmasıdır. Şubat devriminin başlamasında önemli bir yeri olan bu eylem, emekçi kadınların “kadın” sorununun çözümünü “sosyal” sorunun çözümünde gördüklerinin bir göstergesidir.

KADIN SORUNU BÖYLE ÇÖZÜLÜR

Rus kadın emekçilerin bu düşüncelerinde haklı oldukları, yalnızca birkaç ay sonra gerçekleşen Ekim Devrimi ile kanıtlanmıştır. Ekim Devrimi Rusya’da kadınlara, dünyanın diğer coğrafyalarında yaşayan kadınların “hayal” dahi edemedikleri haklar getirmiştir. Ekim Devrimi kadınlara yalnızca oy hakkı sunmakla kalmamış, kadınları sosyal yaşamda gerçekten “eşit” yurttaşlar haline getirmiştir.

Ekim Devrimi “kadın” sorununu, kadınları eve hapseden pratikleri sosyalleştirerek, yani evde kadınların üzerine yıkılan çocuk bakımı ve yemek yapmak gibi “kadın” işlerini, “sosyal hizmet” haline getirerek çözmüş ve kadınları özgürleştirmiştir. İşyerlerinde kreş ve anaokullarının açılmasının zorunlu hale getirilmesi ve semt mutfaklarında günde üç öğün yemek çıkartılmaya başlanması Sovyet kadınının özgürleşmesinin “maddi” temelini oluşturmuştur.

Kadının “ev” işlerinden kurtulması, aynı zamanda sosyal yaşama daha aktif katılabilmesinin de önünü açmıştır. Daha önce “erkek” mesleği olarak görülen birçok meslek kadınlara açılmış, hatta bir süre sonra geleneksel olarak “erkek” mesleği olarak kabul edilen hekimlik, Sovyetler Birliği’nde kadınların çoğunlukta olduğu bir meslek haline gelmiştir.

1921 yılında Komünist Enternasyonal tarafından düzenlenen Komünist Kadınlar Konferansı’nda 8 Mart’ın “Uluslararası Emekçi Kadınlar Günü” olarak benimsenmesi, bu süreçlerin ürünüdür.

KADINLAR GÜNÜNE DÖNÜŞ

1970’li yıllarda durum değerlendirmeleri genellikle “çağımız ulusal kurtuluş savaşları ve proleter devrimler çağıdır” cümlesiyle başlardı. Bu basit bir klişe değil, dünyada yaşanan gelişmelerin bir özetiydi. Yirminci yüzyılın üçüncü çeyreği boyunca gündeme damgasını vuran buydu. Bu dönemin 8 Mart’larına bakıldığında, günün dünyanın her yerinde ulusal ve sosyal kurtuluş mücadelesinin bir parçası olarak kutlandığı görülür.

Fakat Dünya Emekçi Kadınlar Günü’nün, “Dünya Kadınlar Günü’ne” dönüş süreci de bu yıllarda başlamıştır. Uluslararası kapitalizmin Reagan – Thatcher ekürisiyle küresel ölçekte işçi sınıfına ve emekçilere karşı başlattığı savaş, dünyanın dört bir yanında birbiri ardına gelen askeri darbeler karşısında işçi sınıfı hareketinin gerilemeye başlaması ve sonunda sosyalizmin çözülmesi süreci tersine çevirmiştir.

Dönüşün ilk sinyali, 1975 yılında Birleşmiş Milletler’in “Dünya Emekçi Kadınlar Günü” içinden “emekçi” sıfatını çıkartmasıdır. Bu hareket, 8 Mart’ı dünyanın kadın emekçilerinden kopartarak, sermayenin kadınlarına sunma çabasının ilk adımıdır.

İşçi sınıfı hareketinin çekilmesi ve sosyalizmin çözülmesi, sol içinde liberal düşüncenin egemen olmaya ve “kimlik siyasetinin” öne çıkmaya başlamasıyla at başı gitmiştir. Nitekim 2000’li yıllarda, 1975 yılında Birleşmiş Milletler’in 8 Mart’tan çıkarttığı “emekçi” sıfatının, kendilerini solda tanımlayan birçok siyasi ve sendikal yapı tarafından da çıkartıldığına tanık olduk.

8 MART’I YENİDEN KAZANMAK İÇİN

Kadınların “oy hakkı” mücadelesi artık “tarih” oldu. Bugün dünyanın her yerinde kadınlar oy kullanabiliyor, hatta birçok yerde bakan, başbakan, devlet başkanı olabiliyorlar. Kadınların toplumsal yaşama katılım düzeyinin de oy hakkı mücadelesinin başladığı yıllarla kıyaslanamayacak kadar yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Fakat “kadın” sorunu çözüldü mü? Buna Hülya Koçyiğit’in dahi “evet” diyebileceğini sanmıyorum.

Yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde kadın – erkek eşitsizliği devam ediyor. Kadınlar kendilerini dünyanın en ileri, en uygar ülkeleri olarak gören yerlerde dahi aynı işi yaptıkları erkeklerden daha az ücret alabiliyor. Kadınlara yönelik şiddet artık gündelik yaşamın bir parçası haline geldi. Bunlar yalnızca medyaya yansıyanlar.

Aslında Clara Zetkin 1910 yılında kadının kurtuluşunu “sosyal” kurtuluşa bağlarken, bu yalnızca bir “düşünceydi”. Fakat yirminci yüzyılın pratiği Zetkin’in düşüncesinin “doğruluğunu” kanıtladı. Dünya üzerinde “sosyal” sorunu çözemeyen hiçbir ülke, “kadın” sorununu çözmeyi başaramadı. Bugün kadınlar, kadın sorununun ancak sosyal sorunun bir parçası olarak görülmesi halinde çözülebileceğini yaşayarak görüyorlar.

O halde 8 Mart’ın adındaki “emekçi” sıfatını korumak için ısrarcı olalım. 8 Mart afişinde, basın bildirisinde 8 Mart’ı Dünya Emekçi Kadınlar Günü değil, “Dünya Kadınlar Günü” olarak tanımlayan sendikalarımızı, kendilerinin hala “solda” olduğunu, emekten ve emekçiden yana olduğunu iddia eden siyasi partilerimizi uyaralım. 8 Mart’ları “iş kadınlarının” değil, yeniden “işçi kadınların” günü haline getirmek için mücadele edelim.