Akademik marksizmin muhakeme sorunları: Pasukanis olayı

Akademik marksizmin muhakeme sorunları: Pasukanis olayı

Ekin Görkem
20/03/2019 Çarşamba

Türkiye literatüründe marksizm ve hukuk temasında bir canlanma söz konusu. Bu konuda dünya çapında bilinirlik sahibi az sayıdaki eserlerin çevirileri ve yerel akademisyenlere ait bazı makale derlemeleri kitap raflarında yavaş yavaş yerini alıyor. [1]

Bu derlemelerin bazı kısımları marksizm ve hukuk temasında oluşan literatürün taranmasına ve derli toplu hale getirilmesine ayrılmış durumda. Bu ihtiyaç, aslında marksizm ve hukuk konusunu baştan aşağı sistemli şekilde ele alan bir eser verme girişiminden herkesin çekindiğinin de bir kanıtı. Bunun çok çeşitli sebeplerini saymak mümkün. Ama bence en önemlisi, hukuk konusunun marksizmin (ya da marksist epistemolojinin) sinir uçlarına dokunduğunun akademisyenlerce fark edilmesidir. Çünkü hukuk maddi yaşamın düzenlenmesine ilişkin faaliyetin çok doğrudanlaştığı bir tema ve devlet teorisinden, sosyalist kuruluştan bağımsız tartışılamıyor. Bu da bütünsel bir akademik bilgiden fazlasını, özne olmayı gerektiriyor.

Diğer bir deyişle, Marksizmi hukuk bakımından tartışmak da aslında Marksizmi icra etmeyi, bugüne ve yarına dair yapacaklarını tartıştırmayı gerektiriyor. "Nesnel hakikatin insan düşüncesine atfedilip atfedilmeyeceği sorunu bir teori sorunu değil, pratik bir sorundur. İnsan, hakikati, yani düşüncesinin gerçekliğini ve gücünü,  bu dünyaya aitliğini kanıtlanmalıdır. Pratikten yalıtılmış düşüncenin gerçekliği ya da gerçeksizliği konusundaki tartışma, tamamıyla skolastik bir sorundur." (2. Tez) Akademizm ise marksizmi bir akademik yöntem olarak hukuka uygulamaya çalıştıkça hem bugün hem yarın açısından tuhaf ve tutarsız sonuçlar elde ediyor. Nesnellikle ilişkilenmeyen, onu değiştirmeyi hedeflemeyen anlama faaliyeti, bir noktada sadece değiştirmeyi değil anlamayı da imkânsız hale getiriyor.

Bu tartışmaların en çok yoğunlaştığı konu doğal olarak öncülüğünü Sovyet hukukçusu Pasukanis’in üstlendiği “Meta Mübadelesi Teorisi” ya da Onur Karahanoğulları’nın deyimiyle “Sönümlenmeci Hukuk Teorisi”. Pasukanis hakkında bilinenler çeşitli batılı akademisyenlerin ve ağırlıkla Robert Sharlet’in çalışmalarına dayanıyor. Kendisine ait makale derlemesinden, bu çalışmaların Karahanoğulları’nın düşüncelerine de kaynaklık ettiği anlaşılıyor. Burada Genel Hukuk Teorisi’ne ve bağlamına ilişkin bir değerlendirme yapma imkânımız yok ancak bu yazarlar vesilesiyle bu konunun nasıl “tartışılmaması” gerektiğine ilişkin bazı notları düşme imkânına kavuşuyoruz.

Çok kabalaştırmak pahasına özetlemek gerekirse, aktarılan tartışma “burjuva” hukuksal biçimlerin sosyalist bir içeriği taşıyabileceği (sosyalist ceza hukuku, iş hukuku vb. gibi) iddiası ile sosyalist hukuk diye bir şey olamayacağı ve “hukuk” adı verilen fetişin meta mübadelesi şeklindeki maddi temeliyle birlikte ortadan kalkacağı iddiası arasında gerçekleşiyor. Ancak NEP’ten çıkış ve kolektivizasyon ile birlikte bu tartışma 1930’larda ilki lehine sonuçlanıyor. Batı akademisi Sovyetlerin, sönümlenmeye engel olan “Stalinizmin” elinde sosyalist idealden uzaklaştığı yönünde “sol” bir görüşe sahip. Tartışma aslında sosyalist kuruluşa ilişkin ve bürokratizm, tek ülkede sosyalizm vb. konularındaki ezberler çerçevesinde yeni ve özgün hiçbir yan taşımıyor. Oysa Pasukanis olayı çok daha sağlıklı bir tartışma zeminini hak ediyor.

