Beyaz perdede katliam: 1960 Amûde Sineması

Beyaz perdede katliam: 1960 Amûde Sineması

M. Agit Duman
13/11/2015 Cuma

KATLİAM ÖNCESİ BÖLGEDEKİ SOSYOPOLİTİK DURUM
Suriye’de 1946 yılında Fransız birliklerinin geri çekilişiyle beraber 25 yıllık manda döneminin sona ermesinin ardından, ülkenin içine girdiği politik durum Suriye siyasi tarihinin -2011 sonrasını saymazsak- belki de en çalkantılı olduğu dönemdir. Bu tarihten sonra ülkedeki siyasi belirsizlikler, peşi sıra gerçekleşen askeri darbeler Suriye’de egemen güçlerin Kürtlere dönük yoğun olarak uyguladığı asimilasyon, inkâr ve imha politikalarının başladığı dönemdir aynı zamanda.

1944’te ilk olarak Sovyetler Birliği’nin Suriye’nin bağımsızlığını tanıması ve bazı ülkelerle beraber, Fransız birliklerinin ülkeyi terk etmesi konusunda uluslararası arenada baskı oluşturmasının yanı sıra Suriye’de bağımsızlık savaşı sırasında antiemperyalist hareketlerle beraber mandaya karşı savaşan Kürt ulusal demokratik güçleri bağımsızlığın kazanılmasında etkin bir role sahiptiler. Bağımsızlık sonrası ülkede iktidarı elinde tutan siyasi güçlerin sınıfsal aidiyetleri ve milliyetçi uygulamaları manda döneminde görece bazı siyasi ve kültürel haklara sahip Kürtlerin elde etmeyi düşündükleri haklarından neredeyse tamamen mahrum bırakılmalarına ve Kürt siyasi hareketlerini hedef alan sistematik politikaların uygulanmasına neden oldu.

Suriye’de %90’ı okuma yazma bilmeyen Kürtler bu konuyla ilgili hükümete birçok kez başvurmuş, lakin bu başvurular sonuçsuz kalmıştır. Yetersiz beslenme ve sağlık sisteminin gelişkin olmaması nedeniyle hijyenik olmayan yaşam koşullarının varlığı bir başka olumsuzluktur. Bir Kürt yerleşim bölgesi olan Cezire’de resmi verilere göre ekilebilir toprakların  % 60’ı, Cebel Ekrad’da ise %90’ı az sayıdaki toprak sahiplerinin elindeydi.(*)

Politik atmosferin istikrarsız olduğu Suriye’de 1949 yılından başlayarak art arda dört darbe yapıldı. Bu darbeler Kürtlerin egemenlerle aralarında daha keskin çelişkilerin yaşanmasına yol açtı. 1949’da CIA destekli ilk darbede iktidara yerleşen ve aslen Kürt olan Hüseyin Ez Zaim Cumhurbaşkanlığını ilan etmiş, üstelik Başbakanlığa da yine Kürt asıllı bir asker olan Muhsin El Barazi’yi getirerek bu durumu Kürtlere karşı uygulanan politikalar için kullanmıştır. Ardından Suriye 14 Ağustos 1949 Darbesi'yle General Sami El-Hınnavi ve 19 Aralık 1951 Darbesiyle Albay Edip Şişekli’nin iktidarlarına sahne olur. Çelişkilerin yoğun olarak devam ettiği bu dönemin son darbesi BAAS‘ında önemli desteğiyle 25 Şubat 1954’de gerçekleşir. İktidarı alan Albay Faysal El-Atasi’nin öncülüğünü yaptığı darbeden sonra sivil bir yönetim iş başına getirilmiş ve yapılan seçimlari muhafazakâr partilerinin oluşturduğu koalisyon kazanmıştır. Bu dönemle beraber -BAAS’ın etkisiyle- burjuva karakterli görece ‘demokratik’ bir yönetim oluşmuşsa da Kürtler için değişen pek bir şey olmamıştır.

