Fatih Akın'ın son filmi üzerine: Sinemanın Oskar'ı mı, Alman sinemasının Oskar Matzerath durumu mu?

Fatih Akın'ın son filmi üzerine: Sinemanın Oskar'ı mı, Alman sinemasının Oskar Matzerath durumu mu?

Tevfik Tas
11/12/2017 Pazartesi

"Asıl acı olan, suya sabuna dokunmadan gölge dövüşü yapmaktır. Kerhen toplumsal eleştiri yapmak; 'kurumlar iyi de kimi yamuk tipler var' demektir. NSU davasında gün yüzüne çıkan polis-devlet-Naziler ilişki ağının gözden kaçırılarak, iki kafadara faturanın çıkartılması gayretidir. Acı olan budur."

Alman sineması, Günter Grass'ın Teneke Trampet romanında büyümeyi reddeden kahramanı Oskar Matzerath gibi, eril ama güdük kalmıştı.

Ticarî kaygıyı dindirme hedefli olduğundan kuşku duyulamayacak, güvenli sığınak televizyon diziciliği; Bavyera kırsalının harikûlade doğasını fon almış, balık hafızasını kendine rakip sayan Sinderalla kıvamındaki Heimat filmleri; ne uzayıp ne kısalan iddiasız Tatort polisiyeleri derken solgun Alman sinemasına gürbüz bir yönetmen doğdu: Fatih Akın.

Tipik olanla başlar Fatih Akın'ın son filmi ''Aus dem Nichts'' (Türkçe adlandırmasıyla, Paramparça): ''Eşiniz dindar mıydı? Eşiniz Kürt müydü? Eşiniz siyasi olarak aktif miydi? Eşinizin uyuşturucu ile ilişkisi var mıydı?''

Film, Alman polisinin göçmenlerle ilgili herhangi bir soruşturmada ilk ağızdan dile getireceği birkaç standart soru ile başlıyor yani.

Katja Şekerci rolünde, eşi çivili bomba düzeneği ile öldürülen Diana Krüger, soruların tamamını şaşkınlıkla dinliyor ve tamamını absürd bulduğunu belirtiyor.

Soruşturmayı yürüten başkomiser, öldürülen bir göçmen olduğuna göre kafasındaki alışkın olduğu şablonların isabetliliği konusunda, ısrarlıdır. Israrlıdır ısrarlı olmasına da, fevkalade de iyi niyetlidir.

Eşi göçmen de olsa sarışın, mavi gözlü Katja'ya Alman olduğu için içten içe yardımcı olma isteğiyle yanıp tutuşmakta mıdır, pek bilinmese de, Katja'ya hakikaten de yardımcı olur.

Katja Şekerci'nin maktul eşi Nuri (Numan Acar), dört yıl uyuşturucudan kodeste kalmıştır. Katja'ya uyuşturucu satan Nuri, daha sonradan ona aşık olmuş, içerideyken işletme okuyarak muhasebeci diploması alarak, Hamburg'un göçmeni bol bir semtinde tercüme, muhasebe bürosu, uçak bileti satan seyahat acentası karışımı bir işletme kurmuştur.

Daha sonradan, 2004 yılında  NSU (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) örgütünün, çivi düzenekli bombalı Köln ''Keupstrasse'' saldırısının sahnelendiği bu kesit, 20'den fazla insan ağır yaralanmış olsa da, gerçek olayda şans eseri hiç kimsenin ölmediği sahne ile uyumludur.

Fatih Akın - Hark Bohm ikilisinin senaryosunu yazdığı Aus dem Nichts ile faşist paramiliter yapılanma NSU'nun ilk ses getiren eyleminin sahnesi arasında ciddi benzerlikler vardır.

Göçmenlerin yoğun yaşadığı, işlek bir sokağa bomba düzenekli bir bisiklet bırakılmıştır. Beş yaşındaki oğulları Rocco'yu babasının bürosuna bırakan Katja, tesadüfen bomba düzenekli bisikleti kilitlemeden sokak lambasına dayayan Neo-Nazi kadına dönerek, ''Bisikletinizi bağlamayı öneririm. Keza, burada çalınabilir'' der.

