1 Mayıs'a girerken: Türkiye'nin kadın emekçileri

1 Mayıs'a girerken: Türkiye'nin kadın emekçileri

Ayçin Özoktay
30/04/2019 Salı

Kapitalist birikim rejimi kendi çarkını döndürmeye devam ettiği oranda, emekçiler de her geçen gün geleceksiz, güvencesiz, insanlık dışı koşullarda çalışmaya ve hayatlarını devam ettirmeye çalışıyorlar. Emekçi sınıfının genel çerçevesini böyle çizmek mümkün fakat bu çerçeve içerisinde emekçi karakterinin yanında kadın olmanın yarattığı koşulları ayrıca ele almak gerekiyor. Zira dünyada ve Türkiye’de her geçen gün kadınlar, daha fazla sömürüye, daha çok şiddete ve geleceksizliğe maruz kalıyorlar.

1 Mayıs’a girerken Türkiye’deki kadın emekçilerin ve kadın emeğinin maruz kaldığı sömürüyü ve şiddeti yeniden gözler önüne sermek, kadın emekçiler için bu düzenden kurtulmanın ne kadar acil bir ihtiyaç olduğunu hatırlatacaktır.

DÜŞÜK ÜCRET VE İŞSİZLİK KISKACI

Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR) tarafından 2017 yılında Türkiye İşçi Sınıfı Gerçeği başlığıyla yayımlanan rapor, işçi sınıfının çalışma ve yaşam koşulları hakkında veriler sunarken, kadınların da cinsiyete dayalı çalışma hayatına dair önemli veriler sunuyor. Bu araştırma, kadınların çalışma hayatındaki en önemli üç sorununun düşük ücret, işsizlik ve sigortasız çalıştırılma olduğunu ortaya konuyor.

Sermayenin karını maksimize edebilmesinin temel koşulu olan bu üç unsur kadın emeğinde kendini daha trajik şekillerde ortaya koyuyor. Rapora göre, kadınlar erkeklerden daha düşük ücret alıyor ve en az yüzde 92’si sendikasız. Bu veri, kadın emeğinin, toplumsal yapının ona yüklediği normlardan bağımsız düşünülemez. Zira Türkiye’de kadının en öncelikli görevleri arasında evi çekip çevirmek, ev içi bakımı üstlenmek yer alıyor. Bu durumda kadının üretken bir faaliyette bulunması ikincil konu olarak ve daha çok aile bütçesine katkı olarak değerlendiriliyor. Böylesi bir algı, sermayenin kadın emeğini daha düşük ücretle çalıştırabilmesinin de önünü açıyor. Siyasi iktidarın, kadının kaç çocuk doğuracağına evde kocasına nasıl davranacağına, sokakta nasıl ve ne zaman yürüyeceğine, gülüp gülmeyeceğine dair kürsülerden atıp tutması ise kadının ikincil toplumsal konumunu pekiştirirken, kadın emeğinin piyasa koşullarında daha fazla sömürülmesine aynı anda zemin yaratıyor.

VE GÜVENCESİZLİK 

Kadınların ücretli istihdamda erkeklere oranla daha düşük olan katılımını Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) Hane Halkı İşgücü Araştırmasında da görebilmek mümkün. TÜİK raporlarına göre ise toplam istihdam içerisinde kadın ücretli çalışan sayısının oranı yüzde 31, erkeklerin oranı ise yüzde 69. Aynı zamanda, kadınların yüzde 23,8’i taşeron çalışma, özel istihdam büroları aracılığıyla çalışma ve ücretli düzensiz istihdam biçimlerinde yer alıyor.

