Mücadele eden işçilerin romanı: Wedding Barikatları

Mücadele eden işçilerin romanı: Wedding Barikatları

Ekin Koç
02/08/2018 Perşembe

İktidarda SPD (Alman Sosyal Demokrat Partisi) vardı. 1914'te 2. Enternasyonel'in aldığı "ulusal çıkarlar" kavramı üzerinden kendi hükümetlerine destek verme ve savaş kredilerine oy verme gibi kararlarından itibaren işçi sınıfına ihanet içindeydiler. Öyle ki, daha sonrasında Rosa Luxemburg ve Karl Liebknecht gibi devrimcilerin ölüm emrini vermişlerdi. 

Sonrasında ise 1933'te Alman sosyal demokratları "Hitler'i yenelim oylar Hindenburg'a" sloganı ile Hindebungur`u desteklemiş, Hindenburg ise Cumhurbaşkanı olduktan sonra Hitler`i başbakan olarak atamıştı. Sosyal demokratlar bir kez daha tarihi bir ihanete imza atmıştı.

Tarih 1929'u gösteriyordu. Alman komünistleri 1 Mayıs için hazırlıklara başlamışlardı. Ancak SPD Berlin'de 1 Mayıs mitingini yasaklamak ve komünistlere karşı kendi yayınlarında çıkan iftiralar atmakla meşguldü.  Bu sırada ise Almanya Komünist Partisi (KPD) işçi sınıfı ile sıkı bağlar kuruyordu. Metal işçilerinden, inşaat işçilerinden siyasi önderler çıkarıyordu. 

Parti, yasağa rağmen alana silahsız olarak çıkma kararı almıştı.Bu sırada sosyal demokrasi yine işçi düşmanı yüzünü gösterecek ve 33 devrimciyi katledecekti. İşte bu katliamı ve komünistlerin muazzam mücadelesini anlatan bir roman çevirdi Yordam Kitap yakınlarda. Kendi kelimeleriyle "Burjuva evinde yetişme" KPD'li Klaus Neukrantz'ın Wedding Barikatları. 

Kitabın ismini ilk kez Peter Weiss'ın ismiyle müsemma, uzun soluklu bir mücadeleyi, yenilgilere rağmen hiçbir zaman umutsuzluğa düşmeyen kahramanlarını (ki bunu Ben Anlatıcı da söyleyecektir.) anlatan Direnmenin Estetiği adlı muhteşem romanında görmüştüm. Weiss Kafka'nın Şato'su ile beraber Wedding Barikatları'nı da işçi sınıfının romanı olarak tarif ediyordu.

"Klauz Neukratz'ın Kızıl Romanlar dizisinden çıkan bir marka satılan ve mücadeleyi anlatan küçük kitabıysa soru sormakla uğraşmıyor ve yanıtı tereddütsüz veriyordu, insanlara nihilizme düşmemeleri, çekilen acı karşısında pratik savunma araçlarını kullanmaları için çağrıda bulunuyor, bizi hemen harekete geçmemiz için uyarıyordu, bizim semtlerimizdeki herkes bu kitabı rahatlıkla anlayabilirdi. Yolu uzatmak, mesele üzerine uzun uzun düşünmek için vakit yoktu orada, yapılacak şey ortadaydı. Kafka'nın köyüne, kader öyle istediği için musallat olan bela Wedding sakinleri için açık seçik sınıfsal bir baskı süreciydi ve onunla korkmadan mücadele edilmeliydi"* diyordu Weiss bu roman için. 

Burada bize hatırlanmayan net bir sınıfsal netlik manzarası sunmakla beraber; şunu da anlıyoruz ki, Wedding Barikatları zamanında örgütleyici bir işlevi olmuş. Zaten bir roman için esas önemli olan, diğer işlevleri bir yana (tarihsel gerçekliği yansıtma, insani olarak "incelme") dönüştürücü ve örgütleyici bir işlevi olması değil midir?

Şimdi kitaba dönelim. Muharrem İncelerle, Demirtaşlarla diriltmeye çalışılan sosyal demokrasinin  düzen için işlevini net bir şekilde açıklıyor ismini bilmediğimiz "Konuşmacı" bir üye toplantısında. Şöyle diyor: 

"Savaş sonrası olan bitenlerin konumuna baktığımızda sosyal demokrat işçiler de kabul etmeliler ki, kapitalistler, her önemli dönüm noktasında 'huzur ve düzeni' tekrar sağlama ve işçilerin kazandıkları az sayıdaki önemli başarılarını ekonomik ve sosyal alanda geri alma işini hep SPD'ye yüklediler. Bunun için de sadece Ebert'in, sekiz saatlik iş gününü fiilen ortadan kaldıran yetki kanununa bakmak yeterlidir. Alman sermayesi için Ebert, savaş öncesi bütün imparatorların yaptığından daha fazlasını yaptı. Varlıklarını kurtardı! Sonra da onlar da gidip Hindenburg'u seçtiler."(s.45) 

Güncelden örnek verecek olursak yanı başımızda, suyun öte yanında yeni sosyal demokrasi olarak tarif edebileceğimiz Syriza`nın da yaptığı şey tam olarak bu değil mi?

