Gerçekçi ol, imkansızı iste

Gerçekçi ol, imkansızı iste

Akif Akalın
24/10/2016 Pazartesi

Dün Kemal Okuyan’ın yazısını okudunuz mu? Maceracılık ve gerçekçilikten bahseden yazı. Bence kendisini emekten yana gören herkes, ister sosyal demokrat, ister solcu, isterse sosyalist olsun, bu yazıyı iyi okumalı.

Okuyan’ın söyledikleri yalnızca “büyük” siyaset için değil, “küçük” siyaset için de geçerli. Okuyan’ın sorguladığı “gerçekçilik”, sağlıkta da her zaman karşımıza bir sorun olarak çıktı, çıkıyor.

Bu ülkede “toplumcu” sağlık politikalarını savunanlar da her zaman “maceracılıkla” suçlanmış ve eleştirilmiştir. Hiç kimse, hatta en gerici Sağlık Bakanları bile “toplumcu” sağlık politikalarının yanlış olduğunu söylemez. Toplumcuların önerileri hep “doğrudur” fakat “gerçekçi değildir”. Uygulansa ne güzel olur, fakat uygulanması “olanaksızdır”.

NASIRA BASMADAN

Elbette sağlıkta öncelik “önleyiciliğe” verilmelidir. Elbette insanların hasta olmalarını önlemek, onları tedavi etmeye çalışmaktan çok daha iyidir. Fakat…

Bu durum sağlığı ilgilendiren bütün konularda böyledir. Konu ister kanser mücadelesi olsun, ister iş cinayetleri, ister şeker hastalığı veya kalp hastalıkları, karşımıza hep “gerçekçilik” duvarı çıkar. Toplumcu, yangına karşı “tedbir” alalım der; gerçekçi, “haklısın ama dur önce mevcut yangını söndürelim” der. Yangın hiçbir zaman sönmez, hatta giderek daha büyür, bacayı da sarar. Yangını söndürmeye çabalamaktan, tedbire asla vakit, enerji, kaynak kalmaz.

Tartışmalarda tıbbi – sanayi kompleksin, ciroları dünyanın birçok ülkesinin ulusal bütçesini aşan ilaç ve tıbbi teknoloji devlerinin, hastane zincirlerinin “çıkarları”, karşı durulamaz “gerçeklik” olarak kabul edilir. Bir şey yapılacaksa, bunların nasırına basmadan yapılmalıdır, aksi halde “maceracılık” olur. Öneriler, mutlaka bir ucundan bu karşı konulamaz gerçeği dikkate almalı, bu verili koşullarda bir “politika alanı” yaratılmalıdır.

İŞ CİNAYETLERİ VE GERÇEKÇİLİK

İşçi sağlığı sorununu ele alalım. Memleket iş cinayetlerinde açık ara Avrupa birincisi. Bu öyle bir birincilik ki, bazen Avrupa Birliği ülkelerindeki iş cinayetlerinin toplamı Türkiye’ye yetişemiyor. Dünyada da ya ikinci, ya üçüncüyüz. Toplumcular ne öneriyor? Tek cümle: “işçilerin sağlığı işçilerin elinde olmalıdır”. Fakat bunu önermek hayalperestlik, maceracılıktır.

Peki, ne yapalım? İyi bir işçi sağlığı ve iş güvenliği mevzuatı hazırlayalım, her yere işyeri hekimi ve iş güvenliği uzmanı görevlendirelim. Bunlar gerekli tedbirleri alsınlar, işçiler ölmesin.

Şimdi herkes elini vicdanına koysun. Biz “işçilerin sağlığı işçilerin elinde olsun” derken hayalperest ve maceracı oluyoruz; onlar maaşını patrondan alan ve görev, yetki ve sorumlulukları, işletmelerin “kar önceliğine” (çünkü işletmeler hayır kurumu değil!) halel getirmeyecek şekilde sınırlanmış işyeri hekimleri ve iş güvenliği uzmanlarının işçilerin hayatını koruyacak tedbirleri alacağını umarken “gerçekçi” oluyorlar. Hadi canım sende…

Aslında “gerçekçiler” de, pek “gerçekçi” olmadıklarının farkındadır. Bu nedenle işçi sağlığı için patronları “kandırmaya” çalışırlar. Onlara alınacak işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirleriyle “asıl karlı çıkanın” kendileri olacağını söyler, bunu kanıtlamak için hesaplar yaparlar. Oysa patronlar aptal değildir. Hangi tedbirin kendilerine kaça mal olacağını, karlarını nasıl etkileyeceğini “gerçekçilerden” çok daha iyi bilirler. Kaldı ki, bu tedbirlerde “kar” görseler, zaten “uzmanlar” önermeden, kendileri alırlar.

