2018 Ankara Barosu genel kuruluna dair izlenimler

2018 Ankara Barosu genel kuruluna dair izlenimler

Gökçe Kaplan
24/10/2018 Çarşamba

20-21 Ekim’de Ankara Barosu 65. olağan genel kurulunu gerçekleştirdi. Seçimlerde üç grup yarıştı. Bu toplantıya baştan sona damga vuran tema ise "İşçi Avukatlar" oldu. 

Avukatlık mesleğinin kapitalistçe çözülmeye uğraması elbette nesnelliğin bir dayatması. Bunun nedenlerini ve yönünü uzunca bir süredir tartışıyoruz, tartışmaya da devam edeceğiz. Ancak bu nesnellik, eski bilincin esareti altında gelişiyor aynı zamanda. Patronlar da, işçiler de kendilerini eskiden olduğu haliyle “esnaf” gibi hissettiklerinde, denklem patronlar lehine kuruluyor, sömürü ilişkisi gizleniyor. Bu yanlış bilinç kendiliğinden değişemez. Kapitalizmin tekelci aşamasında, avukatlık mesleğinin hâlâ bir küçük burjuva uğraşı olduğu kabulünün ortadan kalkması, nesnelliğin kendiliğinden akış yönü değil, ideolojik bir mücadelenin konusudur.

Eğip bükmeye hiç lüzum yok, bu ideolojik mücadelenin bugün baro genel kurullarında yankılarını bulması, açıkça, uzun süredir istikrarlı bir çalışma yürüten İşçi Avukatlar Merkezi’nin eseri olmuştur.

Bu kararlı ve istikrarlı tavır, son genel kurulda “baro siyaseti” ismi verilen tuhaf zemine öyle damgasını vurdu ki, Özgürlükçü-Çağdaş Avukatlar ve Baroda Birlik-Milliyetçi Avukatlar adında birbiriyle neredeyse düşman kategorideki iki koalisyon dahi İşçi Avukatlar lehine önergeler geçirebilmek için adeta birbirleriyle yarıştı.[1]

İnternet hesaplarında kurulda yaşanan kavganın bu önergeler sebebiyle çıktığı bile yazılıp çizildi. Ayrıca her iki grup da İşçi Avukatlar grubunun üç önergesine de tam destek verdi.

Bu tuhaf ilginin arkasındaki motivasyon ne olabilir?

'DERTLERİMİZLE HEMHAL OLANLAR'

Baroda Birlik-Milliyetçi Avukatlar grubu AKP-MHP koalisyonunun Ankara Barosu’ndaki izdüşümü olarak anılabilir. Genel olarak tavırları, -şayet barolara dair özel bir düzenleme yapılmazsa- kendileri bakımından yakın vadede ele geçirilebilir görünmeyen Ankara Barosu’na legal sınırlar çerçevesinde mümkün olduğunca zorluk çıkarmak şeklinde okunabilir. Bu gruplar ülkedeki iktidarın barodaki mikro muhalefet uzantısı gibi davranan bir çeşit beşinci kol faaliyeti olarak görülebilirler. Nazi işbirlikçisi Aliya Izzetbegoviç anmasıyla başlayan ve Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının hatırasına hakaretle devam eden konuşmalar silsilesiyle genel kurula hitap ettiler. İşçi sınıfı lehine bir ideolojik-siyasi pozisyon takınabilmeleri imkânsızdır. Baronun özellikle işçi ve kıdemsiz serbest avukatlar üzerindeki baro keseneği uygulaması aleyhine önergelerinin esasen baro yönetimini zora sokma amacına yönelik olduğu kolayca anlaşılabilir, örneğin. Yoksullaşan avukatların dertlerine merhem olarak gördükleri ekonomik önlemler, örneğin 50 bin liralık KOSGEB desteği vaadi, AKP yaklaşımının bir kopyasıdır. Birkaç ağacı ıslatarak bütün ağaçlara orman yangınından korunabileceklerini vaaz etmek, yani... Zaten gruptan bir konuşmacının "biz işçi avukat kardeşlerimize de bakmasını biliriz” şeklindeki ifadeleri bu yaklaşımı ele veren bir itiraf niteliğindeydi. İtiraf demişken, aynı gruptan bir başka konuşmacının “biz de işçiyiz, biz de bu ekonomik sorunları yaşıyoruz ama yerimiz burası” temalı sözleri de kendisi adına üzüntü verici bir itiraf olarak kayda geçti.