Biraz da kahramanlardan bahsedelim. Yukarıda bahsettik, metal işçilerinden siyasal önderler çıkarıyordu KPD. Kitaptaki örneği metal işçisi, sokak komiseri Hermann Süderupp. Öyle ki, vakit buldukça "artı değer teorisi", "sermaye birikimi", "savaş sonrası emperyalizmi" gibi konular çalışıyordu evinde. Türkiye solunun uzun zamandır unuttuğu "Devimci teori olmadan devrimci pratik olmaz" sözünü hatırlatıyor yazar, Hermann'ı anlattığı paragrafta.(s.61). Metal işçisi komünist Hermann bu sözü unutmuyor. Duvarında ise Lenin'in portresi asılı.

1 Mayıs yaklaşırken Parti işlerini uykudan ve yemek yemekten daha önemli gören Parti'ye sadakatle bağlı çimento taşıyıcısı Kurt Zimmermann, tüm vaktini yorgunluk dinlemeden Parti işlerine ayırdığı için ona sitemkar bir şekilde kızan ama mücadeleye de sempati ile bakıp her şeyi göze alıp yürüyüşe katılan eşi Anna, partisinin aldığı karar kızan SPD'li işçi Tölle, 1 Mayıs'ı yönetmekle görevli işçi Paul ve Thomas, "Bu akşamdan sonra bu partiden ayrılacağım artık" diyen SPD'li işçi, sokakları Enternasyonalle inleten, polisin saldırısı sonrasında tekrardan bir köşede toplanıp "Kahrolsun Mayıs Yasağı", "Yaşasın Komünist Partisi", "Kahrolsun sosyal faşist açlık rejimi" diye slogan atan; saldırıyı izleyen tüketici kooperatifinin sosyal demokrat genel müdürüne "1 Mayıs`ı demirin arkasından kutluyorsunuz galiba?" "Hayvanata bahçesindeki maymunlar gibi!" diye bağıran işçiler, saldırı sırasında "Neyi öldürmek istiyorsunuz sahi? Sefil evlerimizi kurşunlayarak öldürebilir misiniz? Açlığımızı, hastalıklarımızı... ya işsizliğimizi? İşçi katilleri sizi! Yaşasın; yaşasın, tabancalarınız ve toplarınızla asla öldüremeyeceğiniz o şey yaşasın. Yaşasın dünya deviminin zaferi!" diyerek kahkahalar atan kimliği belirsiz kadının direnci ve daha niceleri... Her biri Nazım'ın dizesiyle "Tepeden tırnağa insan." 

Wedding Barikatları bir mücadele romanı.Yılgınlığı;bunalımlı,takıntılı,hastalıklı tipleri anlatan romanların piyasaya sürülüp, yaygınlaştırıldığı günlerde böyle bir romanın çevrilmesi gerçekten çok önemli. Orhan Kemal`in dediği gibi: 

"Hastalıklı, bunalımlı insanı anlatmak kolaydır da sıradan insanı anlatmak zordur." 

Wedding Barikatları "sıradan" ve bir o kadar da "sıradan" olmayan insanların mücadelesini anlatması açısından da önemli bir kitap. Kitaba değerini veren bir diğer nokta ise kahramanların hepsinin sosyalizm mücadelesine ve Komünist Parti'ye sarsılmaz inançları. 

Kurt, 1 Mayıs sabahı işçilerin bütün dünyada 1 Mayıs'ı kutladıklarını düşünüyordu. Bu sırada aklından geçirdiği cümlelerle bitirelim:
"Hepsi bir arada olsa, bugün kendilerini sömürenlere tek bir parmağını bile kımıldatmayan bütün emekçiler, ah Lustgarten parkı bile onlara yetmezdi. Ve hepsi birlikte bir üflese, Katedral binası cumburlop Spree nehrine düşerdi." 

Buradaki sınıf bilinci muazzam değil mi? İşçi sınıfı eninde sonunda "domuz" burjuvaları tarihin çöplüğüne gönderecek ve o "Katedrali" yıkacaktır. 

İşçi sınıfının örgütlü mücadeleye katılması dileği ve çabası; 1 Mayıs 1929'da katledilen 33 işçinin anısına saygıyla... 

"KIZIL SOKAK
Sokak canlandi,kükredi,
Giyinip kuşanıp dışarı attı kendini insan bedenleri
Kollar ileri, zihinler düşünceli,
Ağızlar... silahlar; başlar... levyer
Sokak... zorlu ve acımasız
Fazla yükten bükülüvermiş insanların belleri
Tekerlekler ve adımlar
Yuvarlayıveriyor bu ağır yükleri
Yukarı kaldırın şimdi onları,
Koparılmış
Parçalanmış
O acınası bedenleri;
Tekrar aşağı çalın sonra
Bütün o canı yanmışları, ezilmişleri
İşte karakollar, polis ekipleri
Esaretin sokağı
Mücadelenin sokağı şimdi." 
(Kitabın sonunda yer alan, Alman Demokratik Cumhuriyeti'nde Kültür Bakanlığı yapmış şair Johannes R.Becher'in şiiri.)

İletişim Yayınları 2. Baskı 2014 Çev. Çağlar Tanyeri- Turgay Kurultay s.170