Katliamlar ikliminden Halepçe’ye bakmak

Katliamlar ikliminden Halepçe’ye bakmak

Özkan Öztaş
16/03/2016 Çarşamba

16 Mart 1988 tarihi Kürtler için acının ve katliamın adıdır. Halepçe’de, o şirin Kürt kasabasında başlayan kıyım, bir sürece adını verdi.

Kürtlerin belleğinde silinmez ve onmaz izler bırakan bu katliam aslında uzunca yıllara dayanan bir sürecin çıktısıydı. Kürtlerin Suriye ve Irak’ın kuzeyinden arındırılması projesi ya da başka bir ifadeyle Arap Kemeri-Kuşağı oluşturma çabası.

On yılları bulan bu süreç arkasında emperyalistlerin desteğini alan Saddam’ın başlattığı operasyon ile ileri taşındı.

16 Mart 1988 tarihinde Halepçe ile başlayan süreç bir simgeydi ya da Kürtlerin belleğinde farklı yere oturmuştu. Aslında bakıldığında Halepçe’de katledilenler süreç içinde yaşamını yitirenlerin sadece küçük bir bölümüydü. Hatta Alman araştırmacı Alexander Stenberg Spohr’a göre Halepçe katliamına kadar geçen süre zarfında Kürtler üzerinde denenen kimyasal silahlarda ölenlerin sayısı Halepçe’dekinden fazlaydı.

Ve tarihin gördüğü en trajik katliamlardan biri… Halepçe.

Newroz’dan beş gün önce yaşanan bu büyük trajedi. Halepçe’de, Zaho’da, Süleymaniye’de, Kamışlı’da ya da Urmiye’de ve Diyarbakır’da insanlar hazırlanırken “yeni güne”, dönerken bir yıl, bahara doğru gerçekleşti katliam. Ölümle uyandı insanlar.

Vedalaşma Newroz’uydu bu.

Ölüm bayramıydı.

Bir sabah elma kokusuyla uyandı Kürtler yeni güne. Daha sonra Kimyasal Ali olarak bilinecek Saddam’ın en önemli adamlarında biri olan Ali Hasan el-Mecid’in komutasındaki katliamcı çeteler, kimyasal silahların içine elma kokusu aşılamışlardı. Sabaha uyanan insanlar o ferah ve baharın habercisi elma kokuları evlerinin içine dolsun diye açtılar kapıları pencereleri. Ölüm yağdı yeryüzüne, evlerden “başı kesilmiş tavuklar gibi” çırpınarak çıktı insanlar dışarıya.

Kürt kimliğinin şekillenmesinde ve dört parça Kürdistan’da Kürtlerin müşterek bir ulus duygusu yaratılmasında kritik bir yerde durur Halepçe katliamı.

Toplumlar nasıl hatırlar, anımsar? Elbette bunda yaşanan ortak acıların da yeri var. Ulus bilincinin şekillendiği ve ulusal hareketlerin belirginleştiği tüm tarihsel kesitlerde insanlar ortak bir acıya tutunur aynı zamanda. Bu acı yoksa bile bu mit bulunur öne çıkarılır.

Bazen bir efsane, Demirci Kawa ile…

Bazen de bir kaçınılmaz gerçek ile Halepçe…

Yahudilerin trajedisi ve Nazilerin uyguladığı katliamlarda şekillenen “Holokost” imgesi Yahudiler için neyse Halepçe de Kürtler için aynı yere denk düşüyordu.

Acıydı. Zordu. Bir daha yaşanmasındı.

Ve fakat Halepçe kabul edelim ki ülkelere bölünmüş bir halkı bir arada tutan yegâne şeylerden biriydi. Kürtler bulundukları her yerde buna göre adım atmıştır.

Türkiye’de evlerini açanlar, Suriye’de elini uzatanlar, İran’da sınıra dayandılar. SSCB’de yaşan Kürt müzik grupları albüm gelirlerini Halepçe’ye bağışladı.

Son süreçte yine katliamların ve acıların sıkça telaffuz edildiği bir dönemi yaşıyoruz. Kobanê, Şengal, Humus, Lazkiye, Halep, Diyarbakır, Ankara, Sur, Cizre…

Fakat bugün yaşanan acılar Halepçe’den farklı olarak Kürtlerde ortak bir refleks yaratmıyor. Bunun basit manada ulus duygusu ya da bilinci ile izahını yapmak gerçek olmayacaktır. Zira Kürtler bu bağlamda ele alındığında 1988 yılına göre daha ileri bir düzeydedir.

İçinden geçtiğimiz süreçte acılar acılarla yarıştırılıyor ve tüm acıların üzerinde sisli bir bulutu dolanıyor. Tam da bu nedenle insanlar neye yanacaklarına ya da neye başkaldıracaklarına dair bir netliğe sahip değil. Bu kirlilik insanların acılarıyla baş başa kalmasına ya da ateş bir başka yere sıçrayıncaya kadar herkesin kendisini iyi hissetmesine neden oluyor.

Halepçe’ye kıyasla Sur, Cizre, Ankara, sokakta sürüklenen cenazeler, çırılçıplak bir cenazeye işkenceler ve daha nicesi. Bugün bunların hiçbiri insanları taraflaştırmıyor.

Bombalar ister Diyarbakır’da ister Ankara’da patlasın, canı yanan insanlık biliyor ki iki tarafında kazananı yok bir kirli savaşta.

Kazananı olmayan bir savaşın parçası olmak insanlığın geri adımıdır.

Halepçe, acılarıyla, katliamıyla her şeye ve tüm acılara rağmen bir bütün olarak insanlığın kazandığı bir sürece evirildi. On yıllar sonra Saddam’ın adını anımsayan kalacak mı emin değilim. Ancak Halepçe’de şehitler anıtında çocuğuna sarılmış anne bizimle olacak daima.

Yeni katliamların önündeki tek engel, bu sis bulutunu dağıtmaktır. Bu sis bulutunun kimyasal ya da siyasal olması hiçbir şeyi değiştirmiyor. İnsanlığın çabası acılar başka acıların mayası olmasın diyedir.

 

Resim: Kürt ressam Delower Omar'ın Fırçasından, Katliamlar

 

Katkı ve Önerileriniz İçin: [email protected]