Jerome Kagan: DEHB teşhisi 'sahte' teşhis, amaç ilaç satıp kâr artırmak!

Jerome Kagan: DEHB teşhisi 'sahte' teşhis, amaç ilaç satıp kâr artırmak!

Akif Akalın
14/11/2017 Salı

Bugünlerde “kapitalist” tıp dünyası, çocuk psikolojisinin önde gelen otoritelerinden biri olan Jerome Kagan’ın, kapitalizmin “moda” teşhislerinden biri olan Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu’na (DEHB) ilişkin açıklamalarıyla çalkalanıyor.

Kagan özetle, DEHB’nin “sahte” bir teşhis olduğunu, bu hastalığın daha çok ilaç satmak ve kârlarını artırmak isteyen ilaç şirketleri tarafından “uydurulduğunu” söylüyor.

Aslında Kagan’ın eleştirileri yalnızca DEHB ile sınırlı değil. Kagan’a göre depresyon ve anksiyete teşhisi konmuş ergenlerin yarısına yakınında ya yanlış teşhis konmuştur ya da “aşırı teşhis” söz konusudur. Gerçekte bu teşhislerle “yaftalanan” ve gereksiz yere ilaç kullanmaya mahkum edilen ergenlerin yalnızca yüzde 8’i bu hastalıklara sahiptir.

ASIL MESELE TAMAMEN “DUYGUSAL”

Kagan sorunun nedenlerini üç maddede özetliyor:

Birincisi, DEHB’nda kullanılan ilaçların teşvikinden ve satışından mali fayda sağlayan “hekimler”. Hekimler, daha fazla reçetelenen ilaçların satışından gelir elde etmek için hastalarına “aşırı teşhis” koyuyor. Yani gerçekte hastalık olmayan bir durumu hastalıkmış gibi göstererek, hastalarını bu hastalıkları “tedavi ettiği” iddia edilen ilaç kullanmaya ikna ediyorlar. Kagan’a göre bu hekimler yozlaşmış ve ahlaksızdır.

İkincisi, her yıl bu alana milyarlarca dolar yatırım yapan “ilaç şirketleri”. İlaç şirketleri politikacılara, yozlaşmış ilaç satış ağını güvenceye almalarına katkı sağlamaları için rüşvet veriyor.

Üçüncüsü, “bilim insanları”. DEHB gibi durumları araştıran psikiyatrist, psikolog ve diğer hekimlere ilaç şirketleri tarafından giderek daha çok para akıtılıyor.

NEDENLERİN NEDENLERİ

Elbette Kagan’ın saydığı “nedenler” geçerlidir, fakat bu nedenlerin ardında bir “kök neden” daha vardır ve Kagan’ın saydığı nedenler bu kökten türemektedir: “Kâr amaçlı üretim.”

Eğer herhangi bir mal veya hizmetin üretiminde amaç, bu mal ve hizmetlerden yararlanacak insanların gereksinimlerini karşılamak değil, kâr sağlamaksa, bu üretimin “yozlaşması” kaçınılmazdır. Mal ve hizmetleri üretenler, amaç kâr olduğundan, kârlarını arttırabilmek için ellerinden gelen her şeyi yapmaktan geri durmayacaklardır. Eskiler buna “eşyanın tabiatı” derler.

Eğer ilaç şirketlerinin ilaç üretmekteki amaçları, örneğin Küba’da olduğu gibi, “toplumun gereksinimlerini karşılamak” olsaydı, yani ilaç şirketleri ürettikleri ilaçlar üzerinden kâr sağlamasaydı, bilim insanlarına ilaç satışlarını arttırabilmek için “uydurma” teşhisler ürettirmek için çaba harcamayacaklar, hekimleri bu ilaçları yazdırmak için baştan çıkartmaya çalışmayacak, politikacılara bu çarkın dönmesini güvenceye almak için rüşvet vermek zorunda kalmayacaklardı.

Kuşkusuz burada Kagan’ın “yozlaşmış ve ahlaksız” olarak tanımladığı hekim ve bilim insanlarını aklamaya çalışmıyoruz. Ancak yalnızca bu “nedenlere” odaklanmak, sorunun ardındaki “kök” nedeni bulanıklaştırabilir. Elbette bu yozlaşmış ve ahlaksız hekimler ve bilim insanlarıyla da mücadele edilmelidir, fakat eğer bunları “yozlaştıranlar” ortadan kaldırılmazsa, her zaman ilaç şirketleriyle anlaşıp gelirlerini arttırma çabasına girecek yeni hekimler bulunabilecektir. 

NE YAPMALI?

Şüphesiz sorunun asıl çözümü “kâr odaklı” üretime son vererek, “gereksinim odaklı” üretime geçmek. Daha açık bir ifadeyle kapitalist (sermayeci) sistemi yıkarak, yerine sosyalist (toplumcu) bir sistem kurmak. O halde bunun için örgütlenmek ve mücadele etmek sorunun gerçek çözümü için şart.

Fakat sosyalizm için örgütlenirken ve mücadele edilirken, davranış sorunu veya performans eksikliği olduğu düşünülen çocuklar ne olacak? Çocuklarımız sosyalizm gelene kadar ilaç şirketlerinin, yozlaşmış ve ahlaksız bilim insanlarının, hekimlerin kazanç kaynağı olmaya devam mı edecek?

