(Eli kolu) 'bağlı avukatlar'

(Eli kolu) 'bağlı avukatlar'

Gökçe Kaplan
22/08/2017 Salı

İşçi avukatlığın iktisadi iş bölümündeki yeri nedir? Geçtiğimiz aylarda soL’da avukatlık mesleği açısından bu iş bölümünün toplumsal yönüne ilişkin konulara dokunan üç yazı kaleme alındı.

Bu yazılarda avukatın “hukuk” olarak andığımız üst yapının yeniden üretiminde kabaca bir aracı niteliği taşıdığı ve hukuk alanındaki bilgilerin bu kadar yaygınlaştığı bir teknoloji ortamında tarlada üretilen ürünü sadece pazara götüren tüccardan bir farkı olmadığı,[i] bunun yanında avukatlık mesleğinin burjuva hukukunun evrensel ilan ettiği “eşit yurttaş” kategorisini yargı sistemi içerisinde var edebilmenin bir unsuru olduğu, ancak değişen maddi zeminle birlikte meslek kuralları olarak bilinen klasik ilkelerin de geri dönüşsüz bir biçimde bağlamını yitirdiği gibi konular tartışıldı.[ii] [iii]

Bu yazıda ise, belki bir devam niteliğinde, avukatlık mesleğinin geçirdiği niteliksel dönüşümün iktisadi yönü yüzeysel olarak açılmaya çalışılacak. Diğer bir deyişle avukatın yurttaş için ne anlama geldiğine ek olarak, yurttaş olarak ne anlama geldiği değerlendirilecek.

Üretim araçları üzerindeki mülkiyet hakkını, çalıştırdığı işçilerin ürettiği artı değere el koyabilmek ve yaşamları üzerinde tahakküm kurabilmek için kullanma yeteneğine sahip olanların sınıfına kapitalist sınıf; geçimini sağlayabilmek için “sözleşme serbestisi” çerçevesinde emeğini kapitalist sınıfa satmaktan başka çaresi olmayan, diğer bir deyişle tek sermayesi kendi emeği olan sınıfa ise işçi sınıfı deniyor. Ücretler, yaşam koşulları, yaşam tarzı ve ideolojik geri plan gibi göreceli parametreler bu tanıma etki etmez ya da tali örneklerde pek az etki eder. Ancak kapitalist toplumun yapısı, denklemi bu karikatür sadeliğinde oluşturmaz. Aksine, çok karmaşık bir ilişkiler silsilesi yaratır. Bu silsilenin en göze çarpan bir unsuru küçük burjuvazidir. Küçük burjuva, küçük mülke, daha doğrusu kendi üretim aracına sahiptir. Bu yüzden sömürebileceği şey kendi emeğinden ibarettir. Hem kapitalist adayı, hem işçi adayıdır. Oldukça sulandırılmış bulunan “orta sınıf” kavramının artık birebir bu kavrama denk gelmediğini, orta sınıf tamlamasının daha çok bu gerilimi yansıtan ideolojik bir referans, bir düşünme veya ekonomik refleks biçimi olarak kullanıldığını belirtelim.

Kapitalist toplumun kuruluşu ve buna koşut kentleşme, küçük burjuva olarak kır zanaatkârı ve küçük toprak sahibini tarih sahnesinden silerken kendi ihtiyaçları doğrultusunda bir parça kamusal nitelik de taşıyan modern kent küçük burjuvazisini yarattı; modern hekim, mimar, mühendis gibi. Bu mesleki kategorilerin ortak özellikleri, serbest meslek erbabı olmaları, iyi bir eğitime sahip olmaları, üretim aracı olarak temelde bilgi ve resmi lisans sahibi olmalarıdır. Sayılanlar kent küçük burjuvazisinin klasik biçimleridir. Modern avukatlık da toplumsal olarak buraya denk düşer. Avukat, hukuk fakültesi diplomasına sahip, baro levhasına kayıtlı, bir ölçüde kamu görevi yerine getiren profesyonel serbest meslek erbabını tanımlar.

