Özgünlük (özerklik) tartışmalarında Kürdistan (1)

Özgünlük (özerklik) tartışmalarında Kürdistan (1)

Özenç K. Demir
05/12/2015 Cumartesi

Kürdistan'ın “özgünlüğü” üzerine Tezler

Kürt meselesi ile ilgili tartışmalarda iki önemli tez vardır; birincisi Kürdistan'ın özgün bir bölge olduğu, ikincisi ise Kürdistan'da birtakım şeylerinn tarih dışı ilerlediği, Kürdistan'da kapitalizmin olmadığı ve buna uygun demokratikleşmenin gerçekleşmediğidir. Bu iki tez birbiri ile ilintilidir ve bölgenin tümüne ait siyasi iddiaları ve karşılığı olan siyasal bir öznenin ideolojik-toplumsal açılımlarının dayanak noktalarından biridir. Elbette siyasal bir öznenin; bir coğrafyası vardır. Siyasal özneler adlı adınca; bir ideolojinin veya ideolojilerin üreticisi ve taşıyıcısı konumdadırlar. Siyasal özneler; bu ideoloji ve ideolojinin gerçekleneceği varsayılan “yurt” tasavvur eder. Ve burada; mücadele edilen ölçek biricikleşir, özgünleşir. Buraya kadar olan kısımda büyük bir problem var mıdır? İdeoloji ve ideolojiler üzerinden  kendini tarifleyen bir siyasi öznenin “yurt” arayışını yadırgayan var mıdır? Eğer burada “Dünya nereye gidiyor”, “gidişatı belirleyen temel ögeler nelerdir” ve “benim bulunduğum ölçeğin bu dünyanın gidişat ve ahvali içerisindeki yeri nedir” soruları sorulmuyorsa dümdüz duvara toslanır.

Türkiye sol hareketinin özgünlükle imtihanı

Çok kısa örneklerle şematize edilebilecek özgünlük ve o özgünlükten türetildiği iddia edilen siyasal stratejilere dair  örnekler şunlardır.

“Türkiye çok özgün bir ülkedir,Türkiye'de işçi sınıfı yoktur,Türkiye'de dinamik sınıf asker-sivil-aydın zümredir.Dolayısıyla Türkiye'de devrim bunların öncülüğünde gerçekleşir”

“Türkiye çok özgün bir ülkedir.Türkiye'de işçi sınıfı yoktur.Türkiye'de yaygın ve devrimci dinamik taşıyan kesim köylülerdir.”

“Türkiye çok özgün bir ülkedir.Türkiye'de sınıf dinamiklerinin gerçek biçimde görünebilmesi için sağcı(halkçı) partinin solcu(devletçi) partiye karşı desteklenmesi gerekir.”

“Türkiye çok özgün bir ülkedir.Türkiye'de sınıf mücadelesi tam anlamıyla yoktur çünkü Türkiye'de bürokratik-askeri elitler bu mücadelenin önünde engeldir.Buna karşı otantik burjuvazi ve onun siyasi temsilcisi ile işbirliği yapılmalıdır.”

“Türkiye çok özgün bir ülkedir.Türkiye'de sınıf mücadelesi; ezen millet ile ezilen milletler arasında süregiden bir mücadelenin bir parçası olarak okunmalıdır.Dolayısı ile Türkiye'de temel görev milli burjuvaziyi,küçük esnafı,işçileri ve orduyu birleştirmektir”

Tez sahipleri ise sırasıyla; işçi sınıfından bahsetmenin revizyonistlik ve mücadele kaçkınlığı olduğunu iddia edip cuntacı hayallere, bir diğeri sınıf mücadelesinin yoğun ve şiddetlenerek artacağı mekan  ve sınıftan kaçıp “kırsal hayallere”, öbürü Türkiye'nin asli sınıf dinamiğini ararken sağcı partilere açtığı kredi nede ile sağ-muhafazakar-liberal tezlere meze,bir diğeri AKP-Cemaat ittifakına, en sonuncusu ise saray sofrasına savrulmuştur.

Örneklerden de görülebileceği üzere üzerinde mücadele ettiği coğrayayı; Dünya'nın gidişat ve ahvali içerisinde anlamlandıramayan ve anlamlandırma uğraşı da olmayanlar; bırakın yanlışı fiyaskodan fiyaskoya savruldular. Fikirler yanlışlanabilir. Ama fikirlerin konaklık ettiği toplumsal gövde; bu tip fikirlerin etrafında motive edilmeye çalışılıp yenilecekse ortada duran gerçeklik fiyaskodur.

