90 yıl öncesi ve sonrasıyla Şeyh Sait İsyanı

90 yıl öncesi ve sonrasıyla Şeyh Sait İsyanı

Eren Selanik
23/02/2015 Pazartesi

Laik Cumhuriyeti imha operasyonu, Musul’un İngilizlerin elinde kalması için düzenlenen irtica hareketi, hilafet yanlılarının organize ettiği bir ayaklanma, şeriatçı şebekelerin emperyal güçlerle ittifak yaparak ortaya çıkardığı isyan…

1925 Şeyh Sait isyanı, birçok şekilde nitelenegeldi. Yukarıda sayılanların ortak özellikleri ise dönemin resmi ideolojisinin tarih yazımında önemli bir uğrağa oturuyor oluşu. Daha düzgün bir ifadeyle genç Cumhuriyet, kurmaya çalıştığı resmi ideolojiyi ayakları üzerine oturtmak için 1925 yılında çıkan Kürt isyanını önemli bir köşe taşı olarak kullandı. Uzun bir süre boyunca kullanılan hala da önemli bir kesim tarafından ileri sürülen bu tanımlamalar, ideolojik açıdan bu kuruluş sürecinin gereklerini taşımakta.

Şeyh Sait isyanı olarak anılan ayaklanmanın niteliğine dair yürütülen tartışmalar bir yerde dursun, bu nitelemelerde isyanın minimalize edilmesi amacı başat özelliktir. Bölgenin Osmanlı egemenliğinden yeni çıkmış, dini ve feodal bağları kuvvetli toplumsal yapısını göz önünde bulundurduğumuzda isyanın İslamileştirilmesinin nasıl olup da 1925 olaylarını kristalize ettiği sorusu sorulabilir. Ancak unutmamak gerekir ki Cumhuriyet’in kuruluşu ile Türk toplumunun kültürel, dinsel, ekonomik açıdan girdiği homojenleşme sürecini daha minimal seviyelerde olsa da Kürt toplumu da yaşamıştır. Ve Kürdistan coğrafyası 1925 yılında, 19. ve 20. yüzyıl boyunca yürütülen bölgesel etnik savaşlarla beslenen homojenleşme sürecine rağmen başta Yezidi, Nasturi Kürtler olmak üzere birçok farklı topluluğu; bu toplulukların bin yıllardır devrettiği amorf kültürü barındırmaktadır. En azından bu sosyo-kültürel durum, patlak verecek bir Kürt isyanının İslami karakterinin bu isyanın yayılabilirliğini ve etkisini azaltacağı ölçüde mevcuttur.

Dönemin Türkiye burjuvazisi Lozan Anlaşması’yla ve 1924 yılında yürürlüğe giren anayasayla birlikte tanınırlıkları ve kültürel hakları tamamen ortadan kaldırılan Kürt halkının bir ayaklanma tehdidi taşıdığının bilincindedir. 1921 Koçgiri İsyanı’nın anıları henüz tazedir ve bu isyanın hemen sonrasında kurulup Kürdistan coğrafyasında etkin bir faaliyet gösteren Azadi örgütünün faaliyetlerinden haberdar olabilecek bir istihbarat ağı vardır.

Cibranlı Miralay Halit Bey ve Yusuf Ziya Bey’in önderliğinde kurulan Azadi örgütü (Kürdistan İstiklal Cemiyeti), 1922 yılından beri faaliyet içindedir. Milliyetçi-liberal yanı baskın olan bu hareket Şeyh Sait ayaklanmasının politik önderliğini ifade etmektedir. 21 Mart 1925 Azadi örgütü tarafından ayaklanma günü olarak belirlenir ancak ayaklanma bazı bölgelerde erken başlar. Halit ve Yusuf Bey tutuklanır. Ayaklanmanın önderliği Şeyh Sait’e geçer. Böylesi bir ayaklanmanın başarılı olma ihtimali yoktur. Birbirinden kopuk, örgütlenme ve haberleşme ağı zayıflamış, İslami yönü baskın (bu sebeple eskisine oranla dezavantajlı) bir ayaklanma sürecine satın alınan aşiret liderlerini de eklediğinizde ayaklanma başarısızlıkla sonuçlanmıştır.

Şeyh Sait’in İslamcı yanının tartışılacak bir yanı yoktur. Ve Azadi örgütlenmesinin seküler bir hareket olduğunu veya seküler yanı baskın bir ayaklanma peşinde olduğunu da kimse iddia edemez. Zira Şeyh Sait benzeri İslami liderlerin, dönemin büyük toprak sahiplerinin bu ayaklanmanın içerisinde bir ittifak unsuru olduğunu söylemeye gerek yoktur. Ancak bu yazının tartışmak istediği nokta tam olarak burası değildir.

Burjuvazi Kürt hareketini İslami bir karaktere ittirmiştir. Tüm çabasını hareketin içerisindeki İslamcı-Şeriatçı müttefiklerin önünü açmak için kullanmıştır; hem askeri yönden hem de ideolojik yönden. İslami yönü baskın bir kalkışmanın gücünün zayıflayacağını öngörmüştür. Bu öngörü bölgenin kültürel yapısından kaynaklanan olanakların yanı sıra  ideolojik gücündeki kırılmanın hesaplanması olarak da okunmalıdır. Kürt halkının talepleri ve bu talepler doğrultusunda verilen mücadele, her ne şekilde olursa olsun, gerici sosa bulandırıldığı ölçüde güçsüzdür. Dönemin burjuvazisi ve Kemalist iktidar bunu okuyabilmiştir.

İşin trajik yanı ise şudur: bugün Kürt hareketinin ana siyasi gövdesinin Şeyh Sait’i ve 1925 ayaklanmasını okuma şekli de bugün yürütülen mücadeleyi içine oturtmaya çalıştığı ideolojik iklim de dönemin burjuvazisinin çabalarıyla paralel doğrultudadır.

1925 gerici olmak zorundadır çünkü dönemin toplumsal özellikleri bunu gerektirmektedir. Şeyh Sait ayaklanmaya elbette ki önderlik edecektir çünkü dönemin politik yapısı ancak böylesi bir önderliğe izin vermektedir. Kürt siyasi mücadelesi İslami sosa bulanmak zorundadır çünkü dönemin (ve her dönemin) siyasi konjonktürü yalnızca buna kapı aralamaktadır… Şeyh Sait tarihsel figür olarak öne çıkarılır, İslamcılaşma yıllardır kilitli bir kapıyı açacak yegane maymuncuk olarak servis edilir…

Bundan 90 yıl önce dönemin iktidarının İslamcı bir karaktere ittirerek yutmaya çalıştığı Kürt hareketi, 90 yıl sonra Aydınlanma mücadelesinden, hem Türkiye hem dünya ölçeğinde verilen sınıf mücadelesinden devrolan ne kadar ilerici unsur varsa İslamileşerek kurtulmaya çalışmaktadır.

Türkiye burjuvazisi bunu çok erken öğrenmiştir. Bizim ise unutmaya hakkımız yoktur. Gericileşen bir hareketin Kürt halkına da Türk halkına da vaat ettiği özgürlük değil esarettir. Tarihe bakıldığındaysa öykünülecek olan Şeyh Sait gibi gerici önderler değil.


Kürtlerin Çembere Alınışı Cumhuriyet Gazetesi 30 Mart 1925

Katkı ve önerileriniz İçin: [email protected]