Patron Ziya, Öğretmen Ziya'ya Karşı!

Patron Ziya, Öğretmen Ziya'ya Karşı!

Hasan Ali Tonguç - Öğretmen
28/05/2019 Salı

Sadık Şendil'in senaryosunu yazdığı, 1978 yapımı, Neşeli Günler filminin meşhur karakterlerinden biridir, Ziya. Çocuklara anlattığı hikâyelerin birinde çakıyla aslan öldürdüğünü de iddia etmektedir. Senaryonun içinde ayrı ve renkli bir hikâye oluşturmayı başarmış ancak inandırıcılığı olmayan Ziya karakterinin repliğinin başlangıç sahnesinde TVdeki arka sesten şunlar duyulur:

- Washington'da basın toplantısı yapan Maliye Bakanı Ziya Müezzinoğlu... 90 milyon dolar…

Akabinde, Ziya karakterini canlandıran Şener Şen, politikaya atılması için Demirel ve Ecevit'ten teklif aldığını anlatır. Kendisine gelen bakanlık tekliflerini değerlendirdiğini söylerken, Münir Özkul, “Palavra Bakanı” diyerek sözünü keser. Maliye Bakanı ile ilgili haberin hemen ardından, isim benzerliği de olan karakterin bu sahnede yer alması tesadüf olmasa gerek!

Neyse ki, karşımızda atanamayan öğretmenlerin yüzbinleri bulduğu ülkemizde, atanmış da olsa gerçek bir bakan var! Üstelik, oldukça yüklü bir maliyesiyle birlikte... Ekonomik krizin gittikçe derinleştiği ülkemizde,  Erdoğan ve damadının konuşmadığı zamanlarda, Milli Eğitim Bakanı  Ziya Selçuk konuşur oldu; son olarak, yeni eğitim reformunu AKP'nin ideolojisine uygun olarak ''Türkiye'nin bir gelecek projesi, bir ekonomi projesi, bir sosyal hayat projesi. Türkiye'nin dünyada, bu topraklarda, bu coğrafyada onuruyla haysiyetiyle dimdik ayakta durabilmesinin bir eğitimsel projesi" olarak tanımladı.

Atanmış Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, İngiltere kralına jilet satmasa da, AKP'nin yap boza çevirdiği eğitim reformunu, sözüm ona, iddialı laflarla pazarlamakla meşgul! Oysa ki, bu pazarlama faaliyetinin üzerinde tepineceği bozuk zemin tartışılmadan!...  AKP'li yıllar boyunca eğitimin bilimsel ve kamucu niteliğinden hızla uzaklaşılması; sermayenin yağmasına açılan eğitimde eşitsizliğin görülmemiş boyutlara varması; niteliğin yerlerde süründüğü, ihraçların, intiharların, istismarların, gericiliğin egemen olduğu bir yapı tartışılmadan gündeme sokulan bir reform tartışması var!

Ortada duran bu gerçekliği değiştirmeye dair tek bir adım atmayan, söz söylemeyen  bakan Ziya, eğitimde derinleşmeyi, toplumsal faydayı, eleştirel ve çok yönlü düşünmeyi, sistematik ve bütünsel yaklaşımı yeni bir reformla sağlayacağını iddia ediyor! Bu iddiaların temel kaynağı ise, kindar nesil yetiştirmeyi hedefleyen AKP'nin 2023 hedefi doğrultusunda daha önce açıklanan Eğitimde 2023 Vizyon Belgesi. (Konu ile ilgili haberi bu linkten okuyabilirsiniz; http://haber.sol.org.tr/turkiye/milli-egitim-bakani-secim-toplantilarina... )

Bakan Ziya, ilk olarak, 36 haftalık eğitim öğretim süresine birer haftalık tatil ekleyerek, 2019-2020 eğitim öğretim takviminin yenilenmiş olduğunu açıkladı. Hemen ardından, bir yıl sonra, 2020-2021 eğitim öğretim yılında yürürlüğe konmak üzere hazırlanan eğitim programından kimi ayrıntıları paylaştı. Açıklanan programda, ders sayılarının azaltılması, zorunlu ortak dersler,  zorunlu tercih grupları, ilgiye bağlı seçmeli dersler olmak üzere farklı ders grupları yer alıyor. Tarih, Coğrafya ve Felsefe gibi derslerin ilgiye bağlı seçmeli dersler arasında yer alıyor. Ayrıca, her okulda rehberlik odaları ve kariyer ofislerinin açılacağı belirtiliyor.  Önümüzdeki eğitim öğretim yılını hazırlık süreci olarak belirleyen bakanlık, ders sayılarını düşürmek için hazırlanan yeni içerikteki derslere öğretmen yetiştirmek için öğretmenlere dönük sertifika programları düzenleyecek.