Düzenin kadınları işsizlik veya güvencesiz çalışma arasına sıkıştırdığı durum içerisinde elbette bir çok faktör devreye giriyor. Çocuk doğurma, çocuk bakım ücretleri, izne ayrılma gibi etkenler semayenin üretkenliğinde “tehdit” oluşturuyor ve kadın “masraflı işçi” olduğu gerekçesiyle gerekiyorsa tercih edilmeyebiliyor. Tercih edildiği çalışma alanlarında ise kadınların işyerlerinde maruz kaldıkları ayrımcılıklar ortaya çıkıyor. Araştırmaya göre kadınların yüzde 23,2’si işe alım sürecinde ayrımcılık yaşarken, kadınların işyerlerinde çalışma süresi erkek işçilere oranla daha kısa oluyor. Aynı zamanda işten çıkarılmalarda yine öncelikli olarak kadınlar tercih ediliyor. Yine kadın işçilerin yüzde 86’sı işyerlerinde çocuk bakım desteğinin olmadığını söylüyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü'nün (ILO), yine 2018'de yayımladığı bir rapora göre, dünya genelinde ortalama olarak kadınların işgücü piyasasına katılma ihtimalinin erkeklerden daha az kalıyor. 2018'de yüzde 48,5 olan kadınların küresel işgücüne katılım oranı erkeklerin yüzde 26,5 puan altında. ILO'ya göre, gelişmekte olan ülkelerdeki kayıt dışı istihdamdaki kadınların oranı, erkeklerinkinden yüzde 7,8 daha yüksek.

YAPILAN İŞLER CİNSİYETE GÖRE BELİRLENİYOR

Türkiye’de kadınların toplumsal yapıdaki rolleri gereği çalışma yaşamlarına katılım oranının düşük olduğunu ve “kadınlık görevleri” nin yanında ikincil planda düşük ücretli emek olarak değerlendirildiğinden bahsetmiştik.  Peki bu sermayenin tercihi midir?

Bu noktada sermayenin iki yüzlü karakterini görebiliyoruz.  Sermaye, kadın istihdamını daha masraflı görür ve ona düşük ücret ve güvencesiz çalışmayı sunar. Bu tercihini ise kadının toplumsal yapıdaki yeri ile meşrulaştırır. Zira kadının evini çekip çevirmek gibi bir görevi vardır; dolayısıyla sermaye ona daha kalıcı ve daha güvenceli bir iş veremez.  Fakat bazı istihdam alanlarında kadın emeğine ihtiyaç duyar.  Giderek yaygınlaşan hizmet sektörü, kadın işçilerin yoğunlaştığı bir alan haline geldi. Türkiye’de kadınların yaptıkları mesleklere bakıldığında esas olarak hizmet sektöründe çalıştıkları görülmektedir. Araştırma sonuçları kadınların yüzde 32,6’sının, erkeklerin ise yüzde 25,4’ünün hizmet ve satış elemanı olarak çalıştığını gösteriyor.

Hizmet sektöründe kadın emeğine duyulan ihtiyaç ise, duygusal emek, sosyal beceri, estetik emek gibi niteliklerin cinsiyet ile kesişmesinden kaynaklı olduğu belirtilmektedir. Araştırmalar, hizmet sektöründe verilen duygusal emeğin kadın işçiler tarafından daha başarılı yerine getirildiği için kadınların tercih edildiğini ortaya koyuyor.

KADINLARIN GÖRÜNMEYEN EMEĞİ: EV İŞLERİ

Kadınların çalışma hayatındaki sorunlar, kadın sorununun tamamını oluşturmuyor. Çünkü kadın işçiler, çalışma hayatlarının dışına çıktıkları anda ev içinde çalışmaya da devam ediyorlar. Her zaman önemsiz ve kadınların doğalında yerine getirmesi gereken bir sorumluluk olarak görülen ev işleri, görünmeyen bir emek olarak halihazırda duruyor.  Yoğun ve yıpratıcı ev işleriyle beraberinde gelen annelik, aile üyelerinin bakımı gibi görevler kadınların toplumsal yaşamın içinde üretken olmalarının da önünü tıkıyor.

Sonuç olarak gerek işyerlerinde gerekse aile içinde sömürülen kadınların sorunu, mülkiyet ilişkilerinin onlara yüklediği sorunlardan bağımsız düşünülemiyor. Yukarıda değerlendirilen araştırma sonuçları da kapitalist sistem içerisinde sıkışık bir alanda hayat mücadelesi vermeye çalışan emekçi kadınların profilini gözler önüne seriyor.


Kaynaklar:

1- “Türkiye’de Kadın İşçi Gerçeği: Daha Fazla Ayrımcılık, Düşük Ücret, Güvencesiz İstihdam”, Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu Araştırma Dairesi (DİSK-AR), 2018

2- “World Employment and Social Outlook: Trends for Women 2018 – Global snapshot”, International Labour Office – Geneva: ILO, 2018