Algısal sancılar

Algısal sancılar

Murat Demirkol
13/11/2014 Perşembe

Ülkede siyasi değerlendirme yapmak neredeyse imkânsız hale geldi… Anlamsız desek daha iyi bir tanımlama olabilir aslında…

İktidarın karmaşa üzerinden algılattıklarını özümsemeden unutturma politikası, yaşananların ne olduğunu bile anlamadan yeni bir son dakika algısıyla baş başa bırakıyor insanı…

Bilinçli bir hız mekanizması, medyanın kuluçka evresinden ölümüne taşmışken, sıradan insan haberleri gündemimizde saniyeler dahi yer etmiyor…

Soma’da yaşanan katliamda 301 işçinin hayatını kaybetmesi, iş güvenliğinin yazılı bir metinde öteye gidemeyişi, asansör faciası, Isparta’da yaşanan feci kaza ve ders alamadığımızı yüzümüze haykıran Ermenek faciası…

Bu gibi faciaların yaşandığı dönemlerde savaşlar ve kargaşa her daim mevcut iktidarlara yaramıştır… zira savaşlarla kinlenen yığınlar, muktedirlerin hamasi söylemlerinin etkisiyle en insani sorunlarını çabucak unutup sümenaltı yapabilme yetisine sahip…

Komşu ülkelerde yaşanılan kurgusal savaşlar, televizyon ekranlarında bilimsel bir buluş gibi lanse edilen 10 saatlik MGK toplantısı ve daha bir sürü hamasi haber…

Oysa Ermenek faciası üzerinden günler geçmiş… Yerin altında, çamurun içinde kalan evlatlarından haber bekleyen aileler… Yoksulluğu yüzlerinden okunan yüzü buruşuk anne babalar…

"Oğlum yüzme de bilmezdi, suyun içinde ne yaptı? Geceleri uyuyamıyorum." diyen yaşlı kadın…

Gündem o kadar hızlı ki,  Soma’da olduğu gibi Ermenek’te de halkı uyutan hamasi söylemleri, verilen sözleri çabucak unutuverdik…

ihmal varsa hesabı sorulacak diye başlayan ve her olaydan sonra biz demiştik, biz uyarmıştık havasında, kanal kanal televizyon işgalinde bulunan uzmanlar… 

belki sırf bu uzman diye geçinenlerden dolayı ülkede siyasi yada insani değerlendirme yapmak neredeyse imkânsız hale geldi… her iktidar kendine haz uzmanlar devşirdi belki ondan… her döneme uygun uzmanlar…

hemen her iktidar döneminde Cengiz Çandar’ın tekelinde olan Ortadoğu uzmanlığı, zihnimizi yeterince bulandırmamış olacak ki, bilmem nerenin stratejik araştırmalar müdürlükleriyle yeni uzmanlıklar devşirildi…

Hemen ardından döneme uygun Suriye, Irak uzmanları, 

Kobani uzmanları,

En uzun sınırlar bahanesiyle yatıp kalkan uzmanlar,

Akil adamlar ve çözüme katkısı olmayan çözüm süreci uzmanları…

Belki sırf bu yüzden “benin oğlum yüzme bilmez” haykırışı medyayı pek de sarmadı. Bu medyayla uyuşan yığınları nasıl sarsın?

Kinetik enerjiye dönüşmek üzere bekleyen potansiyel maden faciaları ya da depremler de öyle…

Bir ülkede insanlara soru sormak, hakkını aramak değil, araştırmak ve öğrenmek değil; kabullenmek, susmak, vatan millet edasıyla uygulatılırsa, o ülkede daha çok ölümler ve bitip tükenmeyen hamasi şovlar yaşanır…  

Her faciadan sonra taziyelerde bulunmak üzere birçok uzman devşirilir 

Bir ülkede insanlar soru soramaz, en insani talepleriyle ortaya çıkamaz ise televizyon işgalcisi demagoklar kendi sorularına en uygun cevapları bulur, uzmanlığına yeni uzmanlıklar katmaya devam eder…

En uzun sınırların korunabilmesi için, olmadık savaşların tarafı olmamız gerektiği üzerine yüksek sesli televizyon programları kurgulanır…  

Bakın büyüdükçe büyüyoruz diye başlayan

Bunlar her şeye karşı çıkarlar üç beş ağaç için kıyamet koparırlar… diye devam eden şovlar

Manşetler “iç ve dış mihrakların oyunlarına gelirler” diye ülke tarihinin değişmez algısıyla iyicene süslenir.

Bireyleşemeden toplumsallaşmak bulaşıcıdır… Zira bilinçli ve tek kullanımlık süreçler üzerine yazılan senaryoların figüranları olarak hep beraber oynuyoruz...

Tüm mesele bireyleşip bu senaryoların esas kadını ya da esas oğlanı olup olamayacağımızda yatıyor…

Şu kadim coğrafyamızın  ve yaşlı dünyamızın bütün diğer ırkları ve inançları kadar önemli olduğumuzu kabul edip etmediğimizde, insanlığın acısını samimi bir çığlığa dönüştürüp dönüştüremediğimizde…