Birleşmiş Milletler raporu ve aydın ihaneti

Birleşmiş Milletler raporu ve aydın ihaneti

Akif Akalın
16/09/2017 Cumartesi

Okurlarımız bugüne kadar birçok yazımızda “aydın ihaneti” konusuna değindiğimizi anımsayacaklardır. Bu konuya çok önem veriyoruz çünkü bugün dünyanın içinde bulunduğu durumdan, dünyayı bu duruma getirenler kadar aydınların da sorumlu olduğuna inanıyoruz. İşte aydın ihanetini belgeleyen yeni bir Birleşmiş Milletler raporu: “Dünyada gıda güvenliği ve beslenmenin durumu.”

Raporun altında o kadar çok imza var ki, saymakla bitmiyor: BM Gıda ve Tarım Örgütü, Dünya Sağlık Örgütü, UNICEF, Uluslararası Tarım Kalkınma Fonu, Dünya Gıda Programı.

Biliyorsunuz bu Birleşmiş Milletler örgütleri dünyanın her yerinden önde gelen aydınları ve bilim insanlarını oldukça cömert maaşlarla bünyesinde toplayarak, “insanlık adına” çalışmalar yaptırıyor. Kuşkusuz bu çalışmaların en önemlisi kurumların yayınladıkları yıllık raporlar. Bilim insanları bu raporlarla dünyada yaşanan çeşitli sorunların “durumunu” ortaya koyuyor. İnsanların da bu raporlar ışığında sorunlarına çözüm bulmaları bekleniyor.

Aydınlar ve bilim insanları hazırladıkları son raporda dünyada her 100 kişiden 11’inin “açlık” çektiğini ve üreme çağındaki her 100 kadından 33’ünün “anemik” (kansız) olduğunu belirtmişler. Buraya kadar hiçbir sorun yok. Aslında hepimizin sokaklarda dolaşırken gördüğü bir manzarayı rakama dökmüşler o kadar. Yani raporda “dünyada tek bir aç yok, bütün kadınların yanağından kan damlıyor” deselerdi, raporu kimse ciddiye alır mıydı? Bunları “mecburen” yazıyorlar.

Fakat raporun bu sorunların “nedeni” bölümünde aydın ihaneti başlıyor. Rapor yaşanan sorunların nedenini “sıklıkla iklimle ilişkili şoklarının daha da azdırdığı çatışmalara” bağlıyor.

Çeşitli mesleklere atfedilen bir fıkra vardır; ben size mesleğim olan halk sağlıkçı versiyonunu anlatayım: İki halk sağlıkçı balonla seyahat ederken fırtınaya yakalanır ve bilmedikleri bir yere sürüklenir. Balon alçalınca aşağıda bir adam görürler ve sorarlar, “Hemşerim neredeyiz?” Adam balona bakar ve “Balondasınız” der. Halk sağlıkçılar birbirine bakar ve aşağıdaki adamın da bir halk sağlıkçı olduğunu düşünürler. Çünkü adam doğruyu söylemekte fakat söylediği hiçbir işe yaramamaktadır.

Elbette dünyada yaşanan birçok sorun gibi açlığın da en önemli nedeni dünyanın her yanını bir yangın yerine çeviren çatışmalardır, fakat asıl mesele bunun nereden kaynaklandığını ortaya koymaktır. Çatışmalar hiçbir eğitimi olmayan birinin dahi ilk bakışta görebileceği “görünür” nedendir. Oysa aydının ve bilim insanının görevi, bu “görünür” nedenin ardında gizlenen “kök nedenleri” ortaya koymaktır. Sorunlar görüntülerle boğuşarak değil, ancak kök nedenlere yönelik çabalarla çözülebilir.

Bir örnek verelim. Dünya Sağlık Örgütü uzmanları arasında çok sayıda akademisyen vardır. Bunlar aynı zamanda tıp fakültelerinde öğrenci yetiştirir ve onları imtihan ederler. Mesela bu akademisyenlerden biri öğrencilerine sınavda hastanın neden öldüğünü sorsa ve “sarılık” yanıtı alsa ne yapardı? Peki, sarılığa ne neden olmuş, asıl neden ne diye sormaz mıydı? Hatta belki öğrenci soruyu yanıtlayamazsa çaktırmaz mıydı? Oysa raporda aynısını kendisi yapıyor. Açlığın nedeni ne? Çatışmalar. Ya çatışmaların nedeni?

Bir aydın ve bilim insanının görevi, bilgi ve becerilerini doğru kullanarak, kendisini bulunduğu konuma getiren toplumlara olan borcunu ödemektir. İçinde yaşadıkları toplumun verdiği vergilerle eğitimlerini alan ve bulundukları yerlere gelen aydınların, toplumu “aydınlatmaları” ahlaki bir sorumluluktur.

Oysa aydınlar ve bilim insanları toplumları aydınlatmak yerine, gerçeklerin gizlenmesine hizmet ediyorlar. Bugün dünyadaki açlığın “gerçek” nedeni, aynı zamanda çatışmaların da nedeni olan kapitalist üretim tarzıdır. Çünkü kapitalizm savaş demektir. Dünyadaki bütün çatışmaların asıl kaynağı kapitalizmdir. Aydınları ve bilim insanlarının görevi de, insanlara bu gerçeği anlatmaktır, onları görüntülerle oyalamak değil.