Elbette hayır. Kagan bu çocuklar için öncelikle davranış sorunlarının “nedenlerinin” araştırılması gerektiğini söylüyor. Hekimler kendilerine başvuran her çocuğa hemen ilaç yazmak yerine, en azından diğer seçenekleri deneyebilirler. Psikoloji biliminin bu konuda geliştirdiği çok sayıda yöntem vardır. Örneğin bu çocuklara öncelikle daha fazla eğitim desteği ve eğitsel yardım sağlanabilir. İlaç her zaman “son” seçenek olmalıdır.

TOPLUMCU TIP NE DİYOR?

Sınıfın Sağlığı okurları, yazılarımızda sık sık aşırı teşhis ve kapitalist ilaç üretimine ilişkin sorunlara yer verdiğimizi anımsayacaklardır. Toplumcu tıp bu sorunlara, diğer sorunlarda olduğu gibi, diyalektik ve tarihsel maddeci bir yöntemle, tarihsel ve toplumsal açıdan yaklaşıyor.

Çocuklardaki davranış sorunlarının nedenleri biyolojik olabileceği gibi “toplumsal” da olabilir. Kapitalist tıp “doğası gereği” bunlardan yalnızca “biyolojik” olanlara odaklanmaktadır. Toplumcu tıp sorunların biyolojik kökenlerini asla inkar etmez, fakat kapitalist tıptan farklı olarak toplumsal nedenlere de eğilir.

Toplumcu tıp anlayışı, sağlık sorunlarının oluşması ve gelişmesinde insanların çalışma ve yaşam koşullarının büyük önemi olduğunu savunur. Bu nedenle sorunları “önlemekte” ve “tedavi etmekte” yalnızca biyolojik müdahalelerle yetinmez ve toplumsal müdahalelerde bulunur.

Çocukların davranış sorunlarına ilişkin “ilk” yapılması gereken, “erken çocukluk dönemine” müdahale etmektir. Bugün sayısız araştırma, insanlarda ileri yaşlarda ortaya çıkan birçok sorunun dahi, kökenini erken çocukluk döneminden aldığını ortaya koymuştur.

Erken çocukluk bakımı, annenin hamile kaldığının anlaşıldığı andan itibaren düzenli ve sürekli bir izlem ve bir dizi mediko-sosyal müdahaleyi kapsar. Annenin hamilelik sürecini en iyi şekilde geçirmesini sağlamak, doğumun sağlıklı koşullarda gerçekleşmesi, bebeklik döneminde anne sütüyle beslenmenin sağlanması bu konuda atılacak “ilk” adımlardır.

Daha sonra çocukların izleminin “kurumsallaştırılması”, çocuk sağlığı (hem bedensel, hem de ruhsal) açısından çok önemlidir. Bunun için iş yerlerinde ve mahallelerde “ücretsiz” kreş ve ana okullarının açılması, bu kurumlarda çocukların “annelerine yakın” bir ortamda pedagoglar ve sağlık personeli tarafından bakılması gerekir.

Daha sonra okul çağında, okullarda örgütlenecek “okul hekimliği” aracılığıyla, çocuklar ergenliklerinin sonuna kadar izlenecek ve sağlık sorunlarının ortaya çıkmaması veya ilerlememesi için gerekli mediko-sosyal tedbirler alınacaktır.

BUNLAR HAYAL Mİ?

Ekim Devrimi’nin 100. yıl dönümünü kutladığımız bu günlerde düzenlenen etkinliklerde yukarıda saydıklarımızın “hepsinin”, (fazlası var eksiği yok) daha 1920’li yıllarda, iç savaş ortamında dahi Sovyetler Birliği’nde başarıldığını biliyoruz. Daha sonra dünyanın kapitalizmi def etmeyi başaran bütün toplumları da aynı yoldan gittiler. Bugün ise bu anlattıklarımız Küba’da başarıyla uygulanmaktadır.      

Aslında erken çocukluk bakımının önemi “bilimsel bir olgudur” ve kapitalist ülkelerde de kabul edilmiştir. Sosyalist ülkelerde gördüğümüz uygulamalar, bugün kapitalist ülkelerde de, “aynı kapsamda olmasa dahi” (Türkiye gibi bazı ülkelerde de “karikatürize edilmiş biçimde) vardır. Ancak “bedelini ödeyebilenler” için vardır. Oysa kapitalist ülkelerde yaşamak zorunda kalan işçi ve emekçilerin çocuklarına DEHB gibi uydurma teşhisler konmaya ve emekçilerin sağlık sorunları üzerinden kazanç sağlanmaya devam edilmektedir.  

JEROME KAGAN KİMDİR?

Harvard Üniversitesi profesörlerinden Jerome Kagan, Gelişimsel Psikoloji’nin öncülerindendir. Çocuk psikolojisi üzerine uzmanlaşan Kagan, bugün “dünyada” 20. yüzyılın önemli psikologları arasında, Carl Sagan’ın bir sıra önünde, 22. sırada yer almaktadır. Mesleki yaşamı boyunca psikoloji alanında dünya ölçeğinde prestij sahibi kurumlardan çalışmaları nedeniyle ödüller almıştır. 1965’ten beri yayınladığı kitaplar, yalnızca ABD’de değil, dünyanın her yerinde üniversitelerin psikoloji bölümlerinde ders kitabı olarak okutulmaktadır.