Alper Birdal, bir makalesinde sosyalizmin kuruluşuna ilişkin çok çeşitli temalardaki bloklaşmalar çerçevesinde mekanist anlayışın Rus ideolojisindeki köklerini tartışıyor. [2] Bu bloklaşmaların temelinde Marksist öznenin epistemolojik değerine ilişkin bir kavrayış sorunu olduğuna işaret ediyor. Buna göre Bogdanov’un başını çektiği Ampiryokritisist akımla mücadele eden Lenin’in tek yaptığı solipsist idealizmi açık etmek değil, felsefi olarak Ne Yapmalı’yı, özneyi savunmak. Burada sosyalist kuruluşa ilişkin çeşitli temalarda gerçekleşen tartışmalara; planlamada erekselcilik-kalıtsalcılık, felsefede Deborincilik-mekanizm gibi örneklere yer veriliyor. İlginç bir biçimde Proletkult akımı da mekanizmle ilişkilendiriliyor. Birdal’a göre mekanik yaklaşım insan etkinliğini maddi yasalar tarafından kesin bir biçimde sınırlandırıldığını ileri sürüyor ve burada “rasyonellik” bu nesnel sınırların bilim tarafından keşfedilmesi ve insan etkinliğinin nesnel yasalara göre kendini dönüştürmesi olarak görülüyor. Bu düşünce yapısının çeşitli görünümleri 1930’larda hızlı sanayileşme ve sosyalizmin kurulması ihtiyacı doğrultusunda -Sovyet tarihi bakımından geçici olarak- tasfiye ediliyor. 16 ve 17. Kongrelerle birlikte bunların sosyal ve kültürel yaşama ilişkin yansımalarının da aynı tasfiyeden payını aldığı görülmekte. Örneğin Proletkult tasfiye oluyor ve Sosyalist Gerçekçilik benimseniyor. Yine ilginç bir şekilde, Yalçın Küçük’ün tasfiye edilen iktisatçılara ilişkin olarak aktardığı bir tartışma var. 40’larda, ekonomi politik derslerinin varlığını sürdürüp sürdürmeyeceği tartışmasının da benzer bir içeriğe sahip olduğu görülüyor. Burada da, önceden genel bir doğru olarak bir burjuva kategorisi şeklinde kabul edilen değer yasası’nın akıbeti tartışılıyor. Sonrasında ders kitaplarında sosyalist değer yasasının neden mümkün olduğuna dair açıklamalar yer alıyor. [3]

Sovyetlerdeki bu somutlaşma eğilimi hukuk teorisine ilişkin tartışmalarla paralellik taşıyor. Pasukanis, kapitalist üretim ilişkilerinin aşılmasıyla hukukun yerini teknik düzenlemelere bırakacağını ileri sürüyor. Hukuksal biçimlere saldırarak (yukarıda anılan “rasyonelliğe” uygun davranarak) hukuk ideolojisinin sönümlendirileceğini düşünüyor. Zamanla bu tezinde bazı esnetmelere gitse de bu anlayışın tasfiyesine kadar bu öz korunuyor. Bunun, tıpkı mekanist düşüncenin çeşitli temalardaki diğer varyantları gibi Marksist klasiklerin lafzına uygun olduğuna şüphe yok. Bu sebeplerle, teorisinin doğruluğundan bağımsız, Pasukanis’in mekanizme ilişkin tartışmalar çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Elbette diğer konularda olduğu gibi (sosyalist sanat, sosyalist ekonomi politik vb. gibi) 30’ların ortasından itibaren “sosyalist hukuk sistemi” bir teorik gereklilik olarak kabul edilmiş oluyor.