Bu yıllarda çıkarılan yasalarla baskılar sistematik hale getirildi. Kürtlerin isimleri yasaklandı. Yaşadıkları bölgelerin ve işyerlerinin isimleri Arapça isimlerle değiştirildi. Bu uygulama zorunluydu. Aksi durum maddi ve cezai yaptırımların uygulanmasına neden oluyordu. Peşi sıra bir iskân politikasıyla ciddi bir Arap nüfusu Kürtlerin yaşadığı bölgelere yerleştirildi. Kimliklerine ‘Arap’ ibaresini yazdırmaya karşı çıkan Kürtlerin bu yerleşimlerdeki tarlaları, evleri ellerinden zorla alınarak buraya yerleştirilen Araplara verildi. Bu uygulama bir taraftan Araplaştırma politikasına bir taraftan Kuzey ve Batı Kürdistan’ın yani Türkiye-Suriye sınırında yaşayan Kürtlerin birbirlerinden kopmaları amacını taşıyordu.

İktidardaki muhafazakârların dönemi farklı siyasal eğilimlerin ve karşıtlıkların ortaya çıktığı ve güçlendiği dönemdi. 1950’lerin ikinci yarısında Kürt ulusal demokratik örgütlenmelerinde de canlanma yaşanıyordu. Türkiye’nin Suriye’yi vurmakla tehdit ettiği ve savaş çanlarının çalmaya başladığı bu dönemde Kürtler, Türkiye’nin taleplerine ve savaşa  karşı gerçekleşen protestolarda aktif bir şekilde yer aldılar.

14 Haziran 1957’de Kürt Demokratik Partisi kuruldu. 58’de Suriye ve Mısır Birleşik Arap Cumhuriyeti (BAC) adı altında birleşti. BAC yöneticileri ile Kürtlerin temsilcileri arasında yapılan görüşmeler sonucunda Kürtlere bazı haklar verildi. Verilen haklar arasında anadilde kitap dergi çıkarma ve Batı Kürdistan’ın tamamında yayın yapması öngörülen bir radyo vardı. Bu haklar egemenler tarafından verilmişti ve istenildiği duruda kendileri tarafından verilen hakların geri alınabileceğini göstereceklerdi. Bu Kürtlerin egemenlerle işbirliğine girdiği her dönem de aynı şekilde oldu. Manda döneminde Kürtler Fransa tarafından Arap ulusalcılığına karşı bir koz olarak kullanılıyordu. Bazı durumlarda ise bunun tersi söz konusuydu. Manda döneminden sonra da Arap egemenleri Kürtleri kendi sınıfsal çıkarlarına alet ediyordu. 1962 Kasımında Suriye hükümeti tarafından çıkarılan ‘92 ve 93 Sayılı Kararname’ ile Cezire’de yaşayan 120 bin Kürt vatandaşlıktan çıkarılıp sürgün edilmişti: Arap kemeri. Amûde sineması katliamı vd.  Nihayetinde o dönemin Kürt temsiliyeti kendinden öncekilerin hatalarını tekrar ediyor, sonrasına ise bu hatalardan ders çıkarmayıp, egemenlerle işbirliğini sürdüren bir ‘temsiliyet’ anlayışını devrediyordu. Kürdistan’ın diğer parçalarında da halen devam etmekte olan bu anlayış, Suriye’de Kürtleri hatalarla dolu bir tarihin uğrağına getirmişti gene.

BEYAZ PERDEDE KATLİAM
Elbette ki -etkisiz olsalar da- istisnalar yok değil.

BAC’ın 1958’de Irak’ta gerçekleşen ve Suriye Kürtlerinin de doğrudan desteklediği ‘Devrim’ sonrası BAC ile Irak arasında Doğu’da yaşanan önderlik problemleri Kürtlerin durumunu da etkiledi. BAC’ın dağıldığı 1961 yılına kadar devam eden bu gergin ve belirsiz süreçte Kürdistan tarihinin en acımasız katliamlarından biri yaşandı.

