Memleketin ve işçilerin geleceği ILO’da değil

Memleketin ve işçilerin geleceği ILO’da değil

Özgür Hüseyin Akış
03/11/2017 Cuma

ILO (Uluslararası Çalışma Örgütü) 10. Avrupa Bölge toplantısını İstanbul’da gerçekleştirdi. İşçi sınıfının sorunları Avrupa’da ve Türkiye’de işçi sınıfının kendi sorunudur. İşçi sınıfını diyaloğa davet etmek, sermaye sınıfının temsilcisi hükümetlere de bu sorunları çözün demek, işçi sınıfına bu sorunların nedenlerinden birisi de sizsiniz demektir.

Dünyanın parçası olan Türkiye işçi sınıfının, sendikalara üye olurken karşılaştıkları sorunlar, kadınların iş yaşamında yaşadığı problemler, işsizlik, işçi cinayetleri sadece OHAL koşullarında işçi sınıfının karşılaştığı sorunlar değil.

Sivil toplumculuk 20.yy’da tamirci görevi üstlenmiş, bu tamircilik sol siyasette de karşılığını bulmuştur. Yukarıda bahsettiğim işçi sınıfının sorunlarının kapitalizm içerisinde çözüm bulacağı inancı yaratılmıştır. Amaç işçi sınıfı iktidar odaklı hareket etmesin.

Ekim devriminden 2 yıl sonra kurulan ILO, sosyal adalet vurgusuyla kalıcı barışın sağlanabileceğinin iddiasını taşımaktadır. Sermaye sınıfıyla işçi sınıfı arasındaki iktidar kavgasının işçi sınıfı lehine başarıya ulaşmasıyla kurulan sosyalist cumhuriyetler, sermaye sınıfını uzlaşıya mahkûm etmiştir.

Sovyetler birliğinin çözülmesiyle birlikte, bugünde sivil toplum örgütleri ön plana çıkartılıyor.

Ehlileştirilmeye çalışılan kapitalizm dikiş tutmuyor. İşçi sınıfının sorunlarının kaynağı patron temsilcileri ile işçi temsilcilerini bir araya getirip, birlikte işçilerin bütün sorunlarını çözün demek abesle iştigal.

İşsizliğin nedeni olan kapitalist sistemin kendisiyken, işsizliğe çözüm bulması için toplantılar düzenlemek ve sermaye sınıfı temsilcilerini de işçi toplantılarına davet edip bu sorunu çözelim demek gerçekçi mücadele aracı olmuyor.

Birinci dünya savaşının hemen arkasından kurulan ILO, sermaye sınıfıyla işçi sınıfının arasında bir diyalog görevi üstlenmiştir. İşçi sınıfı iktidara gelebileceğini gösterdiği 20 yy’da sermaye sınıfı açısından işçi sınıfıyla diyalog kurulması zorunlu bir hale gelmiştir. Bu zorunluluk, bugün ortadan kalkmış gibi gözükse de bu tarz sivil toplum kuruluşlarının işlevi, sömürüyü meşrulaştırıcı düzenlemelerle kapitalizmin ömrünü uzatmaya çalışmaktır.

Kapitalizme suni teneffüs vermek için yapılan bu tarz toplantılara, işçi sınıfını temsil eden DİSK ile KESK’in katılmama kararı doğrudur. Bu toplantıya katılmama nedenlerinden birisi olan Türkiye hükümetinin demokrasiden uzaklaşıp, despotlaştığı sonucu eksiklidir. “Demokratik” olan ülkelerde işçi sınıfının karşılaştığı sorunlar ile despot Erdoğan hükümetinde işçi sınıfının karşılaştığı sorunlar arasındaki sömürü farkının ölçülmesi doğru değil. Sömürü ortadan kaldırılmadıkça işçi sınıfının demokratik bir ülkede yaşaması mümkün değildir.

İşçi sınıfı için, Hollanda ve Norveç'te yaşama hayalleri kurdurulması sömürü koşullarından birine rıza göstermektir. Kötünün iyisi de kötüdür.