Avukatlık emeği hizmet üretimi üzerinedir. Avukat klasik anlamıyla vekâlet ilişkisine tabidir, hukuki hizmeti yerine getirir, ürettiği kullanım değeri karşılığında müvekkilin gelirinden bir kısım almaya hak kazanır. Serbest avukat iktisadi anlamıyla küçük burjuvadır. Burada emek doğrudan müvekkile sunulur. Buna ek olarak yapılan işteki başarısına göre avukatın kazancı daha da artabilir. Bireysel sözleşme çerçevesinde gerçekleşen bu ilişki, avukatlığın günümüzdeki biçimlerine kaynaklık eden temel formasyondur. Bununla birlikte avukatlık mesleğinin güncel içeriği bu formasyonla çok az alaka taşır hale gelmiştir. Bu durumu ise ideal olandan talihsiz bir kopuş değil, ideal olduğu iddia edilenin zorunlu bir sonucu olarak görmek gerekir.

Nedir bu sonuç? Hukuk fakülteleri her dönemde daha fazla mezun vermekte, barolarda stajyer sayıları yükselmekte, emek arzı fiili ihtiyacın çok üzerinde artmaktadır. Diğer yandan, bölünen adliyeler ve parçalara ayrılan danışmanlık, hukuk ve vekâlet işleri fiziken tek kişinin kapasitesini aşmakta, kolektif bir çalışmayı zorunlu kılmaktadır. Bunun gibi, hukuk işlerindeki genel ihtisaslaşma eğilimi bir kişinin karşılayamayacağı deneyim veya akademik bilgiyi ya da bunu ikame edecek genişlikte bir zihinsel işbölümünü gerektirmektedir. Yargısal mekanizmaların ülkenin iktisadi rejimine göre büyüme biçimi özel bir yaratıcılık gerektirmeyen hizmet üretimine ihtiyacı artırmaktadır… Bu sayılanları artırmak mümkündür. Yukarıda atıfta bulunulan yazılarda kapitalist sağduyunun bu durumu artan avukat sayısı ya da jenerasyonun nitelik kaybı ile açıklamakta olduğu ifade edilmişti. Yukarıda ifade edildiği gibi, kapitalizm çok karmaşık bir ilişkiler silsilesi yaratır. Bu yüzden sayılanların (ve sayılmayanların) hepsi birbirinin sebebi ve aynı zamanda sonucudur. Parçalı bir bakışla hangisinin diğerini öncelediğine, meseleyi başlatanın hangisi olduğuna ilişkin tartışma bir noktadan sonra anlamsızdır. Asıl önemli olansa bu tablonun bir bütün olarak ne ifade ettiğidir. Bütün bu veriler avukatlığı doğrudan ya da dolaylı olarak etkileyen bu unsurlarda yaşanan nicel artışın artık nitel bir değişikliğe sebep olduğunu, avukatlık işinin bir hizmet piyasası olarak anılabilecek ölçüye vardığını ve bu piyasada artık kapitalist iktisadi yasaların geçerli olduğunu göstermektedir.

Bu durum temel formasyonda nasıl nitel farklılıklar yaratmıştır?

Birel düzeyde, öncelikle istihdam edilen avukat “çırak” niteliğini yitirmiş, işçileşmiştir. Emeğin doğrudan müvekkile sunulduğu eski biçimlerde çırağın rolü bir çeşit tevkil ilişkisi olarak anılabilirken, işçinin müvekkille sözleşmesel hiçbir bağı yoktur. İşçi avukat emeğini müvekkile değil işverenine satmaktadır. Dolayısıyla işçi avukatın ücreti müvekkilin gelirinden değil, sermayeden ödenmektedir. Serbest avukattan farklı olarak, işçi avukatın ücreti ürettiği kullanım değerinin karşılığı değil, hayatını idame ettirmesini ve çalışma gücünü diri tutmasını sağlayacak maktu bir meblağdır. İşteki başarısı bu gelir üzerinde özel bir değişiklik yaratmaz. Aradaki fark ise sermayeye dönüşür. Kanuni anlamıyla iş sözleşmesi çerçevesinde çalışanlar çoğunlukta olmakla birlikte, uzaktan duruşma takibi için anlaşma, kâğıt üzerinde serbest avukat olarak görünüp SGK primleri yatırılmak koşuluyla (hatta bazen bu da olmaksızın) avukat yanında istihdam gibi çok çeşitli çalışma biçimleri örneklenebilir. İstihdam biçimi çeşitlenmekte, özü ise sabitlenmektedir. Bu anlamda işçiliği belirleyen ölçüt kanuni ilişkiden ziyade istihdamın iktisadi içeriği ve istihdam olunanın nicel gelişkinliğidir.

