İki taraflı dayatma

İki taraflı dayatma

Çağlar Ezikoğlu*
23/01/2015 Cuma

Geçtiğimiz haftalarda Fransa’da yaşanan terör saldırıları hem Dünya hem de Türkiye gündeminde baş sıralardayken, bu hususta yaşanan tartışmaların Türkiye sathında iki kutuplu basit bir dayatma anlayışına dönüştüğü gözlerden kaçmıyor. Geçtiğimiz hafta burada Fransa’daki saldırılar ile aynı tarihlerde gerçekleşen Nijerya’daki Boko Haram katliamlarının neden ilgi çekmediğine dair bir yazı yazmıştım. Özellikle sosyal medyayı ve yazılı basını takip ettiğimde, hem iktidar yanlılarının hem de iktidara karşı muhalefet bloğunda yer alan önemli erklerden birisi haline gelmiş “Fethullah Gülen Cemaati”nin bu saldırılar üzerinden basit bir siyasi hesaplaşmaya gittiğini açıkça görmekteyim.

Bu iki tarafın biri, Fransa’daki saldırıları tamamen bir iç siyaset meselesi haline getirip bunun üzerinden “İslamofobi”yi kullanarak bir mağduriyet alanı yaratmaya çalışan AKP iktidarı ve onun yandaşları. Sosyal medyayı ve özellikle yandaş olarak nitelendirilen hükümete yakın yazılı ve görsel basını takip edersek, Fransa’daki saldırıların “gizli eller” tarafından tertiplenip, Avrupa’da var olan İslamofobi’yi arttırmayı amaçladığını iddia edenler çoğunlukta. Bu komplo teorilerinin gerçekliğini tartışmayı bir kenara bırakırsak, bu teorilerin anlatmak istediği alt metninde, Avrupa’da İslam’a yönelik bir zulüm olduğu ve bu zulmün Türkiye’de de çok sayıda destekçisi olduğu iddiası yatıyor. Cumhuriyet Gazetesi’nin Charlie Hebdo karikatürlerini yayınlama kararı ardından gazeteye yapılan polis baskını, karikatürlerin yayınlanmasını yasaklayan Diyarbakır Mahkemesi’nin vermiş olduğu karar, AKP’li yöneticilerin Charlie Hebdo’nun provokatif bir yayın kuruluşu olduğuna dair yapmış olduğu açıklamalar ve bütün bunlarla paralellik gösteren diğer gelişmeler bahsettiğimiz hususun en açık örneklerini teşkil etmektedir. Peki bu süreçte yeni olan ne var? Yani Danimarka’daki karikatür krizinde AKP ve onun temsil ettiği siyasi zihniyet ile şu anki zihniyet arasında bir fark var mı? İşte bu sorunun yanıtını aramaya kalktığımızda dayatmanın diğer yüzüne ulaşıyoruz.

AKP'NİN İSLAM'I VS. CEMAAT'İN İSLAM'I
AKP’nin sosyal medya timlerinde ve yazılı basındaki kalemşorlarında bu saldırıların akabinde eleştirilmeye çalışılan “laik” veya “Kemalist” kesimler olmuştur yıllardır. Fakat bu tabloya Charlie Hebdo saldırısından sonra Gülen Cemaati’de eklenmiş oldu. Cemaat ile AKP iktidarı arasındaki çatışmayı bilmeyeniniz yoktur. İşte bu çatışmanın bir meyvesi olarak AKP iktidarının medyadaki zihniyeti, bu saldırıları Cemaat’in yani kendilerinin tabiriyle “Paralel” Devlet’in AKP’yi yıpratmak ve terörü desteklemekle suçlamak amacıyla kullandığını yazmaya başladılar. Bütün bu süreçte, erki elinde tutmak isteyen bu iki klik arasındaki mücadelenin en tabii sonuçlarından birisi elbette AKP iktidarının “yeni düşmanı” olarak bellediği Gülen Cemaati’ni hedef tahtasına oturtmaktır. Ama esas şaşırtan nokta, kendilerini bazıları tarafından “ılımlı” olarak nitelendirilse bile İslami bir hareket olarak tanımlayan bir yapının bu saldırılar karşısında birdenbire bu konumunu fazlasıyla seküler bir noktaya getirmiş olmasıdır.

