Çürümüş üniversite...

Çürümüş üniversite...

Burcu Başak
02/03/2017 Perşembe

Bu fotoğraf akıyor haberlerde. Akıyor akıyor gidiyor. “İşten atılan asistan intihar etti” yazıyor. Fakültesinin koridorunda çekilmiş, gülen genç bir akademisyenin resmi var haberlerde. Beyaz bir duvar pembe şerit ve mavi kapı… İşyerinin kapısının önünde gülümsüyor. Diğer bir fotoğrafta da gülümsüyor ekonometrici bu sefer beyaz bir tahtanın başında çözüyor ve gülüyor…

Başka bir fotoğrafta ise siyah bir branda üzerinde "(1983-… ) Dr. Mehmet Fatih Traş Unutmayacağız" yazıyor. Yıllardır emek verdiği fakültesinin önünde, belki de iki ay önce elinde çayı ile bu merdivenlerden çıkıyor Mehmet Fatih… Arkasında Dekanlık yazıyor büyükçe; el yazısıyla yazdığı notta hakkında çeşitli ithamlarda bulunulan haksızlığa uğradığı içerlediği yer…

Mehmet Fatih’in fotoğrafı haberlerde neden siyah bir brandanın üstünde?

Mehmet Fatih Traş Çukurova Üniversitesi Ekonometri bölümünde 50/d’li bir asistan. Güvencesiz. Üniversitenin kölesi.

50/d’li bir asistan, “İşten atılalı dört yıl oldu. Daha yeni yeni hayatımı düzene sokabildim” diyor ve ekliyor “Buna düzen denirse”. Aynı durumda olan bir diğer araştırma görevlisi anlatıyor, “İlaç içeyim bitsin bu süreç” diye düşündüm.

50/d’li araştırma görevlileri, görev yaptıkları dönem boyunca olabildiğinin en yükseği düzeyde sömürü oranı ile çalışıyor. Bu da yetmiyor; amirlerin siyasi ve ideolojik saldırısı altında kalıyor, her türlü tehdit ve baskıya açık hale geliyorlar. Bu kadar emek verdikleri ve karşılığında haksızlığa uğradıkları üniversiteleri başka bir iş yapmalarının zor olduğu bir yaşta onları işten atıyor. Hatta daha ileri gidip başka bir üniversitede iş bulmalarının önüne bile geçebiliyor.

Mehmet Fatih Traş aynı zamanda Barış İçin Akademisyenler imzacısı. Fatih doktorasını bitirdiğinde yıllarca emek verdiği işyeri 50/d marifeti ile onu işten atıyor. Fatih, aynı üniversitede başka bir güvencesiz çalışma biçimiyle görevlendirilerek ders vermeye devam ediyor. Bir gün, o siyah branda ile anıldığı binanın içinde “bir çift sözle” bir muhbir onu hedef gösteriyor. Oybirliği ile görevlendirmesine son veriliyor.

“Canımı sıkmamaya çalışıyorum kısa zamanda atlatacağız biliyorum”.

Pek çok üniversiteye iş başvurusunda bulunuyor, uğraşıyor, bir umut doğuyor her birinde; olumlu sonuçlar alıyor. Ancak geri çevriliyor teker teker. “Dayanamıyorum” yazıyor ve hayatına son veriyor…

Fatih, yaşadığı zorlu sürece rağmen KHK ile iş güvenceleri ellerinden alınan dostlarından desteğini esirgemiyor:

“Var mı yapabileceğim bir şey?”. “Belki bir noktada yardımım dokunur”.

Bir yandan da grevdeki metal işçilerini selamlıyor…

Emek düşmanı AKP iktidarının çürümüş ve gericilikle kuşatılmış üniversitesi, güvencesizlik nedeniyle her saldırıya açık bir genç akademisyen, üniversitede bir ihbarcı ve sessiz çoğunluk…

Fatih’i ne kurtarabilirdi? Durumunu anlattığında daha mı fazla aramalıydık onu, daha mı fazla yanında olmalıydık. Belki o Fakülte’nin merdivenlerinden birlikte çıkacaktık sohbet ederek…

“Haklısın bu dönemde insanı en rahatlatan şey dayanışma. Yalnız olmadığını bilme” diyordu.

Yeter miydi?

Mücadele etmek gerek, Fatih’i sıkıştıran cendereyle…

Gerici iktidarla, tetikçisiyle, emek düşmanlarıyla, çürümüş üniversiteyle kavga gerek…

İlmek ilmek örmek gerek mücadeleyi…

Gerici muhbirlere bırakmamak gerek üniversiteleri…

Fakülte’nin merdivenleri Fatih’in anıldığı yerler değil, gülümseyerek bize baktığı yerler olmalı artık…

ACININ VERDİĞİ DAYANILMAZ HİS VE BÜYÜK ÖZLEMLE…