Göçmenleri yoğun yaşadığı yerde bisiklet ya da bir başka şeyin çalınmasının yüksek ihtimal dahilinde olduğu şablonu filmde, bir kez de eşi göçmen olan Katja tarafından dillendirilmiş olur.

Yardımsever başkomiserimiz, Katja Şekerci'nin evine baskın düzenletir. Katja Şekerci, kararınca uyuşturucu kullanmaya devam etmektedir. Başkomiserimizin genellemeleri doğrulanmak üzere iken Katja Şekerci, ''Saldırıyı yapanlar Nazilerdi'' der.

Başkomiserin ezberi bozulur gibi olur. Ama tam da bozulmaz gibi(dir)...

SİYASİ DAVA, GAYRI SİYASİ DÜZLEME ÇEKİLİYOR

Eşkal belirtilir; hayırsever bir Alman olan Jürgen Möller (Ulrich Tukur) Neo-Nazi eylemci kadının kayınpederi, oğlunu polise ihbar eder.

Gerçek NSU davasında üç kişiden müteşekkil olan NSU örgütü (!), Fatih Akın - Hark Bohm filminde de, karı-koca çiftten ibarettir! Yunanistan'daki Altın Şafak faşistlerinden Niko'nun ''dayanışması'' dışında, ortada örgüt falan yoktur!

Kafadar karı–koca (Andre ve Edda Möller) Neo-Naziler...

Bir de Katja Şekerci'nin avukatının uluslararası faşist harekete atfen ettiği, ''Bunlar karşılıklı olarak birbirlerini düzerler'' sözü...

Sıska Alman sinemasına gürbüz aşısı yapan Fatih Akın'ın NSU davası okuması bundan ibarettir...

Siyasi bir dava, acılı anne/eş eğreltilemesi üzerinden gayrı siyasi bir düzleme taşınır.

Fatih Akın, Die Zeit gazetesi kültür servisinden Martin Schwickert'e verdiği röportajda bakın bu konu hakkında ne söylüyor: ''Aus dem Nichts, siyasi bir film olarak algılanmak durumunda değildir. Bundan çok daha fazlasıdır. Acıdır söz konusu olan. Maktulün yakınlarının duyumsadığı acı. Bu acı, önce baygınlık etkisi yapar. Ardından öfke; ve nihayetinde de şiddete dönüşür.''

Acıyı işlediğini iddia eden Fatih Akın, acının kaynağı olan siyasi düzlemi, kimi sahnelerde izleyiciye baygınlık veren yoğun duygu bombardımanı altında buharlaştırır.

Geriye, acılı bir anne, kederli bir eş kalmıştır.

BİO-ALMAN İZLEYİCİYE LİBERAL MASAL

Bio-Alman izleyici için, liberal masal böyle devam eder.

Filmin ikinci bölümü olan ''Adalet''te, sıkıcı hukuki kelime oyunları, duygusuz ifadeler, kanıt tanrısına tapma ayinleri işlenirken bile Fatih Akın'ın yargısı net değildir.

Mahkeme aslında işini yapmaktadır; ne yapsındı hakim ve mahkeme heyeti? Sanıkların avukatları sıkı bir adamdı. Mahkeme heyetine şüphe tohumları ekmeyi başardı; ve onlar da beraat verdiler.

Fatih Akın – Hark Bohm ikilisi burada da bize liberal masal okumaya devam etmektedirler.

NSU davasında mahkeme, ''Ortada örgüt yok, üç kafadar aşırı sağcı var'' palavrasını kamuoyuna ikna etmek için canla başla çalıştı; hâlâ da çalışıyorlar. Beş yılda altı tanık ya aniden ya da bilinmedik nedenlerle öldü. Dosyalar ''yanlışlıkla'' imha edildi. Deliller açıktan karartıldı. Ama hâlâ mahkeme işini yapıyor, öyle mi?