Türkiye siyasetinin dokusundan bir teşbihte bulunacak olursak, Baroda Birlik-Milliyetçi Avukatlar grubunun işçi avukatları idrak etmekteki bilinci Türk-İş ziyaretinde bulunan bir AKP bakanı düzeyinde vuku bulmaktadır denilebilir.

Bir diğer grup, ÖÇAV ise baro seçimlerinde ve demokratik gündemlerde bir arada hareket eden bir çeşit sol, demokratik ve liberal hareketler ve kişiler koalisyonu olarak anılabilir. Kürt hareketi de burada temsil edilir. Ankara Barosu’nda Çağdaş Hukukçular geleneğinin sürdürücüsüdür. Toplumsal konularda özverili, sınıfı anlamakta ise demokratik anlayışın sınırlarıyla maluldürler. Genel ideolojik dokusu, avukatlığın henüz proleterleşmeye konu olmadığı, ağırlıkla sadece toplumsal işlevler taşıdığı dönem için ilerici sayılabilecek bir küçük burjuva formasyonudur. Liberal haklar düzleminde tanımlıdırlar. Bu yüzden işçi sınıfını da ezilenlerin bir türü olarak idrak ederler. Niyetten bağımsız olarak, sosyalist açıdan oldukça geri bir bilince sahiptirler. İşçi avukatları sınıf mücadelesinin avukatlık mesleğindeki bir izdüşümü olarak değil, baro seçimlerinde sesi duyurulması gereken bir kesim olarak anlarlar. Sınıfa dair siyasi perspektifleri “işçi avukatların sorunlarını çözmek” biçiminde gelişir. Bu sebeple mücadelesi hakkında bilgi ve fikir sahibi olmadıkları işçi avukatları hemen seçimler öncesinde tanıma ihtiyacı duymuşlardır. Bu bakışa göre işçileşme, “genç avukatlar” gibi aslında hiçbir şey anlatmayan yardımcı referanslarla, “demokratik” gündemin bir alt departmanı olarak kurgulanır.

Yine Türkiye siyasetinden bir teşbihle, bu genel kurulda baro yönetimine adaylığını koyan ÖÇAV’ın işçilere karşı tavrını, seçim öncesi grev ziyaretinde bulunan HDP milletvekili profiline benzetebiliriz.

İŞÇİ AVUKATLAR NEDİR, NE DEĞİLDİR?

Herkes meslekte artık saklanamayan işçileşme gerçeğini kendine yontmaya çalışıyor doğal olarak. Bu iki grup, aralarındaki bütün zıtlıklara rağmen işçi avukatlık meselesini bir kesimin sorunları şeklinde idrak etmekte benzer bir bilinç zemininde aslında. Bu da bizlere, sınıfların varlığını kabul etmekle (ki bunların ilki onu da yapamıyor) hayata sınıfsal bir perspektifle bakabilmenin birbirlerinden farklı olduğunu göstermekte. Oysa İşçi Avukatlar’ın derdi “sorun çözmek” değildir. Varlık sebeplerini “ekonomik durumlarında iyileştirme” gibi kapitalizm koşullarında gerçek dışı bir beklentiye indirgemezler. İşçi Avukatlar’ın derdi, proleterleşme sürecinin tersine dönmesi, avukatlığın eski güvenceli ve bağımsız mesleki koşullarına kavuşulması hiç değildir. Bu bir hayaldir.

