'Birleşik Haziran Hareketi'nin tavrı doğrudur'

'Birleşik Haziran Hareketi'nin tavrı doğrudur'

Serdar N. Yüce
05/03/2015 Perşembe

Önümüzdeki dönem CHP'den aday olmayacak isimlerden birisi de Oğuz Oyan. CHP İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'a hem bu kararının nedenlerini hem de Birleşik Haziran Hareketinin seçim sürecine ilişkin aldığı kararı sorduk. 

 

BHH seçimlerde herhangi bir parti ile ittifak yapılmayacağını ve asıl olarak BHH meclislerini ve sokak mücadelesini güçlendireceğini vurguladı. BHH'nin seçimlerle ilgili açıklamasını nasıl yorumluyorsunuz? Seçim tartışmaları sürecinde etkisiz kalma tehlikesi var mıdır BHH'nin? Haziran hareketi nasıl bir pratik geliştirmeli bu süreçte?

BHH'nin 7 Haziran seçimlerinde herhangi bir parti ile ittifak yapmayacağını açıklaması doğru bir tavırdır. Aksi durumda, birincisi, bu hareketin bileşenlerini bir arada tutmak mümkün olamazdı ve BHH tarihin çöp sepetine atılırdı; ikincisi, bazı bileşenlerinin HDP'ye destek vermek veya onunla ittifak yapmak yönünde tutum alması beklenirdi ki, bu da, sosyalist temelli hareketlerin Kürt ulusalcılığının peşine takılması anlamına gelirdi. Bu sonuncu konumlanma, sadece bu tutumu benimseyen sol/sosyalist hareketleri değil, tüm solu olumsuz etkiler ve bağımsız siyasi hareketler olma iddialarını uzun süre dumura uğratırdı. Solun, ilkesel olarak, kendi ulusal programı için AKP gericiliğiyle ve emperyalizmle flört eden hareketler ile arasına ciddi bir mesafe koyması, organik ittifaklardan uzak durması gerektiğini düşünüyorum.

BHH'nin seçim sürecince geliştireceği pratik, AKP politikalarına karşı duruşunu en etkili yollarla ifade etmek olmalıdır diye düşünüyorum. Bu, sadece sokak mücadelesi olarak tanımlanamaz. Kapalı salon toplantılarından basın açıklamalarına, el ilanlarının ev ev , sokak sokak, çarşı çarşı dağıtımına ve her türlü yaratıcı eylem pratiğine kadar her alanı kapsayabilir.

BHH'nin üyelerini ve seçim sürecinde ulaşacağı kitleleri sandığa gitmeme yönünde değil, tam tersine AKP karşıtlığını sandığa daha fazla yansıtma yönünde seferber etmesi doğru tavır olacaktır diye düşünüyorum.

Geniş bir toplumsal kesimin artık Meclis'in, Meclis muhalefetinin anlamını, neyi değiştireceğini sorguladığı görülüyor. Muhalefet ne yaparsa yapsın, zorbalıkla, hukuksuzlukla iktidarın ülkeyi yönettiği görülüyor. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? AKP zorbalığına karşı mücadele edenler nereye odaklanmalı?

TBMM gözden çıkarılacak bir mücadele alanı değildir. Özellikle tam da iktidar partisinin muhalefetsiz bir Meclisi arzuladığı bir dönemde. Meclisi iktidar partisine dar etmek gerekiyor. Tıpkı bu İç Güvenlik Tasarısı görüşmelerinde olduğu gibi.

Eğer kastedilen "sine-i millete dönme" ise, bunu ucuz ve kolaycı bulurum. Bu tartışmalar Türkiye'de her fırsatta ortaya atılır ve CHP içinde de her zaman taraftar bulur. Bana göre, böylesine radikal bir karar, ancak bir devrimci dönüşüm sürecinin tepe noktasında veya bir Kurtuluş Savaşı sürecinde (1920'de olduğu gibi) alınabilir. Faşizme karşı direnmenin bir aracı olarak görüldüğünü de farkediyorum, ancak bu aşamada ancak kendi kendine zarar veren ve iktidara alan açan bir harakiriden öteye gitmez. Türkiye'de kitlelerin siyasi bilinç ortalaması, bu aşamada böyle bir hareketi doğru olarak nitelendirilip destek vermelerine götürmez.

