Katliam gerçeğine teslim olmama direnci olarak devrimcilik

Katliam gerçeğine teslim olmama direnci olarak devrimcilik

Onur Küçükarslan
23/07/2015 Perşembe

Tarihten, büyük insanlıktan devraldığınız, bize devrettiğiniz ve bizi sorumlu kılan bir büyük devrimci jestti eyleminiz...

Katliam gerçeğine teslim olmama direnci, iyimserliği ve cesareti.

Suruç'ta güneşe gömülen yoldaşlarımızın bizlere bıraktığı devrimci iradeyi yoldaşça omuzlayacağız, omuz omuza, faşizme karşı!

Gezi'de yitirdiklerimizin yüzlerini kalbimize kazıdığımız gibi...
19 Aralık'ta devletin kimyasalla yaktığı tutsaklarımızı bağrımıza bastığımız gibi...
Sivas'ta alevlere gömülmenin sızısını asla terketmediğimiz gibi...
Kızıldere nasılsa öyle...
Karadeniz gibi...

Düşenlerin iradesinin, mücadelelerinin, hayata ve insanlığımıza kattıkları enerji ve emeğin küçümsenmesine asla izin vermeyeceğiz.

Farklı renklerimiz de olsa, tarihe, insana, geleceğe, adalete ve aydınlığa bakışımızda bizi birleştiren bir değerler, duygular, refleksler ve anlamlar bütünün var olduğunu, aynı yolun yolcusu olduğumuzu, kısacası yoldaşlığımızı asla değersizleştirmeyeceğiz.

Katliam gerçeğine teslim olmama direnci nasıl küçümsenebilir ki? 

İnsan olma bilincinin ve özgürlük iradesinin, ve de aslında evrendeki tüm organik yaşamın temel ilkesi, devrimcilik idesinin de en temel göstereni değil mi? 

Devrimcilik sadece bir siyasi projeksiyon ve akıl değil, toplumsal mücadelede inisiyatif almaya ve radikal sonuçlarla yüzleşebilmeye dair bir ilke ve jest çünkü!

Saldırıdan önce YDG-H'nin bir canlı bombayı tespit edip kontrol altına aldığı söyleniyor. 

Buna rağmen devrimciler basın açıklamasından vaz geçmiyor. 

Çünkü katliam gerçeğine teslim olmak istemiyorlar.

Sivas'ta da tüylerimizi her seferinde diken diken eden aynı saygın irade ve cesaret var Suruç'ta...

Aynı zamanda Sivas'tan sonra doğrudan Türkiye solunu hedef alan en büyük saldırı...

Kontrolsüzleşen Türkiye siyasetinin, ülkeye doldurulan silahlı İslami faşist çetelerin, ve polis devleti ve esnaf terörü ile silahlanan yerli malı cehaletin ülkeyi faşizmin daha sert bir evresine ve iç savaş denemelerine sürüklemesi öngörülebilir mi?

Öyleyse hodri meydan! 

Gezi'de, Hopa'da, Kürdistan'da faşizme kafa tutan Türkiye halklarını, Tekel'den Metal Grevi'ne güç biriktiren emekçi sınıfları, ODTÜ'den Taksim'e Antakya'dan Suruç'a geleceği sırtlayan gençliği faşizme karşı eşitlikçi, adaletli ve özgür bir gelecek arayışı doğrultusunda birlikte harekete geçirebilecek güçlü bir örgütlenme, yani örgütlü bir aydınlık Türkiye, sadece İŞİD'i, İslamcı faşistleri ve AKP'yi değil, emperyalizmi ve Türkiye'deki sermaye egemenliğini tüm coğrafyadan kovabilecek kadar kudretli...

Öyleyse Türkiye solu ve halklarımız da sertleşecek koşullara göre pozisyon alacak, kendini müdafaa etmek için önlemler geliştirecek, büyük kapışmaya yönelik hazırlıklarını tamamlayacak!

Yasımızı tutarken öfkemizi ve enerjimizi örgütlü mücadeleye katalım...

Suruç'tan öğrendiğimiz ikinci ders de budur!