Che’nin yolu

Che’nin yolu

Akif Akalın
05/07/2015 Pazar

Tıp fakültesini bitiren bir hekimin önünde nasıl bir yol vardır? Aslında seçenekleri sanıldığı kadar çok değildir. Hemen devlette veya özel bir sağlık kuruluşunda işe girip hekimlik yapmaya başlayabilir veya tıbbın belli bir disiplininde uzmanlaşmak isterse, eğitimine bir süre daha devam etmesi gerekecektir. Daha sonra yine devlette veya özel sektörde bir iş bulabilir veya kendi hesabına çalışmak isterse muayenehanesini açabilir. Dünyanın birçok coğrafyasında hekimler genellikle bu yolu izlerler ve ben de bir hekim olarak bu yoldan yürüdüm. Che’nin de Arjantin’de 25 yaşında tıp fakültesini bitirdiğinde bu yolda ilerlemesi beklenirdi, fakat Che bu yolu reddetti ve kendisi için bambaşka bir yol seçti: Che’nin yolu.

CHE’YE GİDEN YOL
14 Haziran 1928’de Arjantin’de liberal eğilimli orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Ernesto Guevara, 1948 yılında Buenos Aires Üniversitesi’nde tıp eğitimine başladı. 1948 yılı Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlığı, “yalnızca hastalık ve sakatlığın olmayışı değil, aynı zamanda bedensel, ruhsal ve toplumsal bakımdan tam bir iyilik hali” olarak tanımladığı yıldı. Hekimlere sağlıkta yeni bir rol biçiliyor, yalnızca kendisine başvuran hastaları iyileştirmeye çalışmaları değil, insanların sağlıklı bir yaşam sürmeleri için de çaba göstermeleri isteniyordu.

Henüz öğrenciyken hekimliğini toplum içinde daha iyi bir sosyoekonomik konuma ulaşmakta bir araç olmaktan çok insanlara sağlık sorunlarını çözmekte yardımcı olabileceği bir meslek olarak gören Guevara, 1953 yılında tıp fakültesinden mezun olduğunda, hekimlikte diğerlerinin gittiği yoldan değil, “kendi yolundan” yürümeye karar vermişti. Guevara bu yolu 19 Ağustos 1960’da Kübalı milislere hitaben yaptığı bir konuşmasında şöyle tanımlamıştı:

“Ben hekim olmak için yola çıktığımda, tıp okumaya başladığımda, ideallerim arasında şu anda bir devrimci olarak sahip olduğum fikirlerin çoğu yoktu. Herkes gibi başarmak istedim. Ünlü bir tıp bilimcisi olmanın hayalini kurdum; insanlığa yardımı dokunabilecek bir şeyler, fakat bana da kişisel zaferler kazandıracak şeyler keşfetmek için durmaksızın çalışmanın hayalini kurdum. Ben de hepimiz gibi içinde bulunduğumuz ortamın çocuğuydum…

Önce öğrenci, daha sonra hekim olarak seyahat ederken karşılaştığım koşullar, beni yoksulluk, açlık ve hastalıkla, parasızlık nedeniyle bir çocuğun tedavi edilememesiyle, bir babaya oğlunun kaybını önemsiz bir kaza olarak kabul ettirecek kadar sürekli açlık ve eziyetle kışkırtılmış umursamazlıkla tanıştırdı. Ve o zaman benim için ünlü olmak veya tıp bilimine önemli bir katkı yapmak kadar önemli şeyler olduğunu anlamaya başladım: Bu insanlara yardım etmek istiyordum”.  

Emperyalistlerarası İkinci Paylaşım Savaşı sonrası dünya hızla değişmeye başlamıştı. Yerkürenin üçte birinde sermaye egemenliğine son verilmiş, sömürge ülkeler emperyalizmin boyunduruğundan kurtulmaya başlamışlardı. Latin Amerika anti-emperyalist mücadelenin odaklarından biri haline gelmiş, birçok ülkede emekçileri toprak reformu talebiyle örgütlenmeye başlamıştı. 