Burada bir parantez açalım. Pasukanis üzerindeki “akademik” çalışmalar sosyalist kuruluşa ve onun nesnel ihtiyaçlarına dair hiçbir meseleyi tartışma konusu etmiyor. Reel sosyalizmin Marksizme tek ülkede sosyalizm, geri bir ülkede hızlı sanayileşme, kolektivizasyon gibi -teorik- katkıları, yukarıdan aşağıya yönetim, kızıl terör gibi burjuva ideolojisinin karnını okşayan ifadelerle geçiştiriliyor. Pasukanis hakkında yapılan saptamalar son derece sığ ve öznel. Örneğin Pasukanis’in partiden gelen eleştiriler ve baskı (otokontrol) yüzünden tezinden geri adım attığı ifade ediliyor. Pasukanis’in aklıyla alay eden ve teorisini geliştirme ihtimalini hiçe sayan bu tamamıyla öznel yakıştırma elbette hiçbir kanıta dayanmıyor.

Yalçın Küçük, yukarıda değinilen eserinde tarihsel dönüş noktalarının sapmaları açığa çıkardığını ve bir mücadele platformuna dönüştürdüğünü teyit etmekte. Bu dönemlerde sapma anlamına gelen yönelimler nitel bir sıçrama yaşayarak berraklaşır ve kabul ya da tasfiye edilir. Bu tasfiyenin biçimi tarih bakımından tali bir konudur artık. Elbette bir siyasi yönelimin tasfiyesi tüm tarihsel olaylar gibi bazı kişilerde cisimleşecektir. Bunun insani yanı eleştirilemez diye bir şey tabii ki yok. Ancak insani olandan teorik sonuçlar çıkarmakta çok ciddi bir sorun var. Birel olanla siyasi olan arasında ayrım yapamamak akademizmin evrensel bir özelliğidir. Akademizm “tasfiye edilen kişileri” görür ancak sosyalist iktidarın nesnelliğini tartışmaz. Akademizm için tasfiye edilen bir akım veya yönelim değil, kişilerdir.

Elbette amacımız sosyalist deneyin yanlışlanamazlığını iddia etmek değil. Sosyalizmin kuruluşuna ilişkin olarak 30’lardan 20. Kongre’ye kadarki dönem için hem Yalçın Küçük’ün, hem de Alper Birdal’ın aynı eserlerde dikkat çektiği “pratiğin teorileştirilmesi” konusu böyle bir konu olabilir, örneğin. Sosyalist kuruluşa ilişkin tedbirlerin tarih karşısında objektifleştirilmesi konusu, doğruluğundan veya yanlışlığından bağımsız olarak Marksizm bakımından meşru bir tartışma teması olabilir. Akademi ise bundan çok uzakta, vaktini tartışmanın en biçimsel ve yüzeysel unsurlarıyla boğuşarak geçirmektedir. Onlara göre Sovyetlerin çözülmesinin sebebi sönümlenmemesidir. Burada parantezi kapatıyoruz.

Birdal’ın makalesinde, anılan teorileştirme faaliyetine rağmen mekanist anlayışın budandığına ama tam anlamıyla yenilemediğine, her hesaplaşmadan sonra daha güçlü olarak boy verdiğine değinilmekte. Buna bir örnek olarak Hruşçov döneminde ortaya konulan “komünizm” hedefi gösterilmekte. Komünizm anlayışını bireysel tüketime ya da çalışma saatlerine indirgeyen, örneğin işçilerin artırılan boş zamanlarında ne yapacaklarını tartışmayan akıl yürütme ele alınmakta. Sosyalist bir düzende hukuk konusunun da benzer bir noktada ele alınması gerektiğini düşünüyorum. Soru hepsi için benzerdir. Komünist topluma ulaşmak burjuva biçimlerinin ortadan kaldırılmasına indirgenebilir mi?