AKP iktidarının Anayasal değişikliklerinde “Yetmez ama Evet” sloganıyla destekçilerinden biri haline gelen ve özellikle liberal sol olarak adlandırılan entelektüel hareketlerden bazı aydın ve yazarların, Cemaat-AKP çatışmasında “demokrasi” kılıfı ile Cemaat’ten yana olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Fethullah Gülen Cemaati’nin Ergenekon ve benzer davalarda işlemiş olduğu tüm hukuksuzlukları yok sayan bu liberal cenah şimdi ise bahse konu Cemaat’in yayın organlarında Charlie Hebdo saldırısını basit bir iç siyaset malzemesi noktasına getirmeye çalışmaktadır. Buna göre; Charlie Hebdo saldırısı Dünya’da artan Radikal İslam’ın bir ürünüdür ve bunu kınarken hiçbir şekilde İslamofobi meselesini ağzınıza dahi almamanız gerekir. Zira İslamofobi dediğinizde, bu “ama” ile başlayıp AKP’nin ekmeğine yağ sürecek bir zihniyete tekabül etmektedir. Yani Gülen Cemaati, Avrupa halkının İslam’dan korkuyor oluşunu, Türkiye’deki benzer korku ile bir tutmaya çalışmakta ve bunu dayatmaya niyetlenmektedir. Şu nokta açıktır ki ne Cemaat ne de AKP’nin Charlie Hebdo üzerinden geliştirdiği siyaset, gerçeklerden öte ancak ve ancak bir iç siyaset hesaplaşmasıdır.

HANGİ GERÇEK?
Elbette ki, AKP döneminde Siyasal İslam’ın Türk sosyal ve siyasal hayatındaki yerinin her geçen yıl arttığı su götürmez bir gerçeklik olarak karşımıza çıkmakta. Fakat şu da bir gerçektir ki, AKP seçmeni veya kitlesinin bu saldırıyı yapanları desteklemesi ortaya çıkmış yeni bir olgu değildir. Danimarka’daki karikatür krizinde de, veya benzer vakalarda da AKP’nin tabanının tepkisi az çok aynıdır. Bu tepkinin ne kadar sağlamsız ve temelsiz olduğunu tekrar yazmaya da gerek yok. Ama Cemaat medyasının ve onun kalemşorlarının bu tepkileri “Türkiye’de Siyasal İslam hortladı” veya “Türkiye bu İslamcılar yüzünden tehdit altında” algısı üzerinden gitmesi ilgi çekici. Zira Zaman Gazetesi’nin 1 Ocak 2013 tarihli “Fransız Dergisi Yeni Tahrik Peşinde” başlıklı haberinde Charlie Hebdo’yu çok sert bir dille uyarıp adeta hedef göstermesi hafızalardan silinmiş değil. [1]

Her iki tarafın yapmak istediği basit bir dayatmadan öte değil. Ne AKP iktidarının bahsettiği gibi bu saldırılar sadece İslamofobi’yi arttırmak için yapıldı ne de Cemaat’in bahsettiği gibi bu saldırılar ile birlikte İslamofobi’nin Avrupa’da daha da yükselişe geçme ihtimali ortadan kalktı. Şu açıktır ki, Avrupa’da özellikle Almanya, Yunanistan, Fransa gibi ülkelerde ekonomik krizle birlikte yükselişe geçen bir aşırı sağ klik varlığını sürdürdüğü müddetçe bu tip saldırılar en çok onların ekmeğine yağ sürecektir. Ama elbette bu saldırıların onların ekmeğine yağ sürmesi, saldırıların ortaya çıkmasının sebebi olarak açıklanamaz. Ayrıca Avrupa’da Müslümanlar azınlık kimliklerinden ötürü ayrımcılığa uğradıkları ne kadar basit bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyorsa, Türkiye’de de ifade özgürlüğü ayaklar altına alınarak laik/seküler/Gayrimüslim kesimler AKP iktidarının daha da güçlenmesi ile daha fazla ayrımcılığa uğramaktadır. Yani her iki tarafın “Avrupa’da da mağduruz Türkiye’de de” veya Avrupa’da İslamcılar aynı, Türkiye’de de” tezleri, kendi içlerindeki güç kavgasının dış siyasete yansımasından öte değildir.

* Aberystwyth Üniversitesi, Uluslararası Siyaset Departmanı Araştırma Görevlisi ve Doktora Adayı


[1] http://www.zaman.com.tr/dunya_fransiz-dergisi-yeni-tahrik-pesinde_203531...