Sendikal hareketin güncel sorunları

Sendikal hareketin güncel sorunları

Özgür Akış
03/02/2015 Salı

Dünya'da ve Türkiye'de iktisadi daralmanın örnekleri gerçekleşirken Rusya'da petrol fiyatlarının düşmesi ve AB'nin yaptırımları karşısında ekonomik krizin başladığı, bunun yayılma göstereceği bir durumda, temel ihtiyaçlar dışında insanların alım gücünün azalması sermaye sahiplerini bir araya getirip çözüm arayışına girişmeleri, dün olduğu gibi bugünde geçerliliğini koruyor.

Bu ekonomik kriz kapitalist ve emperyalist sistemin birlikte duruş göstermelerini, ortak çıkarlarını korumaya iterken 2008'de yaşanan ekonomik krizin faturası kısmen Ortadoğu'ya kesildi.

Emperyalist ülkelerin işgal stratejilerinin yerini iç savaşların ve renkli devrimlerin ön plana çıktığı kaosun devamlılığının sağlanmasıyla birlikte siyasi ve ekonomik müdahaleye açık bir durum oluştu.  

Kapitalist Ülkelerin krizden çıkış reçeteleri dönemine uygun şekilde yazılırken, otoriteleşme, militarist bir yöntem dahil hepsi çıkış için ilaç olarak kullanmaktan çekinilmeyecek yöntemler oluyor.

Bu geçici çözümler yarayı tamamen iyileştirmezken acıyı dindiriyor. Deriye nüfus eden bu yara yeniden nüks edinceye kadarda kriz normalleşme evresine giriyor.

Normalleşmeyen şeyler var tabi işsizlik her dönem hazır kıta bekletilen iş bulmak için durmadan umut aşılanan bir toplum.

Asgari ücretle çalışan milyonlarca işçi için işsizliğin sermaye sınıfının tehdit unsuru olması kaçınılmaz bir durum.

Ekonomik ve sosyal hakları için daha fazlasını talep edeceği sendikal örgütlülük ve toplu sözleşme bunlar gerçekleşmediği takdirde kullanacağı grev hakkı. Bunlarda normal dönem ya da kriz dönemlerinde sermaye sınııfı için istenilmeyen durumlar.

Ekonomik kriz dönemleri işsizliğin artması alım gücünün azalması toplumsal hareketlenmelerin önünü açar. Bu sürece müdahale edecek olan sendikalar ise sınıfın örgütlenmeye açık oldukları dönemde güçlü bir şekilde çıkmak için örgütlenme yani kalıcı bir şekilde örgütlenmek için krizin ortaya çıkarttığı hoşnutsuzluğun asıl nedeni iktidara karşıda ekonomik ve sosyal taleplerle birlikte iktidara yoğunlaşan tepkiyi siyasal bir tutumla güven verici bir modele dönüştürmelidir.

O zaman çok uzağa gitmeden Türkiye'de sendikal hareketin durumu ile bugünkü sorunlarının çözümünü birarada değerlendirelim.

Sermaye sınıfının çıkarlarını savunan iktidarların isteği muhatabı olan sermaye örgütleri ile patronlarla uzlaşma sağlayabilecek siyasi iktidarla uyumlu çalışabilecek işçi sendikalarıdır.

Türkiye'de kuruluş misyonuna ihanet etmeyen Türk iş en güçlü işçi sendikası, AKP iktidarına  yardımcı olmak dışında başka bir amacı olmayan Hak iş sendikası, bundan sonra geliyor. Sonra memur sendikaları, Memur-Sen  üyelerinin kontrolünü sağlayarak bürokratik anlamda kolaylaştırıcı bir durum içerisinde (üye sayısı 762.650), Kamu-Sen ise  üyelerine tatil kampanyaları sunmakta bunun dışındaki tutumu Osmanlıcanın da Türkçe olduğunu bu tartışmanın milliyetçi bakış açısının derinleşmesini sağlayarak sendikal sorumluluğunu yerine getiryor. (Üye sayısı 447.641)

İşçi sınıfı mücadelesinde deneyimli ve birikimi olan DİSK ve KESK ise yukarıdaki sendikal anlayışından farklı tutabileceğimiz sendikalar, burada parantez açıp sendikal mücadelenin önemli isimlerinden Yıldırım Koç'un bir sözüne kulak kabartıp devam edeceğim sendikalar işçi sınıfının bütün sorunlarını çözemezler sendikalar ekonomik ve sosyal haklar için mücadele aracıdır. Buradan devam edersek bu iki sendika içinde devraldıkları mücadeleci ve kimi dönemlere damga vuran işler yapmalarına rağmen bugün gelinen noktada, kendilerini,değişime açık olan üretim süreçlerinde ve bu doğrultuda yeni bir sendikacılık anlayışı içerisinde geliştiremedikleri açık.

Bu mücadeleci gelenekten gelen sendikaların krizin ortaya çıkarttığı olumsuzlukların nedeninin siyasi iktidar ve sistemin kendisi olduğu gerçeğini görmezden gelerek siyasi tutum almaktan kaçınmaları yani işçi sınıfının çıkarlarını savunan bir siyasi hat çizmek yanlışa değil doğruya götürecektir.

Sendikal harekete sorun tariflemek bu işin kolay yanı, tersini yapıp bir çıkış kapısı bulmanın gerekliliği üzerinden gideceğim, AKP iktidarının çıkartmış olduğu sendikalar yasası ile getirdiği iş kolu barajı bu iki sendikayı toplu sözleşme yapabilme haklarını asgari duruma indirdi.

Sanayi sektöründe çalışan işçi sayısının azalması, hizmet sektöründe çalışan işçilerin sayılarının artması sendikaların bu alanda örgütlenmek için yoğunlaşıp örgütlenme çalışması yaparken hali hazırdaki üyelerinin sendikalara aidiyetini sağlamak içinde iç işleyişi alışılmış bürokratik yapıdan çıkartması gerekir.

Aktif, biraraya gelen üyesi olduğu sendikasını bağlı bulunduğu iş yerinde örgütlemek için profesyonel örgütlenme uzmanını beklemeyen yeni insanlarla sendikasının bağlantısını kuran bir örgütlenme yöntemi geliştirmek zor ama kaçınılmaz olan bir durum gibi geliyor.

Hali hazırda sendikalarda görev yapan arkadaşlar sorun tarifleyip yapılacakları halının altına sürpürecek yoksa 2015'de sendikal hareketin toparlandığı, işçi sınıfının kaybettiği hakların talepleri için sesinin gür bir şekilde çıkarttığı bir dönemmi yaşayacağız bunuda birlikte göreceğiz.