Yalçın Küçük, Sovyetlerde hızlı sanayileşme ihtiyacının sebeplerini maddeler halinde sıralarken emperyalist blok karşısında varlığını korumanın yanında politik bazı sebeplere de işaret ediyor. Bunlar işçi sınıfının büyüklüğünü hem nicel olarak hem de siyasal-ideolojik olarak artırmak olarak özetlenebilir. Hekimoğlu da, bir makalesinde kapitalist öğelerin ortadan kaldırılmasıyla devletin ortadan kaldırılmasını birbiriyle özdeşleştiren Troçki’nin proletarya diktatörlüğüne yalnızca negatif bir rol yüklediğini, bunun yalnızca burjuvazinin ezilmesinin bir aracı işlevi taşıdığını düşündüğünü aktarıyor; proletarya diktatörlüğünün emekçi sınıfları örgütleyecek ve geliştirecek niteliğine vurgu yapıyor. [4]

Buradan Marksistler tarafından devlet, iktisat gibi bilinç biçimlerinin kendinde şeyler (kendiliğinden sönümlenmesi gereken şeyler) olarak değil toplumun siyasallaştırılmasının birer aracı olarak kavranması gerektiğini anlıyoruz. Bütün bu kavramları “nasıl sönümlenecekleri” sorusu ile tartışmaya açmak, yine bir Gelenek yazarının ifadesiyle “üçgenin iç açılarının toplamı 180 derecedir” cevabını almak için “180 derece nedir?” sorusunu sormaya benziyor. Marksizmin temel sorunu burjuva biçimlerin nasıl sönümlendirileceği değil yabancılaşmanın nasıl sona erdirileceğidir. “Hukuku nasıl sönümlendiririz?” sorusundan hareket eden bir akıl yürütmenin hukuk aygıtının toplumun siyasallaştırılması için kullanılmasını anlaması imkânsızdır. Bu akıl yürütme öznenin geri adımlarına da tarihsel bir anlam verememektedir. Tartışmanın odağında sosyalist kuruluş vardır aslında. Bu anlamda sosyalist hukuk sistemi için kullanılan normativizm/pozitivizm nitelendirmesi de Stalin’e yöneltilen ampirisist yakıştırmasıyla yakın akrabadır.

Konuyu biraz dağıtmak pahasına, derdimi anlatabildiğimi sanıyorum. Marksizm içerisinde hukuk kavramını tartışan akademinin muhakeme sorunu, konuyu akademik olarak çözümlenebilir sanmasından kaynaklı. Akademi “Hukuk nedir?” sorusuna yanıt arıyor. Bütün inceltmelerine rağmen bu anlayış için tarih “yaşanan olaylardan”, teori ise “Marksist yöntemin bazı akademik temalara uygulanmasından” ibaret. Bu anlayış Şen’in deyimiyle Marksizme değil, Marksolojiye karşılık geliyor aslında. Örneğin Sharlet, Pasukanis’in biçimlere saldırmasını hukukun meşruiyetini kaybetmesine neden olmak olarak görüyor, ancak siyasetin meşruluğunu hiç tartışmıyor. [5] Veya Karahanoğulları, “Sönümlenmeyen hukuk ve devlet yıkıldı” şeklinde anlamsız nedensellikler kurarak bilimsel değer taşımayan önermelerde bulunabiliyor. [6] Örnekler sınırsız sayıda...

Pasukanis gerçek bir tartışmayı hak ediyor. Bunun için tartışmanın öncelikle akademik ideolojiden kurtartılması ve siyasallaştırılması gerekiyor.


[1] Elbette sosyalist hukuk sistemini burjuva hukuk teorisinin biçimsel standartları altında inceleyen karşılaştırmalı hukuk çalışmalarını bunun dışında bırakıyoruz.

[2] Ne Yapmalı’dan NEP’e: Sovyet Deneyiminin Bitmeyen Kavgası, 100. Yılında Büyük Ekim Devrimi içinde, 125 vd.

[3] Yalçın Küçük, Sovyetler Birliği’nde Sosyalizmin Kuruluşu (2011), 86 vd.

[4] Cemal Hekimoğlu, Kuruluşu Stalin'den Öğrenirken I, Gelenek 49.

[5] Karahanoğulları, Marksizm ve Hukuk (2017), 183.

[6] Karahanoğulları, Marksizm ve Hukuk (2017), 162.