Açıklanan ilişkinin patron tarafının ise kategorik olarak avukat olma zorunluluğu dahi ortadan kalkmıştır. İşçi avukatın ürettiği değere el koyan kişi, artık küçük burjuva (ya da orta sınıf) değildir. İstihdam eden, kaç kişi çalıştırdığına, hukuk işletmesinin büyüklüğüne bakılmaksızın kapitalisttir. Kendi gibi diğer kapitalistlerle rekabet edebilme gücü veya piyasada hayatta kalma şansı ise kendi sorunudur.

Makro düzeyde yaşananlar da bu tabloyu tamamlar niteliktedir. Rekabet hukuku, enerji hukuku gibi bazı özel alanların ciddi anlamda tekelleşmeye konu olabildiği gözlemlenmektedir. Metropollerde, bazı hukuk patronlarının kendi alanlarındaki ihtisaslaşmayı çok ileri boyutlara taşıyabildiği, bazılarının da mekanik bir şekilde departmanlara ayıracak büyüklükte avukatlık işletmeleri kurabildiği görülmektedir. Bazı büroların çalışma biçimi geri kalan plaza çalışanlarından farksız hale gelmiştir. Bunlar yasal olarak henüz tüzel kişilik kazanmamış olsalar da, yeni yasa tasarılarıyla şirketleşmenin önünün öyle ya da böyle açılacağı herhalde tartışmasızdır. Bundan da ilginci bazı hukuk işletmelerinin çok uluslu hukuk firmalarının (hukuki bir ifade olarak kullanılmamakla birlikte) şubesi olarak yıllardır çalışma yürütmesidir. Yeni yeni varlığını hissettiren hukuki hizmet piyasasının sermayenin iştahını kabarttığı anlaşılmaktadır.

Nitelikli emek arzındaki muazzam artış hukuk patronlarının istihdam konusunda elini oldukça rahatlatmaktadır. Dışarıdaki işsiz avukat ordusunun varlığı işçiyi seçeneksizleştirmekte, ücretlerinse kolaylıkla düşürülebilmesini sağlamaktadır. Buna ek olarak patron, doğal olarak kâtibe yaptıracağı işi aynı ücrete çalıştırabileceği hazırda bekleyen nitelikli işçiye yaptırmayı tercih edebilmektedir. İşçi avukatın hukuk işletmesinin işbölümündeki yeri ancak tek yönlü ve çarpık bir kişisel gelişmeye elverir. Bu da işçi avukatı akademik formasyon anlamında da avukat olarak bilinen şeyden koparır. Oysa hukuk işletmesi üzerinden zenginleşmek hiç de özel akademik yetenekler gerektirmez. Çok niteliksiz bir patronun nitelikli çalışanları olabilir, o patronu pekâlâ zengin edebilir.

Bunlara ek olarak, işçi avukatlık fiilen artık serbest avukatlıktan önceki bir basamak olmaktan çıkmış, bağımsız bir mesleki kategoriye dönüşmüştür. İşçileşme süreci yalnızca yeni mezun deneyimsiz avukatlar için değil, hayatta kalma mücadelesi veren serbest avukatlar için de bir gerçekliktir. Kapitalizmin her bölmesinde olduğu gibi, avukatlık piyasasındaki iktisadi yasalar, piyasadaki herkes için geçerlidir. Bu yüzden işçileştirme süreci iki yönlüdür ve rekabet edemeyen serbest avukatı da kapsar. Kapitalizmin ihtiyaçları yeni küçük burjuva katmanları yaratabilmekle birlikte genel eğilim ezici ağırlıkta işçileştirme yönündedir. Bu ihtiyaçların geleneksel kent küçük burjuvazisini iki temel sınıfa parçalama eğiliminde olduğu ise hiç tartışma götürmez. Şirket sahibi mühendisler ve işçi mühendisler, hastane sahibi doktorlar ve işçi doktorlar gibi, hukuk işletmesi sahibi avukatlar ve işçi avukatlar arasında çok belirgin bir ayrımlaşma söz konusudur. İşçi denildiğinde aklına pos bıyıklı, tulumlu, babacan bir figür gelenlerin bu konuyu tekrar düşünmeleri gerekiyor. İcradan çıkıp duruşmaya yetişmeye çalışan topuklu ayakkabılı bir kadın düpedüz işçidir. İşinin içeriğinden hatta nispi ücretinden ve yaşam tarzından bağımsız olarak, işçi sınıfı hayatın her hücresinde sürekli bir sömürü altındadır.