İşçi Avukatlar’ın bağımsızlıktan anladığı tek şey işçi sınıfının bağımsız siyasetidir. Bu yaklaşım, adı üstünde, bir siyasettir, siyaset dışı veya üstü bir ekonomik gündem ya da proje sahası değildir. İşçi Avukatlar, her önüne gelenin bir projeyle peşine takacağı bir “kesim” değildir. İşçi Avukatlar, işçi sınıfının mensuplarıdırlar. Siyaseti onunla birlikte ve ancak onun bir parçası olarak idrak ederler. Ekonomik haklarını da, diğer bütün hakları gibi kendi siyasetleriyle tesis ederler. [2] 

İşçi Avukatlar dünya halinin çeşitli mecralarından, barodan, sendikadan, hükümetten, meclisten bakarak işçi sınıfını anlamaya çalışmazlar. İşçi sınıfından bakarak dünyayı anlamaya çalışırlar. Genel Kurul’da bir İşçi Avukatlar Merkezi konuşmacısının ifade ettiği gibi, kaderleri ve siyasetleri Flormar işçileri ile, Cargill işçileriyle, 3. Havalimanı işçileriyle, Etlik Şehir Hastanesi şantiyesindekilerle, banka çalışanları ile, atanamayan öğretmenlerle, performans dayatması altındaki hekimlerle aynıdır.

İşçi avukatların bir rengi vardır. İşçi avukatlar dünyaya kendi ideolojilerinden, bilimsel dünya görüşünden bakarlar. İşçi avukatlar kendi geleceklerini ülkenin geleceğinden ayırarak idrak etmezler. İşçi avukatlar kendi ekonomik hakları kadar ülkenin hali konusunda da fikir sahibidirler. İşçi avukatlar yurtseverdir, laiktir, toplumcudur, sermayenin yerli-yabancı her türüne düşmandır. Uluslara bölmeksizin patrona patron, işçiye işçi derler. Hepsinden önemlisi, onlar için barolar sınıf mücadelesinin küçük bir cephesidir sadece. Meslek örgütlenmesini değil, sınıf örgütlenmesini savunurlar.

İşçi Avukatlar Merkezi, işçileşen avukatların tarihsel menfaatlerini temsil edebilecek tek bayrağı baro sathında da göstermekle çok doğru bir iş yaptı. Daha önce de söyledikleri gibi, “Baro siyaseti” ile hiçbir ilgisi olmayan bu siyaset yalındır, temizdir, gerçektir ve kimseye minnet duymak durumunda değildir. Haklı olmak, başka hiçbir yardımcıyı gerektirmeyen sonsuz bir meşruiyet kaynağıdır çünkü. Yaşananlar gösteriyor ki, bu haklılığın ete kemiğe bürünmesi ancak o bayrağı sıkı tutmakla mümkün.

NOT: Kulağa tuhaf gelecek ama, baro yönetimine aday gruplar arasında sınıfsallık konusunda in ileri bilinç düzeyini 40 yıldan uzun zamandır Ankara Barosu’nu yöneten, son seçimin de galibi olan, Demokratik Sol Avukatlar grubu sergiledi. Sınıfsal anlamda siyasi içerikli tavır takınabilen tek grup bu oldu. Bu grup, divan başkanının müdahalesiyle sadece “tavsiye kararı” olarak oylamaya sunulmasına rağmen, İşçi Avukatlar Merkezi’ne ait ve diğer gruplarca işçi avukatlar lehine sunulan tüm önergeleri tereddütsüz reddetmiştir. Patronluk ilişkisinin üzerini örtmek yerine onu açıkça savunabilmiştir. Dürüstlükleri için takdiri hak ediyorlar. Bundan daha ayakları yere basan sınıf aklı olur mu?  

Onların sergilediği bilinç şeklini de, taşeron işçilerini sokağa atan Beşiktaş Belediyesi’ne benzetsek hata etmiş olmayız herhalde.


[1] Milliyetçi Avukatlar grubunun bir önerge gerekçesinde geçen şu ifadeler gerçekten şaşırtıcı: …Genel kurulumuzda, kendilerini işçi avukat olarak tanımlayan ve işçi avukatlar grubu adına söz alan meslektaşlarımızı dinledik, kendilerinin sıkıntılarıyla hemhal olduk….”

[2] Bunun en belirgin bir örneği TBB’ye kabul ettirdikleri, ancak yakın zamanda Danıştay 8. Dairesi tarafından iptal edilen BİR AVUKAT YANINDA, AVUKATLIK ORTAKLIĞINDA VEYA AVUKATLIK BÜROSUNDA ÜCRET KARŞILIĞI BİRLİKTE ÇALIŞAN AVUKATLARIN ÇALIŞMA ESASLARINA İLİŞKİN YÖNETMELİK’tir.