ÜRETİM İLİŞKİLERİNE DOKUNMADAN

Toplumcuların sağlık alanındaki bütün önerileri, şu veya bu şekilde insanların yaşam ve çalışma koşullarında değişiklikler gerektirir. Bunun nedeni genetik sorunlar dışında akla gelebilecek bütün sağlık sorunlarının insanların çalışma ve yaşam koşullarıyla ilişkili olmasıdır. Hatta genetik bazı sorunlar dahi kendilerini uygun “çevre” bulduklarında gösterirler ve bu konuda gerekli tedbirler alınabilirse genetik sorun kendisini göstermeyebilir.

İnsanların çalışma ve yaşam koşulları gökten zembille inen koşullar değildir. Bu koşullar ülkeye hakim olan üretim ilişkileri tarafından çizilmektedir. Dahası bunların hepsi “değiştirilebilir” ve insan sağlığına uygun hale getirilebilir koşullardır. Ancak bu “değişimden” yarar görenler kadar zarar görecekler de olacaktır. Bunlar da mevcut üretim ilişkilerinden ve insanların mahkum edildikleri çalışma ve yaşam koşullarından kazanç sağlayanlardır.   

Onların insanları mahkum ettikleri çalışma ve yaşam koşullarını değiştirmeyi önerdiğinizde “maceracı”, önerilerinizi bu koşullar içine sınırladığınızda “gerçekçi” olursunuz. Öneriler mevcut üretim, dağıtım ve bölüşüm ilişkilerine dokunmamalıdır.

HİÇ DEĞİLSE…

Doğadaki birçok canlının diğerlerini kandırabilme yeteneği vardır, fakat doğada “kendisini” de kandırabilme becerisine sahip tek canlı insandır.

Daha önce yayınlanan “Uyku hastalığının nedeni gerçekten çeçe sineği mi?” başlıklı bir makalemizde, bu sağlık sorunun gerçek çözümünün “barınma koşullarının iyileştirilmesi” olmasına rağmen, “bilim insanlarının” çözümü “genlerde” aramasını eleştirmiştik.

“Bilim insanları” kerpiç evlerin toprak duvarlarında veya sazdan çatılarında yaşayan böceklerle bu evlerin fiziki koşullarını iyileştirerek mücadele etmek yerine, böceklerin ilgili genom bölgesini susturacak kimyasalları keşfetmeye çalışıyorlardı. Çünkü onlar “gerçekçiydi”. Patronların çıkarlarına dokunmadan insanların barınma koşullarını iyileştirecek öneriler sunmak olanaksızdı, fakat soruna çözüm olmayacağını bile bile patronların da işine gelebilecek kimyasal mücadeleler “olanaklıydı”. O halde hiçbir şey yapamamak yerine, hiç değilse…

DÜZENİ DEĞİŞTİREMİYORUZ, ÖYLEYSE…

“Gerçekçi ol, imkansızı iste” sloganı (orijinali “seamos realistas y hagamos lo imposible”) Küba devriminin efsanevi lideri Ernesto Che Guevara’ya aittir. Bu slogan solda reformculuk ile devrimcilik arasındaki çizgiyi çizer.

Toplumcuların sağlık alanındaki önerileri elbette “mevcut üretim ilişkileri” içinde gerçekleştirilmeleri olanaksız önerilerdir. Reformcular da buradan hareketle devrimcileri “gerçekçi” olmamakla ve “maceracılıkla” suçlarlar.

Ancak sağlıksızlığı ve hastalıkları üreten, bunlara kaynaklık eden üretim ilişkileridir. Bu düzen değiştirilmeden, hiçbir sağlık sorunu gerçekten çözülemeyecek ve bugün olduğu gibi tedavi edilmek yerine “yönetilecektir”. “Düzeni değiştiremiyoruz, öyleyse…” demek gerçekçilik değil, “kendini ve başkalarını kandırmaktır”. Bu nedenle toplumcular gerçekçi olup, imkansızı istemeye devam edeceklerdir.