Küçük burjuva sınıfı ağırlıkla kapitalist ideolojilerin fiziki taşıyıcısıdır. Bu, sınıf atlama ihtimalinin diri olmasından kaynaklanır. Adlı adınca orta sınıf ideolojisi olarak anılan set budur. Yukarıda kapitalist sağduyunun örnekleri olarak sayılan parçalı anlayışlar, işçi sınıfının sürekli küçüldüğü ve herkesin orta sınıflaştığı yönündeki inanç ve benzeri yanılsamalar bu ideolojinin ürünüdür. Oysa işçi sınıfı aksine sürekli olarak büyümekte, doktorları, öğretmenleri, mimarları ve dahi avukatları büyük bir hızla bünyesine almaktadır.

Öyle ise, İş Kanunu’nun 2. maddesinde yer alan işçi tanımının açıklığı karşısında istihdam edilen avukatı işçi olarak anmaktan imtina eden (bkz: bağlı avukat) baro teşkilatı mensupları gerçekten samimiyetsiz midir? Hayır, son derece samimilerdir. Çünkü bu avukatlar ya patrondur, ya da patron adayıdır. Sınıfsal ihtiyaçlarına uygun refleksler geliştirmekte, baro mensuplarının tamamının ortak çıkarları paylaştığını iddia etmektedirler. Bu ideoloji basit bir kandırmaca değildir, taşıyıcıları insandırlar, bu yüzden mesleki ilkelere, klasik avukatlık kurallarına, avukatlığı avukatlık yapması gereken değerlere samimiyetle inanmaktadırlar. Yine, -yukarıda atıfta bulunulan yazılardan birinde yer alan “ülke denkleminden silinen yurttaş” kategorisine bir gönderme ile- bu avukatlar burjuva “yurttaş” kategorisinin varlığına da samimiyetle inanmaktadırlar. Bu inanç kendilerini yurttaş-üstü görmeleriyle, yurttaş için özel bir işlevi yerine getirdiklerini düşünmeleriyle, kendi kaderlerini ülkenin geri kalanının kaderinden ayrıştırabileceklerine ve sınıfsal olarak izole ve düzgün bir hayata sahip olabileceklerine güvenmeleriyle alakalıdır.

Ancak bir de inançtan bağımsız olan, maddi yaşamın gerçekliği vardır. İşçileşen avukatın kendini toplumun geri kalanından sıyırıp izole bir yaşam kurabilme ihtimali günden güne yok olmaktadır. İşçileşen avukatın kaderi ülkenin geri kalanının kaderiyle ayrıştırılamaz bir hale gelmektedir. Bu, onu küçük burjuvadan farklı olarak idealist ve soyut anlamda değil, gerçek anlamda yurttaş yapar. Nasıl ki sanayi üretimi artık manifaktür üretimine dönemeyecekse, işçi avukatlık da klasik avukatlığa asla dönemeyecektir. Bu zorunlu gidiş işçi avukatları ancak diğer işçi avukatlarla bir arada ve örgütlü hareket etmeye zorlar. Yine bu zorunlu gidiş, sürekli çoğalan işçi avukatları kapitalist yurttaş kategorisinden çıkarır ve başka bir yurttaş kategorisinin adayı yapar.

Burada işçi avukatın hesabına düşen, bir an önce örgütlenmektir.

[i]

[ii]

[iii]