AKP zorbalığına karşı mücadeleyi sadece Meclise sıkıştırmamak ayrı bir konudur ve mutlaka pratiğe geçirilmelidir. Kaldı ki Meclis içindeki muhalefet partilerinin daha etkin muhalefet yapmalarını sağlamanın etkili bir yolu da budur. Ayrıca, muhalefeti Meclis dışına taşırmak denince anlaşılması gereken şey, bu mücadeleyi Meclis'te temsil edilmeyen siyasi hareketler üzerine yıkmak değil, Meclis'teki partilerin de kendi örgütlerini Meclis dışı muhalefete daha fazla hazırlamaları, seçim dönemleriyle sınırlı olmadan miting ve benzeri eylemleri örgütlemeleri olmalıdır. AKP'nin yöneldiği Başkanlık rejiminin bir Gestapo rejimi olduğu kitlelerin bilincine yerleştirilmelidir.

CHP'den önümüzdeki dönem aday olmadınız. Nedenini nasıl özetlersiniz?

CHP'de üç dönemdir milletvekilliği yapıyorum. Bu, ilk dönem 5 yıl sürdüğü için toplamda 13 yıl eder. Buna, son 30 yıldır SODEP-SHP-CHP mutfağına yaptığım katkılar da eklenebilir. 1992-1995 arasında SHP adına 3 yıla yakın sürdürdüğüm Tariş Genel Müdürlüğü dönemimi de ekleyebiliriz. Doktora süresi dahil olmak üzere 32 yıllık üniversite yaşamımı da eklediğinizde 45 yıllık bir kamu hizmeti toplamı ortaya çıkıyor. Bunun daha da uzatılması için hem benim hem de parti yönetiminin bunu çok arzuluyor olması gerekirdi.

Ben CHP'de politika yapmayı çok önemsiyorum. Çünkü solun ana kitlesi oradadır ve bu kitle kendi tarihinden gelen çok güçlü bir bağımsızlıkçı, anti-emperyalist ve laik temele sahiptir. Bu kitlenin sol mevzilerde tutulması önemlidir. Son 30 yıllık siyasi mücadelemde ısrarla yapmaya çalıştığım da buydu. 2001'de Deniz Baykal'dan Parti Meclisi'ne girme daveti aldığımda (ki Kılıçdaroğlu da aynı gün davet edilmişti), "CHP'nin solunda bir bakış açısına sahip olduğumu, bunu bilerek mi davet ettiğini" sormuştum ve "evet" yanıtı almıştım. Daha sonraları da partide bir "anti-liberal sol kanat", bir "sosyalist kanat" oluşturma çabalarım oldu. Bu çabaların bugün de sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Çünkü, CHP'nin Avrupa türü liberal ve sistem partilerine dönüşmüş bir "sosyal-demokrat" model üzerinden tanımlanmasının mümkün olmadığını ve olamayacağını düşünüyorum*. Bu alandaki siyasal mücadelemiz, kuşkusuz milletvekili olmadan da sürecektir.

Son olarak, CHP'den aday adaylığına başvurmamış olmam, herhangi bir küskünlük içermediği gibi, seçimlerde CHP'nin başarısı için çalışmayacağım anlamına da kesinlikle gelmemektedir.

** Bu konudaki görüşlerim daha ayrıntılı olarak şu derlemede bulunabilir: Yunus Emre ve Burak Cop (der.), Türkiye için Sosyal Demokrasi. Zorluklar ve Fırsatlar, Kalkedon ve Sodev ortak yayını, Ocak 2015, İstanbul.