Guevara okulunu bitirdiğinde Latin Amerika’daki toplumsal mücadelenin bayrağı Guatemala’ya geçmişti. Emekçilerin oylarıyla Başkan seçilen halkçı reformist lider Jacobo Arbenz ülkeyi demokratikleştirmek için reformlar yapmaya başlamış, çalışma yasalarını iyileştirmiş, asgari ücreti arttırmış, politik etkinlikleri serbest bırakmış ve toprak reformu için çalışmalar başlatmıştı. Guevara hayallerini Guetamala’da gerçekleştirebileceğini, sağlık alanında Arbenz’in reformlarına katkıda bulunabileceğini umarak Guatemala’ya gitmeye karar verdi. Annesine yazdığı bir mektupta “Sonunda amacıma ulaştım… Her şey yolunda giderse, burada iki yıl kadar kalacağımı sanıyorum” diye yazmıştı.  

Guatemala’da ekilebilir toprakların yüzde 70’i nüfusun yalnızca yüzde 2,2’sini oluşturan büyük toprak sahiplerinin elindeydi, ancak bu toprakların yalnızca yüzde 12’si işleniyordu. Arbenz büyük toprak sahiplerinin işlemedikleri topraklara el koyarak, bu toprakları işleyecek 100 bin topraksız köylüye dağıttı. Bir ABD şirketi olan United Fruit Company de elindeki toprakların çoğunu işlemiyordu. Arbenz’in Şirketin işlemediği topraklara, şirketin talep ettiği 16 milyon dolar yerine yalnızca 525 bin dolar ödeyerek el koyması üzerine, ABD Arbenz’i devirmek için harekete geçti. 

1953 yılının son günlerinde Guatemala’ya gelen Guevara, dostu Peru’lu ekonomist Hilda Gadea aracılığıyla Arbenz yönetiminin üst düzey bürokratlarıyla tanıştı. Yine burada 26 Mayıs 1953’de Küba’da Moncada Kışlası baskını sonrası ülkelerini terk etmek zorunda kalan Kübalı göçmenlerle temasa geçti. Guatemala’da siyasi ortam giderek istikrarsızlaşmaya başlamıştı ve Guevara kendisine hekim olarak hizmet edebileceği bir pozisyon bulamamıştı. ABD tarafından donatılmış sağcı militanlar 18 Haziran’da Honduras’tan Guatemala’ya girdiler. 

Guevara, Albenz hükumetini savunmak için Komünist Gençlik tarafından örgütlenen milis güçlerine katıldı. Guatemalalı devrimciler ülkenin savunulması için Arbenz’den halkı silahlandırmasını istiyorlardı, fakat bir reformist olan Arbenz bu talebi görmezden geldi ve sorunu Guatemala ordusuyla çözmek istedi. Oysa ABD Guatemala ordusu içindeki sağcı unsurlarla çoktan anlaşmıştı ve Arbenz 27 Haziran’da istifa etmek zorunda kaldı.

Guevara darbeden sonra mücadeleye devam etmek istedi, ancak Albenz Meksika elçiliğine sığınmış ve taraftarlarına ülkeyi terk etmelerini söylemişti. Hilda Gadea tutuklanınca Guevara da Arjantin konsolosluğuna sığınmak zorunda kaldı ve daha sonra Meksika’ya geçti. 

Bu gelişmeler Guevara’nın bilinçlenmesinde çok önemli bir rol oynadı. Kapitalist bir toplumda istenen değişimlerin reformlarla elde edilemeyeceğini kavrayan Guevara, Marksizm’e yöneldi. Daha sonra evlendiği Hilda Gadea “Onu sonunda silahlı mücadelenin ve emperyalizme karşı inisiyatif almanın gerekliliğine ikna eden Guatemala’ydı. Guatemala’dan ayrıldığında bundan emindi” diyecekti.

Dr. Guevara 1954 Eylül’ünde Meksika’ya geldi ve 1955 yılı başında Merkez Hastanesi alerji kliniğinde göreve başladı. Aynı zamanda Meksika Ulusal Anonim Üniversitesi’nde gönüllülere sağlık üzerine dersler veriyor, Latin Haber Ajansı’nda fotoğrafçı olarak çalışıyordu. O günlerde Afrika’ya giderek hekimlik yapmayı düşünüyordu. Burada Guatemala’da tanıştığı Kübalı sürgünlerle yeniden bir araya geldi. 1955 Haziran’ında Castro kardeşlerle tanıştı. 

