İnanç tıbbına dönüş mümkün mü?

İnanç tıbbına dönüş mümkün mü?

Akif Akalın
20/04/2018 Cuma

Bugünlerde İstanbul’da 1. Uluslararası Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Kongresi ve Fuarı adı altında bir etkinlik gerçekleştiriliyor. Kongre’nin “acilde homeopati”, “kanıta dayalı homeopati”, “tıbbi çay hazırlama” gibi çok ilginç atölye çalışmaları ve “demir hipotezi”, “kanser tedavisinde kanıta dayalı akupunktur”, “kozmetik akupunktur” gibi insanın gerçekten “ne diyecekler acaba” diye meraklanacağı oturumlar var.

Bu konularda bugüne kadar çok yazdık. Tekrara düşmek istemiyorum, fakat konu da “güncelliğini” koruyor. Bu nedenle bazı temel konuları yeniden anımsamakta fayda var.

BİLİMSEL TIP NEDİR?

Tıbbın “bilimselleşmesi”, tıbbın “sekülerleşmesi” ve boş inançlardan, hurafelerden kurtulmasıdır. Tıbbın bilimselleşmesi yönündeki ilk adım, günümüzden 2 bin 500 yıl kadar önce eski Yunanistan’da atılmıştır. Bu dönemde hekimler, tarihte ilk kez, sağlığı ve hastalığı doğaüstü güçler yerine doğal süreçlerle açıklamaya çalışmış ve tıpta “ilk devrimi” gerçekleştirmişlerdir.

Dünya Hristiyanlığın yükselişiyle birlikte ortaçağ karanlığına gömülünce yüzünü yeniden tanrılara çeviren tıp, ancak Rönesans döneminde soluklanabilmiştir. Bu dönemde tıbbın “bilimselleşmesinde” önemli kilometre taşları vardır.

En önemli kilometre taşlarından biri, James Lind’in “deneysel” yaklaşımıdır.

1700’lerde denizaşırı ülkelere uzun yolculukların başlamasıyla birlikte ciddi bir sorun haline gelen iskorbüt hastalığının tedavisi için birçok şey önerilmekte, fakat bu önerilerin hiçbiri sınanmamaktadır. Tarihte ilk kez Lind, 12 denizciyi ikişer kişilik 6 gruba ayırarak, dönemin popüler tedavi yöntemlerinin etkinliğini sınamış ve yalnızca portakal yiyen denizcilerin iyileştiğini kanıtlamıştır.

Şüphesiz hurafelerle mücadele kolay bir iş değildir. Lind’in, iskorbüt hastalığına portakalın iyi geldiğini deneysel olarak kanıtlamasına rağmen, bunun “kabul edilmesi” ve uzun seferlere çıkacak gemilere limon ve portakal yüklenmeye başlaması için 50 yıl daha geçmesi gerekmiş, bu süre içinde binlerce denizci daha, hastalığın tedavisi bilinmesine rağmen yaşamını yitirmiştir.      

MODERN GERİCİLİK

Yirmi birinci yüzyılda gericilik, eskiden olduğu gibi bilimi tümden reddetmemekte, fakat bilimin “yanında” var olmayı sürdürmeye çalışmaktadır.

Nitekim bugünlerde İstanbul’da düzenlenen Kongre’nin de, “bilimsel tıbbı kaldıralım, yerine hacamat - sülük tıbbı koyalım” gibi bir talebi yoktur. Talep, “geleneksel ve tamamlayıcı” tıbbın, bilimsel tıbba “entegre” edilmesi, yani bütünleştirilmesidir.

Tıbbın ortaçağ karanlığından çıkmasında büyük rol oynayan ve toplumcu yaklaşımın temellerini atarak tıpta “ikinci devrimi” gerçekleştiren Rudolf Virchow, ünlü Yukarı Silezya Tifüs Salgını raporunda, salgının bir daha yinelenmemesi için alınması gereken önlemler arasında “dinin devlet işlerine (dolayısıyla tıbba) karıştırılmaması gerektiğini” belirtmiştir.

Yirminci yüzyılda bilimsel tıp, inanç tıbbının geriletilmesi ve toplumsal yaşama “aklın” egemen olmasıyla güçlenmiştir. Bu süreçte başta Ekim Devrimi olmak üzere sosyalizmin başarıları büyük rol oynamıştır. Kapitalist ülkelerde emek mücadelesinin yükselişiyle bastırılan gericilik, toplumsal yaşamdaki belirleyici etkisini yitirmiştir.

1980’li yıllardan itibaren dünyada emek hareketinin gerilemesi ve sosyalizmin çözülmesiyle toplumsal yaşama egemen olan gericilik, şimdi yirminci yüzyılda yitirdiği mevzileri yeniden ele geçirmeye çalışmaktadır. ABD’de ve Avrupa’nın birçok merkezinde hekimlerin tıbbi kararlarının dine uygunluk yönünden sorgulanması (hatta denetlenmesi) talebi yükselmektedir. Türkiye’de de hastanelere imam tayin edilmesi, batıdaki bu gelişmelere paralellik göstermektedir.

GERİCİLİĞİN BAŞARI ŞANSI VAR MI?

Açıkçası bu yanıtlaması çok güç bir soru.

Soruya tarihsel – toplumsal gelişim perspektifinden (uzun vadeli) yaklaşırsanız, elbette gericiliğin başarı şansı yoktur. Tarihte ortaçağ karanlığının son bulması bunun en somut kanıtıdır. Evet, bin yıl sürmüş, fakat bitmiştir.

Fakat soruya daha “kısa” vadeli yaklaştığınızda, bu kadar kesin “hayır” demek oldukça güç. Kısa vadede tıpta (ve toplumsal yaşamda) gericiliğin başarısını veya yenilgisini, sınıf mücadelesi belirleyecektir.