Bu yazı okunmadan, bu film de anlaşılamaz iddiasını öne sürmekte sakınca yoktur:  

Fatih Akın, bir başka söyleşisinde, ''Belgesel değil, film çektim'' diyerek NSU davası gibi reel sosyalizmin çözülme sonrasının en önemli anti-komünist paramiliter yapılanmasını sahne edinen bir filmi, melodram yüklü bir polisiyeye dönüştürür.

Sinema sanatçısı toplumsal gerçekliği elmadaki gıda gibi saklar; elma olmaktan çıkartılmış bir kurguyu sanatsal yaratım diye pazarlayamaz.

Fatih Akın, filmde acı kavramını, ''Bruce Lee'nin yumruğu gibi etkili yapıp, hedefe giden en kestirme yol'' olarak kurguladığını ifade ediyor.

Sözü geçen yumruk, kendi çağına tanıklık edip, taraf olmaya çalışan bir sanatçının vuruşundan ziyade, ''izleyici'' adı verilip nesneleştirilen toplama dönük algı rötuşları gibi durmaktadır.

Fatih Akın – Hark Bohm ikilisinin Aus dem Nichts'de işlediği en büyük suç, 'sanatsal üretimin özgünlüğü' bahanesi adına, dikkatleri düzen içerisinde güçlü bağları olan örgütlü faşist örgütlenmeden bireysel intikam ateşiyle yanıp tutuşan bir bağlama oturtmaya çalışmasıdır.

NAZİLER, NİNJA DÖVMELİ KATJA ŞEKERCİ'NİN BİREYSEL ÖCÜ MÜ?

Nihayetinde Katja Şekerci, eksik bıraktığı ninja dövmesini bedenine kazıtarak, bireysel intikam peşine düşer.

Hollywood etkisi muazzamdır!

Spiegel Online kültür bölümünden Hannah Pilarczyk, bundan dolayıdır ki film için, ''orta düzey polisiye'' nitelemesini tercih etmiştir.

Oysa Fatih Akın büyümeye direnen eril ama güdük Alman sinemasının Oskar Matrerath'ı durumunu aşmak için kolları sıvamamış mıydı?

Fatih Akın'ın soluksuz ve solgun Alman sinemasına kattığı en büyük katkı, Almanya'da yaşayan göçmenlerin ''dünyası''nı Bio-Alman izleyiciye açmasıdır.

Fransız Yeni Dalga'sı gibi işe başladı Fatih Akın. Düşük bütçeli, büyük konulu filmler... Tanınmamış oyuncular... Bütünlüklü senaryo...

Oysa o çıkışsızlığı, bireyciliği, kasvetli güz yağmurlarını o kadar sevdi ki, her şey tam tersine döndü: Bütçe büyüdü, konu küçüldü... Tanınmış oyuncular transfer edildi... Senaryo bütünlüğünü yitirerek, Bruce Lee'nin yumruğu gibi, izleyici avına çıktı...

'Sanatçının yaratı özgürlüğü' siyasi bir davayı, bireysel bir adli vakaya dönüştürerek, kişisel öç alma efekti yaratmak olmasa gerek.

Acılardan mı söz etti Fatih Akın?

Önce o acıları yaratan barbarlığın asıl kaynağı olan düzen(ek) kamera altına alınmalı. Ninja dövmeli Katja Şekerci'nin çıkışsız isyanı değil.

Asıl acı olan, suya sabuna dokunmadan gölge dövüşü yapmaktır. Kerhen toplumsal eleştiri yapmak; ''kurumlar iyi de kimi yamuk tipler var'' demektir. NSU davasında gün yüzüne çıkan polis-devlet-Naziler ilişki ağının gözden kaçırılarak, iki kafadara faturanın çıkartılması gayretidir. Acı olan budur.

Fatih Akın, sinemanın Oskar'ını da alsa, Alman sinemasının Oskar Matzerath'i olmaktan kurtulamıyor.

***

Aus dem Nichts (Paramparça), 2017 Cannes Film Festivali'nde büyük ödül Altın Palmiye için yarıştı. Diana Krüger, En İyi Kadın Oyuncu Ödülü'ne layık görüldü.

23 Kasım'da prömiyerini Hamburg'da yapan film, Şubat ayında Türkiye sinemalarında gösterime girecek.