Öğretmen yetiştirmeyi sertifika programlarına ihale eden MEB, eğitim hizmetini de kısmi olarak, kendi bünyesinde bulunan 2606 özel liseye devretmiş durumda. Özellikle dershanelerin kapatılması sonrası, devlet teşvikiyle ayakta duran Temel Liseler, çocuklarını meslek lisesine göndermek istemeyen alt gelir grubu veliler için para tuzağına dönüşmüş durumda. Bakanın daha önce kapatılacağını dile getirdiği Temel Liselerin yanısıra Özel Mesleki ve Teknik Anadolu Liseleri de benzer bir tuzağı oluşturuyor. Kayıt yapan her bir öğrenci için özel okullara ödeme yapan devlet,  bu liselerin kuruluşunda da desteğini esirgemiyor. Kendi türündeki resmi okullara göre yetersiz fiziki altyapıya rağmen bu okullarda 10-15 bin ₺. gibi yıllık ücretlerle yüksek not ortalamasıyla geçmenin önü açılmış oluyor. Bakanlık, stajyer öğrenci çalıştırıp emeğini gasp etmeleri yetmezmiş gibi üstüne bir de şirketlere belli oranlarda para aktarmaya devam ediyor. Üstelik devlet okullarında kayıt parası adı altında para toplandığı, personel giderlerini okulların kendisinin karşıladığı, çoğu okulda temel ders ve hijyen materyalinin eksik olduğu ortada iken, yeni eğitim reformunda bundan hiç bahsedilmiyor.

Örneğin MEB ile sermaye grupları arasında imzalanan protokollerle piyasanın insafına terk edilen Mesleki ve Teknik Liselerde, oldukça yüksek olan ders saatlerinin ve staj sürelerinin azaltılacağından da bahsedilmiyor. Hatta 12. sınıfta, öğrencilerin tüm yılını çalışarak geçirmesi için staj günlerinin 3 günden 5 güne çıkarılacağı iddialar arasında! Yeni eğitim reformuyla öğrencileri üniversiteye hazırlayacağız diyen bakan üniversiteye geçişte oldukça başarısız bir tablo çizen meslek liseleri için hangi derslerin eklenip çıkarılacağından da bahsetmiyor. Şimdiye dek, 9. sınıfta sadece genel yetenek ve genel kültür dersleri alınırken,  önümüzdeki yıl meslek liselerinde  14 saat mesleki dersler verilecek. Bu da Bakan Ziya'nın iddia ettiğinin tersine genel yetenek ve genel kültür derslerinin azalması anlamına geliyor. Modüler eğitimle birlikte içeriğin gittikçe niteliksizleştiği, teknik servis elemanı yetiştirmeye indirgenen mesleki eğitim, patronların eleman ihtiyacını karşılayan işçi pazarlarına dönüşüyor.

Eğitim reformuna duyulan ihtiyacı öğrencilerin kapasiteleriyle açıklayarak bir skandala imza atan Bakan Ziya, önemli bir gerçeği de ters yüz etmiş oluyor. Eğitim, insanın ilgi, yetenek ve yaratıcılığının ortaya çıkarıp geliştiren, toplumun ihtiyaçlarına göre üretimle iç içe geçmiş, yaşamı bilimsel olarak açıklaması gerekirken, piyasanın ihtiyaçları doğrultusunda yeniden dizayn edilmiş oluyor.

Yeni eğitim reformuna göre, bir öğrenci isterse tarih, coğrafya ve felsefe gibi dersleri almadan mezun olabilecek.

Özel okul mantığıyla topluma pazarlanan yeni eğitim reformuna dair çıkan onca habere, röportaj ve demece rağmen önemli sorular cevapsız kalıyor. Bakanı Ziya, yeni eğitim reformunu 5,6 milyon öğrenci ile velilere ve  öğretmenlere danışarak hazırladığını iddia etse de, kendisini doğrulayacak bir çalışma bulunmuyor. Aksine, göreve geldiğinden beri sadece patron örgütleriyle sürekli protokoller imzalayıp toplantılar yaptığını ise gizlemiyor. Bakan Ziya, yeni eğitim reformunu şu kavramlarla açıklıyor; Toplumsal Fayda, derinleşme, çok yönlü düşünme, çift kanatlılık, ilgi alanları, tasarımsal düşünme, bilginin değere dönüşümü, esneklik .

Peki, sermayenin talanına açılmış, sadece kârlarını düşünen şirketlerle eğitimde ''toplumsal fayda'' öğrenilir mi? Gelecek hayallerini, sadece para kazanma üzerine kuranlar, mesleki itibarlarını da kazançlarına göre belirlerken toplum nasıl bir fayda görecek?

