'Vardım, varım, var olacağım!'

'Vardım, varım, var olacağım!'

Nesrin Aydoğan
15/01/2018 Pazartesi

Ceza talep ediyorum,

Bugün tok olanlara, sefa sürenlere,

Milyonların ekmeğini hangi acılarla kazandığını

Bilmeyenlere, hissetmeyenlere.

Neşeli bir yüz,

Neşeli bir gülüş görürsem acı çekiyorum

Zira yoksulluğa ve bilgisizliğe

Mahkum olanlar

Gülmeyi ve neşeyi bilmezler.

Bütün dertleri,

Bütün gizli ve acı gözyaşlarını

Tokların vicdanına yüklemek istiyorum,

Ve yaptıkları herşeyin intikamını almak.

Rosa daha lise yıllarında Lehçe olarak yazar bu şiiri.

Avrupa’da Paris Komünü'nün ışığının parladığı ve Almanya ile Fransa arasında son savaşın yapıldığı esnada, 5 Mart 1871 tarihinde Polonya’nın Zamosc isimli küçük bir şehrinde dünyaya geldi. Rosa ağırlıklı olarak Lehçe konuşulan, başka dil, din ve kültürlere ilginin uyandırılıp desteklendiği huzurlu bir evde büyüdü. Yahudi milliyetçiliğine karşı çıkan, hür düşünceli baba Lüxemburg, katı sansüre rağmen yabancı gazeteleri gizlice tedarik ediyor ve bunlar evde okunup tartışılıyordu.

Rosa 5 yaşındayken, ortaya çıkan bir sorun nedeniyle kalçası alçıya alınır ve neredeyse bir yıl boyunca yatmak zorunda kalır ve evden çıkamaz. Böylesine zor bir dönemi annesinin desteği ile okuma yazma öğrenip, sürekli okuyarak ve mektuplar yazarak eğlenceli bir hale getirir. Annesi, daha sonra “Rosa hepimizin toplamından daha akıllı” diyecektir. Rosa 9 yaşına kadar evde eğitim aldı, sonrasında Leh ve Yahudi çocuklarına özel ve katı bir sınırlama uygulanmasına rağmen 1880 yılında Varşova II. Kız Lisesi’ne başladı. 1887-1888 yıllarında II. Proletarya olarak geçen yeni bir sosyalist örgütün içerisinde yer aldığı için Rosa da tevkif ve takibat dalgasının tehdidi altındaydı. Bu nedenle 1889 ilkbaharında ağır bir zatürreden sonra illegal yollarla sınırı geçerek İsviçre’ye gitti. Zürih politik mültecilerin toplanma yeri gibiydi, 19. Yüzyılın ikinci yarısında bu kentte birçok Rus devrimci yaşıyordu. Rosa Luxemburg burada Alman Sosyal Demokratlarla tanıştı, Pavel Akselrod ve birçok Rus Marksisti ile bağlantı kurdu.

Rosa Luxemburg, küçüklüğünden beri bitki ve hayvanlara özel düşkünlüğünden olsa gerek 19 Ekim 1889 tarihinde üniversitenin Fen Bilimleri bölümüne kaydoldu, 1891-1892’de iki sömestr ara verdikten sonra ise 7 Mayıs 1892 tarihinde Zürih Üniversitesi’nin sicil defterinde bu kez Siyasal Bilimler öğrencisi olarak gözüküyordu.

Anatoli Lunaçarski, Profesör Wolf’un burjuva kurnazlığına, bilgisine ve hazır cevaplılığına rağmen Rosa’nın verdiği cevaplar ve tartışmaya yön verme kabiliyeti karşısında, öğrencileri önünde nasıl geveler hale geldiğini hatırlarken; “Ben Rosa’ya o zamanlar saygı duyuyor, hatta bir nevi hayranlık besliyordum. Daha o zamanlar sosyolojik bilgilerle donatılmıştı ve serinkanlı kusursuz aklını ateşli devrimci ruhuyla birleştiriyordu” diyecektir.