Fidel Castro Küba’daki Batista diktatörlüğünü yıkmak için 26 Temmuz Hareketi’ni kurmuştu. Guevara, 8 Haziran’da Castro ile yaptığı ilk görüşmede Harekete katıldı. Hareketin hekimliğini üstlenmeyi düşünüyordu. Fakat Guevara’nın hareket içindeki görevi hekimlikle sınırlı kalmadı ve artık dostları ona “Che” demeye başlamışlardı.

CHE’NİN HAYALİNDEKİ HEKİMLİK
2 Ocak 1959’da Binbaşı Ernesto “Che” Guevara birlikleriyle Havana’ya girerek kentin kontrolünü ele geçirdi ve Fidel’i beklemeye başladı. Şimdi sıra Küba’nın sosyal, politik ve ekonomik kalkınmasına gelmişti. İlk iş toprak reformu olacaktı. 17 Mayıs 1959’da Che tarafından hazırlanan Tarım Reformu Yasası yürürlüğe girdi ve 400 hektar üzerindeki araziler kamulaştırılarak topraksız köylülere dağıtıldı veya devlet tarafından işletilen komünler haline getirildi.

Devrimin diğer bir hedefi “sosyal adaletin” sağlanmasıydı. Bunun için ülkenin politik ve ekonomik bakımdan dönüştürülmesi gerekiyordu. İşletmeler, fabrikalar ve bankalar devletleştirildi ve bütün Kübalılar için sağlığın “ön koşulları” olan istihdam, barınma ve sağlık hizmetlerine erişim sağlanması için çalışmalara başlandı.         

Küba’da sağlık hizmetlerinin sosyalleştirilmesi ve herkese eşit ve ücretsiz sağlık hizmeti sağlanabilmesi için çalışmalara başlandığında karşılaşılan en önemli sorunlardan biri bu hizmetlerde görev alacak hekim sıkıntısı oldu. Ülkedeki hekimlerin çoğu kendileri için daha iyi olanaklar sunan büyük şehirlerde toplanmıştı ve Küba’nın hekime en çok gereksinim duyan bölgelerinde hayatlarında hiç hekim görmemiş insanlar yaşıyordu. Dahası Küba’daki 6 bin hekimin yarısı devrimden sonra Küba’yı terk etmişti. En kötüsü, Küba bu eksiği kısa zamanda gideremeyecekti, çünkü Havana Üniversitesi’ndeki 250’den fazla öğretim üyesinden geriye yalnızca 12’si kalmıştı.

 

Devrimci Küba hükumeti 1959 mezunu hekimlerden Küba’nın hekime gereksinimi olan kırsal kesimlerine gitmelerini istediğinde, yeni mezun hekimler hükumetin bu talebini tepkiyle karşıladılar. Bunun üzerine Che yukarıda giriş bölümünü aktardığımız tarihi konuşmasını yaptı:

“Birkaç ay önce burada, Havana’da yeni mezun bir grup hekim ülkenin kırsal bölgelerine gitmek istemedi ve gitmek için daha fazla ücret talep ettiler. Geçmişin bakış açısına göre böyle bir şeyin yaşanması dünyadaki en mantıklı şeydir; en azından bana öyle geliyor, ben bunu gayet iyi anlayabilirim. Bu durum bana birkaç yıl önce ne olduğumu ve ne düşündüğümü anımsattı… 

Peki, aileleri tarafından okul masrafları yıllar boyu karşılanabilen bu gençler değil de, daha az şanslı, sıradan gençler bu okulları bitirmiş ve hekimlik mesleğini icra etmeye başlamış olsalardı ne olacaktı? Sihirli bir şey olsa, üniversite koridorlarında iki yüz - üç yüz köylü belirseydi, farz edelim öyle olsaydı ne olacaktı?   

Ne mi olacaktı, bu köylüler kendi kardeşlerine yardım etmek için hemen ve içten bir heyecanla koşacaklardı. Yıllar boyu aldıkları eğitimin boşuna olmadığını göstermek için en zor ve en büyük sorumlulukları gerektiren işleri isteyeceklerdi”.