Kürt Siyasi Hareketi'nin “Özgünlüğü”nü İdeolojik öğeleri

Kürt Siyasi Hareketi'nin yürüttüğü tartışmalar “fiyasko” olarak nitelenecek durumda değildir. Bu tartışma başlıklarını açan ve yürüten Kürt Siyasi Hareketi'nin barındırdığı toplumsal dinamikler ve temsil ettiği sınıflar bunun bir “fiyasko” olmasının önünde engeldir. Fiyaskoyu engelleyen KSH'nin arkasında bulunan kitle desteği, dinamizmidir. Bu noktadan sonra gelebilecek olan şey; likidasyon sürecidir. Yoksul-proleter köylü kitlelerin desteği ile başlayan-kıvılcımlanan hareket; 95'lerden bu yana kentleşme-proleterleşme olgusunun yoğun bağlamda yaşandığı günden bu yana  teklemektedir. Birileri “yahu milyonlar yürüyor ne teklemesi” diye itiraz edebilir.Teklemeyi yapan; sınıfların siyasetteki varlığı ve ulusal hareketin sınıf çelişkisini soğurmak ve o çelişkileri örten bir temsiliyet ilişkisi kurmayı çalışma denemelerinden kaynaklanmaktadır.

Buradan itibaren; Kürt emekçilerin eşit ve özgür bir ülke hayallerinin-ufkunun daralması, siyasal angajmanların post-modern,sol-liberal ve anarşizan müdahalelere açık; hatta bu tarz müdahalelerin yeşerebileceği bir konak haline gelmesi, aydınlanmacı ve ilerici karakterin yerini; kendi sağına alan açan bir tür sarkaç modelinin yer alması söz konusu olmuştur.

Sarkacın “teorik çerçevesi” içerisinde; marksizm-leninizme açık saldırıda bulunan post-modern kuramcılar, marksizmi “devrimsizleştirmek” isteyen akademik goygoycular, gezgin filozoflar yer alır.

Sarkacın siyasal çerçevesi yoktur.Siyaset vardır da çerçevesi yoktur.Siyaset önsel kategorileri inşaetmek işi olmadığından bizzat deneyim ve hayatın içinde şekillenen, sürekli devinen ve çeşitli toplumsal-bireysel öznellikleri birbirine eklemleyen bir tarzda icra edilmelidir.

Yani ; “sen bir ideoloji ile bir ülke kuramazsın, ideolojilerin dünyayı tek başına anlamlandırma nosyonu yok artık. Aydınlanmanın sonuna geldik. Dünyayı sınıf çelişkisi temelinde okumak saçma ve tek düze,birçok toplumsal antagonizma var.Mühim olan bu toplumsal-bireysel ve öznel zıtlıkları siyasete tahvil etmek ve bu tahvili iktidarı hedefleyerek değil; kalıcı dönüşümleri hedefleyen bir eleştirellikle sergilemektir. Burada bu öznelere dışarıdan müdahalede bulunmak; eski siyasal tarzı sürdürmektir”

Yani: "işçiye, kadına, Kürde, Aleviye, mazluma, ezilene akıl verilemez, onlara siyasal bilinç götürülemez. Dahası bir ülkede bütün toplumsal katmanlara seslenecek ve onları belirli bir tekleşme ve odaklanma ile devrime götürecek model çökmüştür. Yapılacak iş; her toplumsal kesime hoşgörü ile yaklaşıp ona gül dağıtmaktır.”

Bütün bu “yani”ler Kürt Siyasi Hareketi'nin çekirdeğini işaret etmiyor.Bu “yani”ler KSH'nin sarkacının sola yaptığı girdilerdir. Bir ülke tahayyül eden KSH; yaşadığı tekleme ve açılımlar sonucu geliştirdiği siyasal sarkaç ile; kendisine ve sola bir tür yerel-lokal ufuk açmıştır.İddialar küçüldükçe coğrafyada küçülmüştür.Yerele miyop, evrensele hipermetrop kalanların; ideolojilerin totaliter olduğunu vurgulayıp toplumu dönüştüren-devrimci pratiklerden soyutlanmanın; bir siyasi çıktısı olarak lokal-yerel iktidar tarifleri yapılmaktadır.

Likidasyon budur. Silvan'da çetelerin karalama yaptığı duvarda; silik de olsa görülebilecek “bıji  sosyalizm” yazılamasını öksüz bırakan; o sosyalizmin kentli,aydınlanmacı,merkezi ve emperyalizmden kopuşçu tasavvurunun olmamasıdır. Bir tür kır-kasaba romantizmine,meta fetişizmi olgusunu atlayan ve kapitalizmi “katılım” yoluyla aşmaya çalışan bir tür komünalizme bırakılan sosyalizm..

Tartışma özgünlük üzerine başlar, ama o özgün coğrafyada izlenecek siyaseti belirleyen ögeler hiç de özgün değildir.

Acaba o özgün olmayan fikirlerin ortaya çıktığı bağlamı da soruşturan "dünyanın gidişat ve ahvali üzerine " düşünmeden bir özerklik tartışması yapabilir miyiz?

Hayır. Bu da bir tür fiyaskodur.

(Buraya kadar ağırlıklı olarak ideolojik ögelerini tartıştığımız yazının 2.kısmında ise Dünya'nın özerklik tartışmalarında ahvali ve emperyalizmin güncel yönelimleri ışığında bölgeyi ele alacağız.)