Maddi olanaksızlıklar, sürekli ev değiştirmesi, sağlık sorunları, sevgilisi Leo Jogiches’den ayrı kalışı işçi sınıfı için mücadele etmekten ve üretmekten onu alıkoymazdı. Kaldı ki hiç kolay değildi onun için Leo’dan ayrı kalmak… Daha sonraları Rosa Luxemburg’un en yakın arkadaşı olan Clara Zetkin, Leo Jogishes’i şöyle anlatacaktı: “sadakat ve mutluluk dolu bir yoldaşlık içinde, büyük bir kadın karakteri kendi yanında taşıyabilen, onun büyümesini ve varlığını kendi benliğinin esareti ve sınırlandırılması olarak görmeyen, nadir rastlanır büyük erkek karakterlerden biri, kelimenin en asil anlamıyla bir devrimci.” Tıpkı Rosa Luxsemburg’un inanç ve eylemleri arasında çelişkilere yer vermeyen cesur devrimci kişiliği gibi…  

Keskin zekasıyla yazdıkları Plehanov’dan Kautsky’e dönemin önde gelen Marksistlerini ve birçok insanı kendisine hayran bırakır, karşısındakileri ise öfkelendirir. Rosa Luxemburg Berstein’ın revizyon çabasını, işe yaramaz bir sosyal reformist girişim olarak kayıtsız şartsız mahkum eder. “Sosyal Reform mu, yoksa Devrim mi?” başlıklı yazısı Alman sosyal demokrasisi ve uluslararası işçi hareketinde büyük bir yankı ve ilgi uyandırır.  Alman sosyal demokrasisinin savaş yanlısı ve milliyetçi tutumunu mahkum ederek, sosyalizm dışında seçeneksizliği ortaya koymak için Liebnecht ile birlikte Alman Sosyal Demokrat Partisi’nden ayrılarak, Enternasyonel grubunu ve sonrasında Spartaküs Birliğini kurar. Baskılar, tutuklamalar, ölüm tehditleri onu bu devrimci çıkışından geri adım attıramaz. Kapitalizmin mezar kazıcılarının işçi sınıfı olduğunu biliyordur ve sınıfın öncü partisine ihtiyacı vardır.

Almanya Komünist Partisi’nin kurucusu ve önde gelen liderlerinden olan Rosa Luxemburg keskin zekası, enerjisi, azmi ve sosyalizme olan inancıyla yazmaya, işçi sınıfını örgütlemeye ve devrim için durmaksızın çalışmaya devam etti. Devrim düşmanı sosyal demokratlar ordu ile anlaşarak 15 Ocak 1919’da Rosa Luxemburg ve Karl Liebnecht’i alçakça öldürdüler. Kapitalizmin bekçileri, insanlığın eşitlik, özgürlük ve insanca yaşayacağı bir dünya için hayatlarını adamış iki insanı katlettiler. Ancak 15 Ocak 1919’da atıldığı nehirden 31 Mayıs 1919’da bulunduktan sonra, 13 Haziran 1919’da düzenlenen cenaze töreninde Rosa Luxemburg’un ölümsüzlüğü anlatılır aslında sokaklarda. Ve cenazesinin başında Gençlik Temsilcisi şöyle haykırır: Heinrich Heine’dan alıntıyla “ben kılıcım, ben alevim. Karanlıkta ben size ışık verdim ve savaş başladığında öne atıldım, en ön saflarda çarpıştım. Arkadaşlarımın cesetleri etrafımda yatıyor{…}. Ancak bizim ne sevinmeye, ne de yas tutmaya vaktimiz var. Trompetler yeniden çalıyor, yeni bir savaş başlıyor”.

İnsanlığın eşitlik, özgürlük mücadelesinin adlarından biridir Rosa Luxemburg ve işte bu nedenle;  “Vardım, varım, var olacağım!” demeye devam ediyor…