Che hekimlerden mesleklerini kendi durumlarını iyileştirmek için değil, toplumun sağlığını iyileştirmek için kullanmalarını istiyordu. Kuşkusuz bu hekimler için gerçekten büyük bir özveriydi. Fakat daha devrimin üzerinden üç yıl geçmeden Kübalı hekimler Che’nin hayallerini gerçekleştirmeye başladılar ve yalnızca kendi ülkelerinin ücra kırsal alanlarına gitmek için değil, dünyanın daha önce adını duymadıkları köşelerinde, hiç tanımadıkları, dillerini, kültürlerini bilmedikleri insanlara da yardımcı olmak için gönüllü oldular.

SARA’NIN ÖYKÜSÜ
Küba’dan çok uzaklarda bir Kuzey Afrika ülkesi olan Cezayir’in kaderi, Fransızların 1830 yılında bu ülkeyi işgaliyle değişmişti. Araplar ve Berberiler işgale karşı 20 yıl direnmiş, Fransa direnişi kırabilmek için tarihin en büyük soykırımlarından birini gerçekleştirmiş ve 1830 yılında 6 milyon olan Cezayir nüfusu, 1850’de 3,5 milyona düşmüştü. Direnişin kırılmasından sonra Fransızlar ülkeye yerleşmeye başladılar. 1950 yılında 8,6 milyonluk Cezayir nüfusunun 1 milyona yakını Fransız kökenliydi. 

Fransa’nın Emperyalistlerarası İkinci Paylaşım Savaşı’ndan zayıflayarak çıkmasını fırsat bilen Cezayirliler, 1950 yılında daha sonra Messali Hac liderliğinde Demokratik Özgürlüklerin Zaferi Hareketi adını alacak olan Cezayir Halk Partisi önderliğinde Fransız emperyalizmine karşı ulusal kurtuluş savaşı başlattılar. 1954 yılında mücadelenin önderliği Ulusal Kurtuluş Cephesi’ne geçti. Fransa’nın sözde sosyalist İçişleri Bakanı Mitterand mücadeleyi şiddetle bastırma yolunu seçti ve Fransa Cezayir’e 400 bin asker gönderdi. 

Sekiz yıl kadar süren bağımsızlık savaşında 300 bin Cezayirli yaşamını yitirdi ve Cezayir bağımsızlığını bu ağır bedel karşılığında 3 Temmuz 1962’de kazandı. Cezayir’in bağımsızlığını kazanmasının ardından ülkede yaşayan ve ülkenin ekonomik ve sosyal yaşamında büyük bir ağırlığı olan Fransızlar Cezayir’i terk ettiler. Fransız sağlık personelinin çoğunun ülkeden ayrılmasıyla Cezayir’de sağlık hizmetleri durma noktasına geldi.

26 Eylül 1962’de başbakan olan Ahmet Ben Bella, Ekim ayında New York’a giderek ülkesinin Birleşmiş Milletler’e üyelik seremonisine katıldıktan sonra 16 Ekim’de Küba’ya geçti. Castro, Ben Bella’yı havaalanında Cezayir’den bakım için getirilen Cezayirli çocuklarla birlikte karşıladı. Birkaç saat sonra iki lider Havana’da yeni bir tıp fakültesinin açılış törenine katıldılar. Castro burada yaptığı konuşmada Cezayir’deki hekimlerin çoğunun Fransız olduğunu ve ülkeyi terk ettiklerini, emperyalizmin ülkeyi hastalıklarla baş başa bıraktığını anlatarak, öğrencilere Cezayir’e gitmek isteyen 50 gönüllüye gereksinimleri olduğunu söyledi.

Kısa sürede çok sayıda gönüllü sağlıkçı Cezayir’e gitmek için başvurdu. Şimdi sıra misyonun örgütlenmesine gelmişti. Castro Sovyetler Birliği’ne ziyaretinden dönerken Cezayir’e uğradığında, 23 Mayıs 1963’de Küba’dan kalkan bir uçak Kübalı sağlıkçıları Cezayir’e getirmişti. Sağlıkçılar Cezayir’de en az bir yıl, belki 2 – 3 yıl kalacaklardı. Bunlardan biri de Dr. Sara’ydı. 

Dr. Sara Perello 1953 yılında Havana Tıp Fakültesini bitirmiş, devrimden sonra Küba’da kalmayı tercih etmiş ve uzmanlık eğitimini tamamladıktan sonra Havana’da pediatri uzmanı olarak çalışmaya başlamıştı. Castro’nun Ben Bella ile birlikte tıp fakültesinin açılışında yaptığı konuşmayı annesiyle birlikte radyodan dinledi. Sara’nın annesi Castro’nun çağrısını duyunca kızına dönerek, “bu çocuğa [Castro] ve bu insanlara [Cezayirliler] yardım etmemiz lazım” dedi. 