13 Kasım 1960’ta Amûde kentinde İlkokul müdürlerinin talimatıyla öğrenciler kent sinemasına götürülür. Katılım zorunlu tutulur. 130 metrekarelik iki dar kapısı olan sinema salonuna, kapasitesi 120 kişi olmasına rağmen 500 çocuk tıka basa doldurulur.

Çocuklara izletilen film Mısır yapımı ve Cezayir bağımsızlık savaşını konu alan Cerimet Nifis El-Leyl (Gece Yarısı Suçlaması) isimli filmdir. O sırada Cezayir’de Fransız işgaline karşı bağımsızlık savaşı sürmektedir. Bu film gösterimi de Cezayir’e destek amaçlıdır. Filmin başlamasından kısa bir süre sonra perdenin ortasında bir yangın başlar. Bu sırada öğretmenler çocuklara yerlerinden kalkmamalarını söyler. Yangının kısa sürede artmasıyla beraber bağrışmalar artar.  Çıkış kapılarında askerler beklemektedir. Kapılar kilitlenmiştir. Çocuklar dışarı çıkamazlar.

Yangının büyümesi ve ahşap olan binayı sarmasıyla beraber halkta çığlıklarla sinema salonuna koşar. Gelenler arasında Mixemedê Seîd Axa’da vardır. Mixemedê Seîd Axa’ya haberi veren Kız kardeşi Dilşa’dır. Dilşa kendisine sinemada yangın çıktığını iki çocuğunun da içerde olduğunu ve askerlerin içeriye kimseyi sokmadığını söyler. Bunun üzerine sinemaya koşan Mixemedê Seîd Axa silahını çıkarıp kapıda bekleyen iki askeri öldürür. Kapıyı kırarak içeri girer. Çocukların ateşten kurtulması için büyük çaba harcar. Kızkardeşi Dilşa ‘Çocukların burada, girme içeri. Sende öleceksin.’ Der. Ama Mixemedê Seîd Axa tekrar içeri girer. Bir grup çocuğu daha çıkaracağı sırada alevler üzerlerine düşer ve o da içerde bulunan 500 çocuktan 283’ü ile beraber can verir. Onlarca çocuk ise yaralanır.  

Olaydan hemen sonra Yetkililer ‘’Bu kaderdir. Yapacak bir şey yok.’’ derler ve Sinemada çıkan yangının teknik bir arızadan kaynaklandığı açıklarlar. Fakat olay sırasında sinemada bulunan teknisyenlerden ve görevlilerden hiçbirinin zarar görmemesi, askerlerin müdahale etmemesi ve kapıların kilitli olması, üstelik yeterli incelemenin yapılmayıp, hiç sonuçlanmayacak göstermelik soruşturmaların açılması gibi bazı veriler olayın teknik bir arızadan ziyade planlı bir katliam olduğuna göstermektedir.  

Suriye Kürdistanı'nın Amûde kentinde bir sinema salonunda yaşanan bu katliam, Yukarıda özetlenen karmaşık siyasal ilişkiler sürecinde egemenler arası iktidar kavgalarının bir çıktısı olarak yaşanmıştır. Bu katliam Kürtlerin o dönemden sonra Suriye’de ve aynı politik hatalarda ısrar etmeleri halinde kendilerini nasıl bir geleceğin beklediğinin de işaretidir aynı zamanda.

Bu katliamdan 55 yıl sonra şu an Kürdistan’da yaşananları düşününce…


(*) Kürdistan Tarihi/ Ed. M.S. Lazarev - Ş.X.Mıhoyan


Dinleme önerisi:

https://www.youtube.com/watch?v=1THYbaHegHQ


Katkı ve Önerileriniz İçin: [email protected]