Geç kalmış mektup

Geç kalmış mektup

Ozan Akar
10/07/2017 Pazartesi

Sevgili Semih,

Yazmakta çok geç kaldım biliyorum lâkin affedebilecek misin bilemiyorum. Mektup yasağı koymuşlar, okuyamayacaksın belki mektubumu lâkin başkaları okuyacak, hâlâ sesinizi duyamayanlar okuyacak. Neden işiniz için ekmeğiniz için inatla direndiğinizden haberleri olacak belki.

2009'da Sinop'ta tanışmıştık seninle. Eskişehir'den ortak bir arkadaşımız bahsetmişti senden, merak etmiştim. Yalı Kahvesi'nde görüşmüştük ilk kez.  Üniversiteye yeni gelen öğrenciler ilk zamanlarda duyarsız olur memleket meselelerine karşı. Sen öyle değildin.  Sinop'a geldin geleli bir iki ay olmuştu ama öğrenci yurdundaki yemekhane-kantin sorunlarıyla ilgilenmeye başlamıştın geldiğin gibi. Heyecanla yemekhaneyi boykot etmek gerektiğinden bahsediyordun Yalı Kahvesi'nde çayımızı yudumlarken. Henüz yurda kabul edilmemiştim o sıralar. Bir hafta sonra yurda kaydımı yaptırırken yurt memuru sormuştu. "Odasına geçmek istediğin bir arkadaşın var mı?" Hiç düşünmeden: "Semih Özakça" demiştim. Memur imalı imalı bakmıştı. O an anlamamıştım memurun bakışını, bilmiyordum senin yurttaki olağan şüphelilerden biri olduğunu. Yemekhane boykotunun başarılı olması için yemekhane girişine oturup, haberi olmayanlara neden boykot yaptığımızı, parası olmayan öğrencilerin aç kalmaması gerektiğini sabırla anlatmıştık. 

İki dönem beraber kaldığımız odaya ne zaman girsem ya ders çalışıyordun, ya da elinde bir kitap ya da dergi vardı. Odaya girdiğimde elinde Gelenek'i gördüğümde utanırdım henüz okumadığım için. AKP'den rahatsız olan, sesini çıkartmak isteyen üniversite öğrencilerini bir araya getirebilmek vesilesiyle arkadaşlardan birinin evinde toplanmıştık. Açılış konuşmasını sen yapmıştın. Neden AKP'ye karşı olduğumuzu sade bir dille anlatmıştın, diğer öğrencilere de cesaret vermiştin. Sinop'taki nükleer santral ve TEKEL eylemlerinde de beraberdik, üniversitede bilim düşmanlarına inat, evrimi savunurken de... Sinop gibi ufacık bir şehirde hepimize umut olan "Devrimden Sonra" filminin afişini yurdun girişlerinde asılı gördüğünde şaşkınlıktan sormuştun "asmayı nasıl becerdin" diye. 

Sonraki zamanlarda emekçilerin iktidar olduğu başka bir  alem için farklı yollardan gitmeyi tercih ettik. Okul bittikten sonra da farklı şehirlere gittik, görüşemedik sonra. Öğretmen olarak atandığını ve evlendiğini duymuştum. Büyük emekler vererek hak kazandığın öğretmenlikten uydurma gerekçeler gösterilerek KHK ile ihraç edildiğini ve Yüksel Caddesi'nde direnişe başladığını gördüğümde, "işte bizim Semih" dedim kendi kendime. Tek başına da olsa hakkını arar, mücadele eder ama asla boyun eğmez. 

Korktular direnişinizden, korktular bir TEKEL, bir GEZİ olmanızdan. Korkacaklar tabi. Bilimin ayaklar altına alındığı, imam hatipleştirme ile gericiliğin her okula nüfus ettirildiği günlerde inatla evrimi savunacak, emeğin en yüce değer olduğunu anlatacak kaç yürekli öğretmen var?

Korkunun ecele faydası yok tabi. "Korkacak, titreyecek, yıkılacak adi hükümet" hemşehrin Ali İsmail kardeşimizin dediği gibi.

Semih ve Nuriye, okulların ve üniversitelerin sizin gibi cesur eğitimcilere ihtiyacı var. Öyle ya da böyle hakkınız olan kurumlarda yerinizi alacaksınız. Boyun eğmeyerek sadece işinize değil memlekete de sahip çıktığınızı dosta düşmana anlatmak da hepimizin boynunun borcu olsun.

Görüşmek üzere...