Sara kararsızdı. Evliydi ve annesine bakıyordu. Akşam eşiyle konuyu tartıştılar. Kocası Sara’yı Cezayir’e gitmesi için teşvik etti ve yokluğunda annesine bakacağına söz verdi. Sara hemen çalıştığı hastanenin yönetimine başvurarak Cezayir’e gitmeye gönüllü olduğunu bildirdi. Birkaç gün sonra Kamu Sağlığı Bakanlığı’na mülakat için çağırıldı ve göreve kabul edildi. 

Sara Cezayir’de bir yıl kaldı fakat bu deneyim Sara’nın yaşamını değiştirdi. Sara Küba’ya geri döndükten sonra uluslararası tıbbi yardım misyonlarına ilgisini sürdürdü. Sara 2004 yılında 84 yaşındayken Havana Tıp Fakültesi’nde “Afet Etkilerini Hafifletme” dersleri veriyordu.

CHE’NİN HEKİMLERİ
Küba 1963 Mayıs’ında Cezayir’e 29 hekim, 3 diş hekimi, 15 hemşire ve 8 teknisyenden (45 erkek ve 10 kadın) oluşan 55 kişilik bir ekip gönderdi. Misyon resmi olarak 24 Mayıs’ta göreve başladı. Bir hafta sonra ekip gruplara bölünerek ülkenin farklı şehirlerine dağıldı ve Fransızlardan kalan hastanelerde hizmet sunmaya başladı. Temmuz’da Cezayir’in bağımsızlığının birinci yıldönümü kutlamaları için ülkeye gelen Che Guevara, tıbbi yardım ekibiyle görüşerek sorunları tartıştı ve bazı düzenlemeler yapılarak tıbbi yardım ekibinin çalışma ve yaşam koşulları iyileştirildi.

Ülkede kalan az sayıdaki Fransız ve Cezayirli hekim, Kübalı sağlıkçılara şüpheyle bakıyordu. Kübalı hekimler Cezayir hükumetinin emrinde herkese ücretsiz sağlık hizmeti sunarken, Fransız ve Cezayirli hekimler eskiden olduğu gibi kendilerine başvuran hastalardan ücret talep ediyorlardı. Kübalı hekimlerin herhangi bir ücret talep etmemesi, hatta ilaçları da ücretsiz sağlaması nedeniyle “işleri” kötüye gitmeye başlayan yerli hekimler, Kübalı hekimlerin “mesleki yeterliliğini” tartışmaya açmaya çalıştılar. Ancak kararı Cezayirliler verdi ve Kübalı hekimleri tercih ettiler.

Misyon Kübalı sağlıkçıların ilk deneyimiydi. Bundan sonra da gidecekleri ülkelerde hekimlikten para kazanmak amacıyla hekimliği seçmiş meslekdaşlarının düşmanca tutumlarıyla karşılaşacaklardı. Hatta 2000’li yıllarda Venezuelalı hekimlerin gitmeyi reddettiği ücra ormanlık bölgelerde yerli halka sağlık hizmeti sunmak için Venezuela’ya geldiklerinde, Venezuela Hekimler Birliği Kübalı hekimlerin ülkeden atılması için mahkemelere başvuracak, bununla da yetinmeyerek greve gidecekti. Fakat zafer yine Che’nin yolundan giden hekimlerin olacaktı.

Bugün Küba’da, Venezuela’da ve birçok Afrika ülkesinde Che’nin yolundan yürümeyi tercih eden on binlerce hekim var. Küba bu hekimlerin sayısını arttırmak için Latin Amerika Tıp Okulu’nu kurdu. Bu okula dünyanın her yerinden Che’nin yolunda yürümek isteyen öğrenciler davet edildi. Okulun kurulduğu 1999 yılında LATO’na 18 ülkeden 1.929 öğrenci geldi. Daha sonra hem ülkelerin, hem de öğrencilerin sayısı arttı. LATO’ndan mezun olan hekimler, ABD dahil dünyanın bütün coğrafyalarında yoksul insanlara hizmet götürüyorlar.