Sınıfa saldıran iki bezirgan: Liberalizm ve gericilik

Sınıfa saldıran iki bezirgan: Liberalizm ve gericilik

Bedirhan Sezen
16/06/2016 Perşembe

Yıllar içerisinde bir AKP bezirganına dönüşen Yiğit Bulut, bir yandaştan duyunca pek de şaşırtmayacak şekilde “devlet kanalı”nda Erdoğan'dan başkasının siyaset yapmaması gerektiğini savundu.

Soru sormanın, merak etmenin, itiraz etmenin adeta suç haline getirildiği bir kuşağın üyesi haline getirilen bizler, aslında düzenin sorgulanmasının engellenmesi düşüncesinin pratiğe geçirilmiş örnekleriyiz.

Türkiye'de başta dinci gericilik olmak üzere her anlamda gericilik topluma o kadar yayıldı ki, biat ve şükür kültürü, bugüne dek hiç olmadığı kadar canlı. Türkiye'de insanlar bırakınız işe girebilmeyi; barınabilmek, ısınabilmek, beslenebilmek, burs bulup yurtlarda kalabilmek için, sağlık hizmetlerinden yararlanıp ilaç elde edebilmek için bile iktidar partisine üye olmak zorunda kalabiliyor.

Durum böyleyken bir yandaşın, yıllardır süregelmekte olan gerçeği dile getirmesi bizleri şaşırtmıyor. Bizleri asıl şaşırtan sosyal demokrat ve liberal “sol” yayın çevrelerinin de bunu dile getirmesi.

Burjuvazi, kendisine en çok payı veren düzenin değişmesini istemez ve daha da fazlasını elde edebilmek için tüm gerici yollara başvurur.

Sosyal demokrat ve liberal “sol” çevreler, burjuva düzeninin kirli yüzünü ucundan kıyısından gösteriyor belki ama kirliliğin nedenini ve asıl kurtuluş yolunu göstermiyor ve hatta karalıyor. Aynı çevreler, kurtuluşun, insanın kendisini toplumdan soyutlamasıyla gerçekleşeceğini söylüyor. Bu sayede bir topluluğun parçası olamayan birey boyun eğmeye, mutsuzluk ve çaresizliğe mahkum ediliyor. Sonuçtan anlaşılacağı üzere bahsettiğimiz çevreler, burjuvazinin insanların sınıf bilincine varmasının engellenmesi amacıyla ürettiği ve "iyi felsefe" olarak adlandırdığı dünya görüşünü yayıyor.  

"Özgürlük" fikrini savunan bu çevrelerle, yani "özgürlük" adı altında 19. yüzyıldan bu yana gelmekte olan burjuvazinin işçi sınıfına dayattığı "öz benliğe dönüş" felsefesiyle tüketici toplumun en dinamik parçası olan gençleri zehirleyenler ile mevcut düzenden daha iyisinin olamayacağı ve bu dünyanın geçici, önemli olanın "diğer dünya" olduğu fikriyle işçi sınıfını topyekün zehirlemeye çalışanlar arasında fark var mıdır?

Aynı kaynağa bağlı bu farklı iki kol, liberalizm ile gericilik, en basit düzlemde bize dünyaya açı çekmek için geldiğimizi ve bundan tamamen kurtuluşun mümkün olmadığı fikrinden başka bir şey sunuyor mu?

Biat kültürü ile egemen sınıfın "iyi felsefe" olarak nitelendirdiği, kurtuluş olmadığı fikri arasında fark görebileniniz var mı?

Birisi mevcudun en iyisi olduğunu kabul ettirirken, diğeri siyaset yapmamamız gerektiği, bunun bir kazanımı olmayacağı, "bıktık artık bu siyasetten", "flamasız Gezi" gibi fikir ve pratikleriyle karşımıza çıkmakta.

Burjuva düzeni, başta dinci gericilik olmak üzere gericiliğin her türüyle işçi sınıfına saldırmakta. Düzen içerisindeki her yol bizleri tek bir kapıya, yani bu düzenin iyisiyle kötüsüyle en iyisi olduğu ve bu düzenden daha iyi bir seçenek olmadığı fikrine yönlendiriyor.

Burjuva düzeni bizleri umutsuzluğa sürüklemekte, bu umutsuzluklara çare olarak da bizlere “dini inançlar” ve "iyi felsefe" olarak nitelendirdikleri "öz benlik" kavramına ulaşmayı sunmakta.

Mevcut burjuva düzeni bizlere ayan beyan siyaset yapmamamız gerektiğini söyleyip bu yöndeki fikirleri empoze ederken; dinci gericiliğin karşısında durduğumuz gibi egemen sınıfın felsefesinin karşısına, ezilen sınıfın devrimci felsefesi olan marksizmi koymalı ve savunmalı, gericiliğe tek bir nokta yerine zayıf olan her bir noktadan saldırmalıyız.