Erkekliğin bilinçaltı, gericiliğin bilinci!

Erkekliğin bilinçaltı, gericiliğin bilinci!

Feride E. Tetik
11/08/2017 Cuma

Topyekun, fasılasız, mütemadiyen, arsız, izansız… Saçmalıyorlar ve saldırıyorlar. O kadar şirazeden çıktı ki bu durum, Yeni Şafak yazarının  “sigara içen kadının iffeti” mevzuunda saçmalamalarında olduğu gibi ayarı bile kendi kendilerine verir oldular.

Belli bir program dahilinde toplumsal dokuya yapılan bilinçli gerici müdahaleler, karşılığını bastırılmış olanın serbest kılması ile buluyor. Kadınlara bastırılmış, sakat, kontrolsüz, korkutucu ve beyinlerinde durmadan çalan o eski plakla yaklaşıyorlar. Gitgide, gericilerin bilinçaltı (1) ile muhatabız. Artık ne saldırganlıklarını ne de cinsel dürtülerini “kontrol” edemiyorlar. Kontrol etme gereği de duymuyorlar. Kendi cenahlarından  “çüş artık” ayarı gelirse bir an duraksayıp başka bir yerden devam ediyorlar. Kadınlara “islamın kızına kız üniversitesi" (2) sloganı ile haremlik selamlık üniversite vaad eden zihniyetin sözcüsünün, 7 yaşındaki kız çocuğu evlenebilir, 9 yaşındaki kız şehvet uyandırır, çarşafa girmelidir diyen aynı kişi olması şaşırtıcı değil. Kaldıkları yerden devam ediyorlar. Okul müfredatından, müftülerin nikah kıyma yetkisine; toplumsal profili belirleyen gericilik olduğu zaman, biz kadınlar fetvalarla, hutbelerle, rütbelerle ve icazetle tetiklenen erkeklikle baş başa kalıyoruz.

Kişinin toplumsal profili ile dizginlenmiş bilinçaltı, toplumsal olandan uzaklaştığı anda gemi azıya alma fırsatını yakalıyor. Bu ortamda sürekli olumlu geri bildirimlerle beslenen ‘erkeklik’ atakları kendine beslenme kanalları bulmakta sıkıntı çekmiyor. Bilinçaltının tetiklediği erkeklik, gericilikle birleşince bir parkta “o şortla burada dolaşamazsın” diye kadınlara saldırarak bir otobüste şort giydi diye bir kadını tekmeleyerek karşımıza çıkıyor.

Saldırı devam ettikçe genişliyor, derinleşiyor ve yaygınlaşıyor. Kendimizi ‘karşı’ tanımlayarak ne kadar uzak tutuyoruz zannetsek de çocukluktan itibaren kadın olmanın suçlu ve çaresiz olmak olduğu ve korkuyla-otosansürle yaşamamız gerektiği öğretiliyor.

Kahrolsun demekle kahredemediğimiz  “yaşasın” demekle alternatifini kuramadığımız bir çaresizlik ve çıkışsızlık halinde ‘ben tepkimi koydum’ deyip geri çekilemeyiz. Kadın düşmanlığını salt kınaya kınaya kazanacak olsak kazanırdık, protesto ede ede ilerleyebilsek ilerlerdik, tepkimizi dile getire getire dert anlatabilsek anlatırdık… Yetmiyor.

Bundan önce “giyimine kuşamıma hayatıma karışma” diye türbanlı-başı açık yan yana eylem yapmakla övünenler 10 yıl sonra sadece kıyafetlerine karışılmamasına tav olur hale gelir. İtibar edilmemesi anlamlıdır. “Ne giyersem giyerim karışamazsın” ın ardından bir “di mi ama?” yakarışı seziyoruz. Her yeni saldırı her yeni olayda yakına yakına cezbeye geliyor, ilene ilene içimizi soğutuyor ve söve söve rahatlamaya çalışıyoruz. “Adalet duygumuzun” incinmişliği, çaresizlik duygumuzu besliyor, karşı duruşumuzun kolunu kanadını kırıyor.

Güçlü ve kararlı bir “yıkacağız” a ihtiyacımız varken beddualarla ilerliyoruz. Zulmün artsın ki zeval bulasınlarla, ağıtlarla adın batsın, boyun devrilsin türü beddualarla serzenişlerle başlamayan yorum yapamıyoruz.

Bu çaresizlik bizi aşıyor.

Gittikçe bilinç düzeyinden, anlık reflekslerle üretilen erkeklik formları ile mücadeleye çekiliyoruz. Biz ‘geri’ düşmesek bile üzerine bulunduğumuz toplumsal platform geriliyor ve gerilemeden payımızı alıyoruz. Bilinç, basın açıklamaları okumakla/yazmakla/tartışmakla gelişebiliyor ama bilinçaltı öyle kolay yükselmiyor. İkili ilişkilerde partnerimizin içindeki o haşmetli ‘erkeklik’ ile karşı karşıya kalıverdiğimiz an bunu daha iyi anlıyoruz. Kendimiz kendimize şaşırıyor ve ‘erkek değil mi işte’ diye çaresizce konuyu kapatıyoruz.

İnsanı insan yapan bilinçli düşünce ve eylemdir.

Yakınmakta bilinçli bir hal yoktur, içimizi soğutur, bir araya gelir yalnız olmamam duygumuzu tatmin eder, ertesi günkü benzer bir açıklamalarında da ‘yok artık’ diye kalırız.

Gericilik ve ataerki birbirini besliyor ve bataklık kokmaya, çürümeye ve çürütmeye devam ediyor.

Çaresizliği yenmek bilinç işidir. Sınıf bilincini çürümenin karşısına koyan da Komünist Kadınlar olanaktır.

1) Freudculuk tartışması ayrı bir tartışma, alanım değil girmiyorum. Bu yazı çerçevesinde bilinçaltı terimini bilince çıkarılmamış ilkel dürtüler soyutlaması olarak kullanıyorum.

2) http://haber.sol.org.tr/toplum/seriatcilar-durmuyor-simdi-de-kiz-univers...