Eğitimin temel amaçlarından biri olan, maddi dünyayı anlama, kavrama seçmeli dersler kategorisinde olan Tarih ve Coğrafya olmadan ''bütünsel bir yaklaşımla'' mümkün olabilir mi? Ya da Felsefe olmadan Bilgi Kuramları dersi anlaşılabilir mi?

Din Kültürü ve Ahlak bilgisi dersi 4 yıl boyunca zorunlu iken, tarikatlar vakıflar  eğitimde paydaş olmuşken, dinselleşmenin önüne geçmeden “eleştirel düşünme” kazandırılabilir mi?

Modüler eğitimin öğrencilerin başka becerilerinin yanında, bilişsel ve duyuşsal yönden gelişimine uygun olmadığı halde ''derinleşme'' beklemek doğru mu?

Gerekli fiziki altyapıdan uzak, atölye, materyal, yemekhane, spor tesisi olmayan okullarda ''deneyimleyerek'' öğrenmek nasıl mümkün olacak?

Okul türlerine göre, sınavla yerleştirmenin yapıldığı günümüzde, farklı liselerde ya da alanlarda okuyan öğrencilerin temel dersleri almadan ''esneklik'' denilerek başarı sağlamaları mümkün mü? Örneğin, Kimya bölümünde 9. sınıftan itibaren alan dersi gören bir öğrenci, 11.sınıfta Bilgisayar bölümüne geçerken nasıl başarılı olacak?

Sözde reform paketinde, esneklik başlığında belirtilen alan değiştirme, sınavsız geçişin mümkün olmadığı günümüzde, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerine uygun alanlara yönlendirilmesi mümkün olabilir mi?

Belki de en önemlisi, eşit, parasız, bilimsel ve kamusal bir hak olması gereken eğitimde  sermayeye, gericiliğe dur demeden ilerleme sağlanabilir mi?

Peki, gerekli fiziki altyapı, materyal ve en önemlisi içerik belirlenmeden bu değişikliklerin bir anlamı olmadığını Bakan Ziya da bilmiyor mu? Materyal geliştirme ve içerik düzenleme sonraya bırakıldığından yeni eğitim reformu hakkında yeni olmayan açıklamalar birbirini izliyor.

Bu değişiklilerin kimi başka sonuçları da olacak. Örneğin, ders sayılarının düşmesi sonucu,  yaklaşık 67 bin öğretmenin norm fazlası olacağı; bu öğretmenlerin verilen eğitimlerle sertifikalandırıp rehberlik ve kariyer ofislerinde görevlendirileceği belirtiliyor. Kariyer ofislerinin de, meslek liselerinin protokolle sermaye gruplarına devredildiği günümüzde birer işçi pazarına dönüşeceği ise çok açık.

Bir yıl sonra uygulanacak bir sistemin bu kadar gündemde kalması sadece konunun öneminden ya da nüfusun büyük kesimini ilgilendirmesinden kaynaklanmıyor. Elinde pek pazarlayacak bir şeyi kalmayan AKP’nin seçim öncesi propaganda yapmaktan kaçmayacağı da nedenler arasında sayılabilir. Ancak MEB, bir seferberlik halinde Ziya Selçuk’un bizzat katıldığı toplantılar, söyleşiler, röportajlar, video/ TV haberleri yapması da bilinçli bir programın yürütüldüğünü gösteriyor.

Kendini sürekli olarak türlü ünvanlarla tanıtan bakan Ziya, bazen bir sınıf öğretmeni, bazen bir akademisyen, bazen de atanmış bir bakan ama çoğunlukla da bir patron olarak karşımıza çıkıyor. Yeni programı da tanıtırken tüm bu özellikleri sayesinde işinin ehli olduğunu söylüyor. Ama esas olarak  bakanlık kariyerine temel bir insan hakkı olan eğitimden para kazanarak patrona dönüştüğü için Erdoğan'ın kabinesinde yer bulduğunu bilmeyen ise yok.

Ziya Selçuk klasik AKP'li görüntüsünün dışında bir profil sergileyerek, gerici çevrelerle yüzünü aydınlanmaya dönmüş insanlar arasında köprü kurmaya çalışıyor. Her sorunun kaynağında 'eğitimsizliği' görenlere yapay zekâ, otonom teknolojiler, kuantum bilgisayar gibi moda kavramlar kullanarak sesleniyor.

Cumhuriyet rejiminin tüm kazanımlarını yok eden AKP, yeni rejimin inşası için ortak bir tarih yazımına eşlik eden bir eğitim sistemi kuruyor. Bunu yaparken de dinselleşme ile sermayenin ihtiyaçlarına uygun eğitim öğretim programı hazırlıyor. Baktıkları her yerde normalleşme görmek isteyenler, Milli Eğitim Bakanının patron kimliğini ısrarla görmezden geliyorlar.

Patronların kazandığı yerde emekçilerin payına ne düşeceği ise aşikâr!